Hafta sonu Türkiye genelinde eğlence mekanlarına ve derneklere baskın yapıldı.
Soruşturmanın konusu olarak sıralananlar: Fuhuşa aracılık edenler, buna ortam sağladığı değerlendirilen işletmeler, müstehcen içerik üretip yayanlar, çocukların bu içeriklere maruz bırakılması.
Buraya kadar bir itirazım yok.
Olamaz da.
Çocuğa uzanan ele, fuhuş şebekesine, kirli paraya kimsenin gözünün yaşına bakılmasın.
Ama cümle burada bitmiyor.
Adalet Bakanı şöyle diyor: “LGBT ve ahlaksızlığı teşvik eden derneklere ilişkin, MASAK incelemelerinde bazı derneklere yurt dışındaki kamu kurumları ve yabancı kuruluşlardan yüksek tutarlarda fon aktarıldığı tespit edilmiştir.”
Ve ekliyor: Bu paranın kaynağı ve soruşturmaya konu faaliyetlerle bağlantısı araştırılıyor…
Araştırılıyor…
Yani ortada henüz kurulmuş bir bağ yok.
Bir iddia var, bir de araştırma.
Ama baskınlar çoktan yapıldı.
Baskınlarla 10’dan fazla LGBTİ+ aktivisti gözaltında.
Şimdi o cümledeki tek kelimeye dikkat edin: “LGBT ve ahlaksızlığı teşvik eden dernekler.”
O “ve” masum bir bağlaç değil.
Çünkü o bağlaç, bir kelimeyi diğerinin yanına koyup ikisini aynı şey haline getiriyor.
LGBT, cümlenin içinde ahlaksızlığın yanına oturtuluyor.
Yan yana yazılınca eşitleniyor.
Ve bu cümle, fuhşun ve çocuk istismarının sıralandığı paragrafın hemen ardından geliyor.
Bakın, ben bunu neden yazıyorum:
Fuhuş suçtur.
Çocuk istismarı suçtur.
Kara para suçtur.
Bunları savunan bi tek insan tanımıyorum.
Ama bi derneğin yönetim kurulunda olmak suç değil.
Yurt dışından bildirimli fon almak da tek başına suç değildir, kanun bunu düzenler, binlerce dernek yapar.
Peki ne oluyor?
Suç olanla suç olmayan aynı torbaya konuyor. Aynı başlığın, aynı basın açıklamasının içine…
Ve o torbanın üstünde “Ailem Güvende” yazıyor.
Kim itiraz edebilir ki?
İşte tam da bu yüzden itiraz etmek lazım! Çünkü o başlığa itiraz edemezsin diye kurgulanmış.
İtiraz edersen çocuğu savunmuyorsun sayılıyorsun.
Biz bu ülkede çok şey öğrendik.
Onaylamadığın hayatı yaşayan insanın hukukunu savunmak, onun hayatını onaylamak değildir.
Hukuku savunmaktır.
Ve hukuk bölünmez, birine kesildiği gün herkese kesilmiştir.
Şimdi iddianameyi bekleyeceğiz, biliyorum. “Sabret, çıkacak” denecek.
Ama sürecin kendisi zaten ceza.
Gözaltı ceza.
Kapı kırılması ceza.
Adının o cümlenin içinde geçmesi ceza.
Beraat etsen bile geri gelmiyor.

Bu akşam çok tatlı bi moderatörlük yaptım.
Aptamil Çocuk Devam Sütleri’nin yeni kampanyasının lansmanında, Karsu ve Aptamil Pazarlama Lideri Nida Benan Özer’le sahnedeydik.
Kampanyanın cümlesini de çok sevdim:
“Sevginiz standartları yükseltir, uzmanlığımız ona ulaşır.”
Çünkü çocuk olunca, gerçekten çıta başka bi yere çıkıyor. Daha iyisini istiyorsun. Daha çok araştırıyorsun. Daha çok soru soruyorsun.
Ve Karsu.
Ne kadar sahici, ne kadar doğal, ne kadar eğlenceli bi kadın!
Ama aynı zamanda acayip disiplinli, çalışkan ve çooooook yetenekli.
Oğlu Blues’u anlattı bize…Annelikle nasıl değiştiğini, nasıl bi anne olduğunu…
Sonra gecenin sürprizi geldi.
Blues doğmadan BİR GECE ÖNCE bestelediği şarkıyı piyanoda çaldı.
İşte orada hepimiz biraz gittik, çok çok etkilendik, nefistiii…
Karsu şimdi de o güzel sesiyle Aptamil’in yeni kampanyasına hayat veriyor.
Bu arada bi de benim için gecenin ayrı bi güzelliği vardı :)))
Aptamil’in Genel Müdürü Cem Küçükcan, Tarsus Amerikan’dan iki sınıf küçüğüm. Ekipte başka TAC’liler de var. E haliyle biraz okul, biraz Adana muhabbeti de yaptık.
Ama hikaye burada bitmiyor…
Ekim’de bu ekip Hollanda’ya, Utrecht’teki Nutricia Anne Sütü Araştırma Merkezi’ne gidiyor.
50 yılı aşkın süredir anne sütü ve bebek beslenmesi üzerine araştırmalar yapılan merkeze…
Ben?
Tabii ki peşlerinden gidiyorum.
Bilimin mutfağında neler oluyor, neyi nasıl araştırıyorlar, ne biliyorlar, biz ne bilmiyoruz… Hepsini kurcalayacağım.
Utrecht’ten bildiririm artık!