DÜNYA KUPASI 2026 72 Maç 48 Takım 12 Grup ⚽ Canlı Sonuçlar Fikstür 🏟️ Stadyumlar Hikayeler Keşfet → Dünya Kupası 2026 DÜNYA KUPASI 2026 Keşfet →

Günlük: Üç Görsel, Bir Çağın Hikâyesi

19 Temmuz 2026

(“Toplum öylesine sahteleşti ki, gerçek artık insanları rahatsız ediyor.”)

1/

Ortak hakikati kaybetmeden önce, ortak anlam dünyamızı kaybetmeye başladık.

Bazen tek bir görsel, uzun makalelerin anlatamadığını düşündürür. Son günlerde rastladığım ve bu yazıya eklediğim onlardan birkaçı, ilk bakışta birbirinden kopuk görünse de bana aynı hikâyenin farklı yüzleri gibi geldi.

Onları birbirine bağlayan şeyin, modern insanın hakikatle, ahlâkla ve birbirleriyle kurduğu ilişkinin geçirdiği dönüşüm olduğunu düşünüyorum.

İlk görsel bana göre yalnızca sosyal medyadaki “yalan dünyayı” değil, içinde yaşadığımız kültürel iklimi de anlatıyor.

Post-modern düşünce, hakikatin tek ve değişmez olduğu fikrini tartışmaya açtı. Onun içinden yükselen siyaseten doğruculuk ve daha sonra “woke” kültürü ise, iyi insan olmayı giderek uygun kelimeler kullanmakla, doğru sembolleri sergilemekle ve görünür olmakla ilişkilendirdi.

Böylece ahlâkın ağırlık merkezi yavaş yavaş eylemden söyleme kaydı.

Artık kimi insanlar için “ayine” işi değil; bizzat kendilerinin -kendilerine-anlattığı hikâyeler oldu.

Sonuçta insanlar hakkında ne yaptıkları kadar, hatta bazen ondan da fazla, nasıl konuştuklarıyla ve ne yapar göründükleriyle yargıya varılıyor.

Hakikatin rahatsız edici tarafı tam burada ortaya çıkıyor.

Çünkü gerçek çoğu zaman konforumuzu bozar; en azından bizi huzursuz eder.

Buna karşılık sloganlar, sembolik duyarlılıklar ve bunların sağladığı görünürlük, insanlara gerçek sorumluluklarla yüzleşmekten çok daha kolay geliyor.

Bu yüzden giderek hakikatin kendisi değil, hakikatin yarattığı rahatsızlık sorun olarak görülüyor.

“Her şeyden alınan.

Hiçbir şeyden utanmayan.

Her şeyi hak ettiğini düşünen.

Hiçbir şeye katkıda bulunmayan.”

2/

Bu da günümüz kültürüne yöneltilmiş sert ve tartışmalı bir eleştiri.

Bana göreyse, hayatımızda zaman zaman karşılaştığımız belirli bir insan tipinin son derece isabetli bir özeti.

Belki sorun saptırıcı mesele yalnızca “woke” ya da siyaseten doğruculuk değildir.

Asıl mesele, bunların da etkisiyle ahlâki pusulanın yön değiştirmesidir.

Kendisine düşen sorumluluğu göre göre, yaptığı gerekçelendirmelere sığınarak “Benden işte bu kadar!” diye işin içinden sıyrılmaya çalışan birkaç insanla karşılaştım.

Ama o “kadar”ın ötesini görmezden gelmenin bir insana gerçekten yakıştığını veya değer kazandırdığını pek görmedim.

Belki de bugünün en büyük kırılmalarından biri, genç kuşakların ailelerinden (önceki zihniyetten) devraldıkları değerlerle, içinde yaşadıkları kültürün onlardan talep ettiği değerler arasında sıkışmalarıdır.

Aile, dürüstlüğü, ideal sahibi olmayı, sadakati ve sorumluluğu öğretiyorsa; dijital kamusal alan görünürlüğü, anlık hazları, onay almayı ve güncel söyleme uyumu ödüllendiriyor.

Böylece aynı evde yaşayan insanlar bile zamanla farklı ahlak sözlükleriyle konuşmaya başlıyor.

Ortaya çıkan yalnızca fikir ayrılığı değil; ortak anlam dünyasının daralması ve post-modern zihniyetin çoğu zaman yücelttiği müphemlik.

Çoğu zaman anlaşamıyor olmamızın nedeni farklı düşünmemiz değil; dünyayı farklı ahlâki referanslarla okumamız.

Belki de bugün sevdiğimiz insanlarla bile zor anlaşmamızın sebeplerinden biri budur.

“İslamofobi büyük bir sorun.”

3/

Görselde “beyaz feminist” olarak tanımlanan gülen yüzlü kadın yanındakine dönerek bunu söylüyor.

Yanındaki kişi kan ve keder içinde; üzerine ise “Orta Doğulu kadınlar” yazılmış.

Bu son görsel, söylem düzeyindeki duyarlılıkla fiilî acılar arasındaki mesafeyi trajikomik bir dille sorguluyor.

Bence üç görsel de aynı soruyu farklı cümlelerle soruyor:

Hayatın değerini zamana, hakikatin değerini söyleme, ahlâkın değerini ise görünürlüğe indirgediğimiz bir çağda gerçekten daha iyi insanlar mı olduk; yoksa yalnızca kendimizi iyi hissettiren cümleler kurmayı mı öğrendik?

Bana kalırsa bugün üzerinde en çok düşünmeye değer sorulardan biri bu.

Verilecek cevap yalnızca siyaseti değil; aileyi, dostluğu ve gelecek kuşaklarla kuracağımız ilişkiyi de belirleyecek.

Merak ediyorum… 

Elinden gelebilecek olanı bilip ama  esirgeyerek elini taşın altından hep usulca çekmiş, yalnız kendine bir görüntü kurmak için yaşadığını görmek istememiş bir insan, bir gün kendini gölgesiz bir ağaç gibi hisseder mi?

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.