Bütün distopyalar böyle başlamıyor mu?
Hiçbiri “Bugünden itibaren susuyorsunuz” diye başlamaz.
Hepsi, kimsenin arka çıkmayacağı bi grupla başlar.
Ve çok makul bi cümleyle:
“Biz aileyi koruyoruz.”
Takvime bakın…
11-12 Eylül:
Kaos GL ve LGBTİ+ örgütlerinin siteleri, hesapları kapatılıyor.
Gerekçe: Müstehcenlik.
13 Eylül:
“Ailem Güvende.”
15 il.
162 şüpheli.
9 dernek.
13 işletme.
İzmir’de 16 tutuklama.
Gerekçe: Çocukların, ailenin, toplum düzeninin korunması.
Kim karşı çıkar ki?
Zaten tam da karşı çıkması zor olduğu için kullanılıyor bu cümle.
Aynı günün akşamı…
Bakırköy 4. Sulh Ceza Hakimliği’nden erişim engeli kararları geliyor.
Listede kim var?
Evrensel Gazetesi.
Amnesty Türkiye.
Barış Akademisyenleri.
MLSA.
Ali İsmail Korkmaz Vakfı.
UMUT-SEN.
Gazeteciler Barbaros Altuğ, Özlem Akarsu Çelik, Yıldız Tar.
Koç, Sabancı, İTÜ öğrencileri.
Ve Sky News muhabiri Alex Crawford.
Bu kez gerekçe müstehcenlik değil:
“Milli güvenlik ve kamu düzeni.”
24 saatte 60’a yakın hesap.
Şimdi biri bana açıklasın:
Ali İsmail Korkmaz Vakfı’nın müstehcenlikle ne ilgisi var?
31 yıllık Evrensel, hangi çocuğu neyden koruyor?
Amnesty ve ALİKEV, BBC Türkçe’ye aynı şeyi söylüyor:
“Bize hiçbir bildirim yapılmadı. Neden engellendiğimizi bilmiyoruz.”
Bilmiyorsanız itiraz edemezsiniz.
İtiraz edemiyorsanız kendinizi savunamazsınız.
Mekanizma hep aynı.
Önce kimsenin savunmak istemediği bir grup için bi kapı açılır.
Toplum susar.
“Onlarla ilgili” der.
Sonra o kapı açık kalır.
Ve bi bakarsınız gazeteciler, vakıflar, öğrenciler de o kapıdan geçiriliyor.
Bir günde…
Aynı mahkemeden…
Sadece gerekçe değiştirilerek…
Bunu “Ülkemiz distopya oldu” demek için yazmıyorum.
Olmasın diye yazıyorum.
Çünkü bir mekanizmanın nasıl çalıştığını görmenin en doğru zamanı, henüz sizi kapsamadığı zamandır.