Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Oscar töreni izlenimleri, “After Party” dedikoduları ile başlıyor.
Oscar sonrası yemekleri yapan ünlü şef Wolfgang Puck’la artık dost olduk.
Bu yıl da yemeğin tabak ve servis takımı sponsoru Karaca şirketi.
Karaca’nın patronu Fatih Karaca artık buranın müesses nizamına girmiş.
Gelecek yıl için de bir sürprizi olacak.
Onu birazdan anlatacağım.

Ama önce dün Oscar yemeklerinin sunumunda Wolfgang Puck ve oğlu ile yaptığımız sohbeti anlatayım.
Bu arada şunu da ekleyeyim.
Wolfgang bu yıl bize bir sürpriz yaptı ve bir yandan sohbet ederken bir yandan da bize olağanüstü bir Wagyu et pişirdi.

Tadını size anlatamam.
O eti pişirirken sordum:
“Bunca yıl dünyanın en ünlü sinema oyuncularına ve yönetmenlerine yemek yapıyorsunuz. Sizin restoranlarınıza geliyor. Hollywood ünlüleri arasında gustosu en iyi ünlü kimdir?”
İlk cevabı şu oldu:
“Bugünden değil geçmişten bir ünlü var. Hollywood’un gelmiş geçmiş en iyi yemek gustosu olan ünlüsü Orson Welles’di.”
Fransız şarabı konusunda da uzmandı.
Evet bu benim de bildiğim bir şeydi. Hatta hayatının son döneminde televizyonda yemek yorumları bile yapıyordu.
Yani o Hollywood’un Vedat Milor’uydu.

“Peki bugünden kim” diye ısrar ettim.
Mesela Robert de Niro’’nun yemeğe çok düşkün olduğunu okuyorum hep.
Wolfgang ise biraz düşündükten sonra, “Leonardo di Caprio” dedi.
O da yemek konusunda iyimiş.
Di Caprio’nun annesi İtalyan kökenli. Ailesi Napoli kökenli.
Yani yemeği ve müziği seven insanlar.
Robert de Niro ise hem anne hem baba tarafından İtalyan kökenli.
Ailesi Sicilya’dan göç etmiş. Messina bölgesinden.
Yani ikisinin de gurman olması normal.

Tam o esnada oğlu Olivier söze girdi ve “Bana göre Keanu Reeves” dedi.
Keanu Revees iyi bir gurmanmış. “Ama onun asıl özelliği şarap. Şarap konusunda çok çok iyi bilgisi var” diye devam etti.
Keanu Reeves Matrix’deki Neo ve John Wick filmindeki karakteri ile sinema tarihine geçti.
Onun ailesi ise Hawai ve İngiltere’den.
Ama doğum yeri Beyrut…
Bana sorarsanız en ünlü gurme Stanley Tucci.
Onun harika bir İtalya gurme dizisi bile var.
Ayrıca ünlü bir kadın şefi canlandıran Merly Streep’i ve yemek kitabı yazan, kendi adına konserveler yapan Paul Newman’ı da unutmamak lazım.
Baba filminin oyuncusu Sofia Coppola, yönetmeni Francis Ford Coppalo da gurme ekibinden.
Ve tabi ki Gwyneth Paltrow…

Wolfgang her yıl menüye Türk yemekleri de koyuyor.
Değişmez iki Türk yemeği var.
Pide ve baklava.
Bu yıl sunum için hazırladığı pide yumurtalıydı. “Pideyi ‘Türk pizzası diye sunuyorum” diyor.
Ancak onun menüye koyduğu Türk yemekleri arasındaki favorisi banko fıstıklı baklava.
Bu yıl sırf onun için Türkiye’den özel tatlı şefi getirmiş. “Baklavayı Gaziantep’ten getirmek yerine burada yapmayı tercih ediyorum” diyor.

Geliyorum yılın sürprizine…
Bizim için, bu yıl Oscar yemeğinden gelecek en sürpriz fotoğraf ise Wolfgang Puck ile Türkiye’nin iki Michelin yıldızlı şefi Fatih Tutak’ın birlikte et pişirirken çekilen kare olacak.
Fatih Tutak’ın bu sunumda olmasının özel bir nedeni var.
Çünkü gelecek yıl Oscar töreninden sonra dünyanın en ünlü aktör ve sinemacılarına verilecek yemekte kullanılacak Tark tabaklarının arkasında Fatih Tutak’ın ünlü restoranı “Turk” adı olacak.
Karaca, Fatih Tutak’a özel bir yemek servisi takımı tasarımı yaptırmış.
Tasarım onun restoranın adını taşıyor.
Çok güzel ve bana “Göbeklitepe” rengini hatırlatan bir renkte. Ancak yan ve iç tarafı çok ince ve mat bir kırık beyaz porselenle kaplı.
İşte bu tabak takımının da dün buradada sunumu yapıldı ve çok beğenildi.
Yani gelecek yıl bu tabaklar kullanılacak.
Kim bilir belki Fatih Tutak kendisi de Oscar menüsüne bir kaç katkıda bulunur.
İsterseniz biraz da Hollywood dedikodularına geçeyim.

Buraya geldiğimden beri en çok konuşulan konulardan biri Lisa Minelli.
Ünlü aktrist 80 yaşına geldi.
Son 20 yılda alkolizm ve sağlık sorunları ile çok uğraştı.
Geçen salı günü hatıralarını yazdığı kitabı yayınlandı.
Kitabın ilginç bir adı var:
“Kids, Wait Till You Hear This..”
Yani “Çocuklar, şu anlatacağımı dinleyinceye kadar bekleyin..”
Gerçekten de ilginç şeyler anlatıyor…
Mesela bugüne kadar beraber olduğu erkekleri anlatıyor.

Eğlenceli bir kadın.
Bir ara aynı günlerde iki ayrı erkekle nişanlanmış, sonra bir üçüncüsü ile evlenmiş.
“1976 yılında “New York, New York” filmini çekerken, filmin yönetmeni Martin Scorcese ile bir ilişki yaşamış.
“Marty şeytani derecede çekici bir adamdı” diyor.
Ancak ilişkileri pek öyle sakin olmamış.
“Bir lazanyadan bile daha karmaşık bir şeydi” diyor.
Ancak yılllar sonra aralarından tuhaf bir şey geçmiş.
Lisa Minelli’nin ağzından dinleyelim:
2014 yılında Cannes Film Festivali sırasında karşılaşmışlar.
“Elini sıkmak için ona doğru ilerledim ama o beni görmezden geldi sırtını dönüp gitti” diyor.
Lisa Minelli bu salı yani 17 Mart günü Los Angeles’e geliyor.
Kitabını da anlatacak.
Sanıyorum ilginç bir sohbet olacak.
Ama ne yazık ki ben 16 gecesi buradan Londra’ya uçuyorum.

Gelirken yanımda Vanity Fair’in eski genel yayın yönetmeni Graydon Carter’ın kitabını da getirdim.
Özellikle Oscar after party hikayelerini ondan okudum.
Ben derginin efsane genel yayın yönetmeni Graydon Carter’ın yalancısıyım..
Parti sırasında arkadaşı ünlü dekoratör Nicky Haslam tuvalete gitmek istemiş.
Carter “ben de gidiyorum sana yol göstereyim” demiş.
Pisuarın başında Haslam “Biliyor musun biraz önce salonda hem Ava Gardner hem Lana Turner’la yatmış üç adam gördüm” demiş.
Kimler?
Artie Shaw… Bob Evans.. Ve Kirk Douglas…
Artie Shaw Amerikan. Az tarihinin en ünlü klarnetçilerinden.
Bob Evans, Godfather, Chinatown ve Love Story filmlerinin yapımcısı…
Kirk Douglas’ın kim olduğunu yazmam gerekmiyor herhalde…
Haslam sözünü şöyle tamamlamış:
“Ben maalesef ikisinden sadece biriyle yattım…”

Vanity Fair After Party’lerine davet edilmek çok prestijli bir şey.
Bazılarına göre Oscar’ın en önemli after partisi bu.
Bir yıl masalara küçük aydırlatma lambaları koymuşlar.
Davetlilerden biri bunu cebine koyup ayrılırken kapıda yakalanmış.
Nazikçe geri istemişler o da vermiş.
Bu davetli daha sonra Oscar ödülü kazanacak olan aktör Adrien Brody’miş.
Graydon Carter “Ama cok nazik bir insandı. Beni her gördüğünde hala özür diliyor” demiş.
Bir de masalara konan porselen kül tablaları ve Zippo çakmaklar varmış.
Onları herkes cebine atıp götürüyormuş.
“Zaten biz de götürmelerini istiyorduk. Reklamımız oluyordu” diyor.
Hiç bilmiyordum.
Meğer “Türk sigara şapkası” diye bir şapka türü varmış.
En ünlü dergilerini çıkaran, Conde Nast grubunun en önemli dergi yayıncılarından biri evine insanları davet edince başına bir “Turkish Smoking Hat” (Türk Sigara şapkası) takarmış.
Sözünü ettiğim kişi ünlü seyahat yazarı ve Conde Nast Traveller dergisinin uzun yıllar genel yayın yönetmenliğini yapmış Leo Lerner.
Hayatımda hiç sigara içmediğim için böyle bir şeyin varlığını ilk defa Graydon Carter’dan öğrendim.
Meğer Osmanlı tarzı fes veya püsküllü fese benzeyen bir şeymiş.
Yarın Oscar gecesi.
LA’den gözlemler devam edecek.