Bundan tam 54 yıl önce, yine Mayıs ayında Türk demokrasi tarihinde çok önemli bir olay yaşandı.
O gün Cumhuriyet Halk Partisi’nin “5’inci Olağanüstü Kurultayı” yapılıyordu.
Vikipedia’da o kurultayla ilgili maddeye girdiğiniz zaman açılan sayfada şu ifadeleri görüyorsunuz:
Cumhuriyet Halk Partisi
Oluşum: 4 Eylül 1919.
İlk Başkanı: Mustafa Kemal Paşa.
5 Mayıs’ta yapılması gereken kurultay, Genel Başkan İsmet İnönü’nün bir gün önce kalp krizi geçirmesi üzerine bir gün ertelenmişti.
Ertesi gün, saat 11’te Kurultay bizzat İsmet İnönü tarafından başlatıldı.
Konu, partinin “Ortanın Solu” politikasına geçişiydi.
Partinin genel başkanı Ortanın Solu programına karşıydı, genel sekreteri ise bunu savunuyordu.
7 Mayıs günü, Parti Meclisi’nin “Ortanın solu” programı için güvenoyuna gidildi.
1221 delege oy kullandı.
706 delege Parti Meclisi’ne güven oyu verdi.
Güvensizlik oyu verenler 506’da kaldı.
Böylece Atatürk’le Kurtuluş Savaşı’nı yapan, partiyi birlikte kuran ve o gün CHP’nin genel başkanlık koltuğunda oturan İsmet İnönü. Kurultay’da yenilmiş oldu.

Peki ne yaptı o Kurtuluş Savaşı Kahramanı İnönü?
8 Mayıs günü CHP Genel Başkanlığından istifa etti.
O Kurultay’dan tam bir hafta sonra CHP “6’ıncı Olağanüstü Kurultayı” yapıldı.
Bülent Ecevit partinin üçüncü genel başkanı seçildi.
Böylece CHP’de “Milli Şeflik” dönemi kapandı.
Peki bu kurultaydan sonra İsmet İnönü ne yaptı?
Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi gibi mahkemeye mi başvurdu?
Kendine, onun bunun parası ile bir yazıhane açıp, orada partisine karşı gerilla savaşı mı yaptı?
Partisini polise şikayet edip, bastırıp, biber gazıyla içeri girilmesi için başvuruda mı bulundu?
Bütün bunları yaptırıp, sonra gelip harabeye dönmüş ve iktidarın karargahı haline gelmiş o binada koltuğuna tekrar oturdu mu…

Hayır.
Büyük İsmet İnönü, Türkiye’yi çok partili hayata geçiren o büyük genel başkan, kendisini kurultayda yenilgiye uğratan Bülent Ecevit’i kutladı…
Hayatının geriye kalan bölümünde partinin işlerine hiç müdahelede bulunmadı.
O İnönü ki, sadece kendi partisi içindeki bir demokratik seçimi kaybetmişti.
Ve onun gereğini yapmıştı.
Bu parti işte böyle muazzam bir demokratik geleneğin, teamülün, zarafetin ve mertliğin kalesiydi.
14 Mayıs 1972 günü, seçim sonuçlarının belli olması üzerine yeni genel başkan Ecevit kürsüye çıkarak teşekkür konuşması yaptı.
Sözlerine “Atatürk’ün ve İnönü’nün kurmuş ve yönetmiş oldukları partiye genel başkan seçilmenin ağır bir sorumluluk olduğunu” söyleyerek başladı ve şöyle devam etti:
“Bir siyasal kuruluş, halka dayandığı ve örgütünün gücü ve etkinliği arttığı oranda sağlam ve demokratik bir kuruluş olur. CHP bugün her zamankinden daha çok halka dayanmaktadır. “
Sözlerinde haklıydı.
O günden sadece 10 ay sonra 12 Mart 1973 yılında genel seçimler yapıldı.
CHP o seçimde oyların yüzde 34’ünü alarak birinci parti oldu.
Ondan 4 yıl sonra, 5 Haziran 1977 seçiminde ise CHP oylarını yüzde 41.4’e çıkararak 7 puan daha arttırdı.
Evet bundan 54 yıl önce Atatürk’ün kurduğu partide işte bu yaşandı.
O partinin duvarlarında hala Atatürk, İnönü ve Ecevit’in fotoğrafları asılıysa bu geleneğin, bu siyasi hafızanın eseridir.
Dün o binada sonuna kadar direnen bir başka genel başkan vardı.
Özgür Özel…
Tıpkı Ecevit gibi Özel de seçildikten 5 ay sonra ilk siyasi sınavını verdi.
Ve tıpkı Ecevit gibi, genel başkan olarak girdiği 31 Mart 2024 seçiminde yüzde 35 oyla CHP’yi birinci parti yaptı.
Ve artık herkes şundan emindi.
En geç 2 yıl sonra gireceği ikinci seçimde, Ecevit gibi o da oylarını yüzde 40’ların üzerine taşıyacak.

Dün o binanın önüne toplanan ve kim olduğu belli olmayan kalabalığı, sonra da “Devletin Anayasal düzenini de korumakla görevli“ olan polis gücünü biber gazlı, plastik mermili hoyrat bir operasyonla binaya girerken seyrederken yakın tarihimizin bu ders dolu sahnelerini hatırladım.
Ve CHP’yi birinci parti yapan Özgür Özel, yağmur altında, sırılsıklam Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yürürken, bir de 15 Temmuz gecesi geldi gözümün önüne.
Şimdi gelip o binaya oturacak eski genel başkan 15 Temmuz gecesi pek ortada yoktu.
Ama o binadan biber gazı, cop ve plastik mermiyle çıkarılan Özgür Özel, o gece bombalanan Meclis’i açık tutmak için ölüm pahasına o binada demokrasi nöbeti tutan ilk milletvekillerinin başındaydı.
Yani orayı “Gazi Meclis” olarak koruyan demokrasi nöbetçilerindendi.
AKP’lilerin, iyi, çok iyi düşünmesi gereken bir sahnedir bu…

Polis o binaya girerken bir de 17 Aralık 2004 gecesi aklıma geldi.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasında tam üyelik müzakerelerinin başlama kararının alındığı o muhteşem gece…
“Nereden nereye” dedim…
Hepimiz için öyle umut verici bir geceydi ki, tam bir CHP’li olan kayınvalidem rahmetli Perihan Oral bana telefon edip, “Ertuğrul çocuklarımızın geleceği için alınan bu karar dolayısıyla lütfen benim adıma Sayın Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’e teşekkürlerimi ilet” demişti.
Böyle olağanüstü bir “Millet gecesiydi…”
Hepimize işte böyle güzel ülke vaadeden bir başlangıçtı.
Dün milletçe seyrettiğimiz o sahneler AKP için hüzünlü bir finaldi sanki…
2002’de büyük demokrasi vaadi, Türkiye’yi Avrupa Birliğine sokma sözü, ülkedeki adaletsizlikleri, askeri darbeleri bitirme yemini ile iktidara gelmiş bir hareketin hazin finalini seyrettik dün canlı yayında.
Şundan kendim kadar eminim.
AKP’nin kurucu babaları, içinde hala vicdan ve hukuk kalmış üyeleri de bu hazin sahneyi aynı hüzün ve endişe ile seyretmiştir dün ülkenin birincisi partisinin, kapılarının balyozlarla kırılıp, biber gazı ve plastik mermilerle fethedilişini seyrederken.
Çünkü seyrettikleri sahne, AKP’nin kuruluş ideallerinin yerle bir edilmesiydi.
Biber gazına boğulmuş o CHP binası, aynı zamanda AKP binasının da çöküşüydü.
Dün ülkenin başkentinde, Avrupa’nın en büyük sosyal demokrat partisine, Türkiye’nin birinci partisine yapılan bu muameleden sonra artık Kemal Kılıçdaroğlu diye bir karakter, bir şahsiyet, bir şahıs da kalmamıştır.
Bu partinin Kurtuluş Savaşı kahramanı ikinci genel başkanı bir güvenoylamasında 200 farkla kaybedince istifa etmişti.
O 13 kere kaybettiği seçimden sonra partisinin kurultayında 300’e yakın oyla kaybettikten sonra şimdi o binaya iktidarın polisi ve biber gazı ile girmeyi kabullenecek kadar küçülmüştü.
Ama bilmeli ki;
Biber gazlarıyla dumana gark edilmiş o binada artık iktidarın hayaletinden başka kimse oturamaz.
Oturacak zat da ancak o hayaletin kucağına oturabilir.
Dünkü operasyonla, Kemal Kılaçdaroğlu, genel başkanmış gibi yaparak bir kurultaya kadar geçecek iki üç aylık intikam hazzını yaşama şansını bile kaybetti.
Ondan geriye sadece CHP’ye değil, Türkiye Cumhuriyeti ve demokrasisine de yaptığı muazzam tahribatın enkaza dönüşmüş bir portresi kalacak.
Peki bundan sonra ne olacak?
Uzun yaşamış bir insan olarak söyleyeyim.
Bence AKP, 19 Mart’tan sonra, tarihinin, ikinci büyük hatasını yaptı.
Çünkü bu olay, AKP’nin artık dürüst bir seçimi kazanma umudunun kalmadığını gösteren apaçık bir çaresizliğin ifadesiydi.
Artık önünde iki ihtimal var.
Ya, Saddam Hüseyin-Hafız Esad veya Venezuella tarzı bir “Güya seçimli” rejime dönüşmeyi kabullenmek.
Ya da dürüst bir seçim yaptığı taktirde, sonucu şimdiden belli, 31 Mart’tan daha ağır bir seçim hezimeti…
Çünkü dürüst bir seçim yapılırsa, 1972 ile 1977 arasında bu ülkede seçimlerde ne olduysa yine o o olacak.
Oysa 2002’de çok güzel başlayan bu hareketin daha da güzel bir finali olabilirdi.
Ve keşke öyle olsaydı…
25 Mayıs 2026 - Bu fotoğraflara iyi bakın, o günden 10 ay sonra ne olduysa yarın da o olacak
24 Mayıs 2026 - Nükhet Duru 51 yıl sonra niye “Beni Benimle Bırakma” dedi?
23 Mayıs 2026 - Bu fotoğraf bir Türk başarı hikayesidir, bu gece hep birlikte sevinelim
23 Mayıs 2026 - 24 yılda yaratılan ‘Dindar nesil’ yüzde kaç ve kaç kişi?