Türkiye önceki hafta, bütün dünyada konuşulan iki olayı yaşadı.
Biri çok ses getiren “Antalya Diplomasi Forumu”ydu.
Hem organizasyon, hem katılım düzeyi ve hem de sonuçları itibariyle Türkiye açısından çok getirisi olan bir platformdu.
İkincisi ise görülmekte olan Silivri davalarıydı.
Bu da özellikle Avrupa’da çok konuşuldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın o forumda yaptığı konuşmada,
şu an dünyanın içinde bulunduğu bunalımı anlatırken aynen şunu söylüyor:
“Buradaki esas sorun seçici davranan adalet, araçsallaştırılmış ilkeler ve güç ilişkilerine mahkûm edilmiş müşterek değerlerimizdir.”
Konuşmanın bu bölümünde Erdoğan’ın konuşmasını 5 kavram üzerine inşa ettiği görülüyor:
“Adalet”, “İnsan Hakları”, “Ahlak”, “Vicdan” ve “Güç…”
Cumhurbaşkanı Antalya’da bu konuşmayı yaparken, Silivri’de Türkiye Cumhuriyeti tarihinin, “Yassıada’dan sonraki en büyük ikinci siyasi davası” görülmeye devam ediyordu.
Davayı izleyen arkadaşlarımız, çok ihtiyatlı biçimde, orada “Değişen bir psikolojiden” söz etmeye başladılar.
Tanık ve itirafçıların çekilmeye başladıkları, iddianamamedeki bir çok şeyin çürütüldüğü, kısaca iddianamenin çökmekte olduğu anlatılıyor.
Öyleyse bu iki gelişmenin ışığında kamuoyu son bir ay içinde Türkiye’ye nasıl bakıyor?
Önümde, güvendiğim araştırma şirketlerinden biri olan Panorama’nın Nisan ayı araştırması sonuçları duruyor.
Ayrıntılara girmeden hemen genel durumu özetleyeyim:
Bu son 1 ay içinde;
(*)BİR: Bu davaların hukuki olduğuna inanların oranı düştü.
(*)İKİ: Bu davaların siyasi olduğuna inananların oranı daha da arttı.
(*)ÜÇ: Bu davaların bazı siyasilerin seçime girmesini engellemek için açıldığını söyleyenlerin oranı yükseldi.
(*) DÖRT Bir de 19 Mart tutuklamalarından sonra geçen 12 ay içinde “Adalete güvenmiyorum” diyenlerin oranı 9 puan yükseldi.
Şimdi ayrıntılarını vereyim:
(*) İBB Davaları hakkındaki görüşünüz nedir?

Sizce bu davaların gerekçesi nedir?

Bugün için Adalete güveniyor musunuz?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son 2 ay içinde dış politika ve diplomasi alanında çok etkili işlere imza attı.
İran politikasını başarıyla ve Türkiye’nin başını derde sokmadan götürdü.
Nitekim bu onun dış politikasına güven oyunda artışa yol açtı.
Ama iç politikada durum böyle değil.
(*) Bu son bir ayda “Türkiye’nin en önemli sorunu ekonomidir” diyenlerin oranı yüzde 40’dan yüzde 52’ye yükselmiş.
(*) “Maaş almazsam bir ay bile idare edemem” diyenlerin oranı son 1 ayda yüzde 52’den 53’e çıkmış. Yüzde 17, “Ancak 1 ay idare edebilirim” diyor.
Bunun sonucunda da “Bugün seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz” konusunda da bir kilitlenme var.
AKP ve CHP oyları başabaş.
Yani bugün için Türkiye’nin tek başına iktidar olacak bir partisi yok.
Kimsenin de “Bu ülkede milli iradeyi ben temsil ediyorum” deme durumu yok.
Şimdi Cumhurbaşkanının Antalya Forumu konuşmasına geliyorum.
Cumhurbaşkanının konuşmasının ana temeli şu dört kavram üzerine kuruluydu:
“Adalet”,”İnsan Hakları” “Ahlak”, “Vicdan” ve “Güç…”
Ama konuşmayı dikkatle analiz ederseniz, bu kavramları hep “Uluslararası ilişkiler” açısından kullanıyor.
Oysa anketler açıkça gösteriyor ki, onun ve Türkiye’nin bu kavramlara asıl iç politikadaki ilişkileri yürütme konusunda ihtiyacı var.
Ve bu ihtiyaç Nisan ayında kendini en belirgin şekilde “Silivri davalarında” gösterdi.
Panaroma sonuçları çok ilginç, çok açık, çok net.
Bence sayın Cumhurbaşkanının bu retoriği artık iç politikada bu eksene çevirmesinde hepimiz açısından büyük yarar var.
Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın son açıklaması da AKP’nin, fabrika ayarlarına dönüş yolunda yürümesi gereken istikameti açıkça gösterdi.
Şuna kesinlikle inanıyorum.
Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat var.
Türkiye Yüzyılı’na giden yol “Demokrasi”, “İnsan Hakları”, “Adalet”, “Özgürlük”, “Vicdan” ve “Hakkaniyet’ten” geçiyor.
Bunun ilk adımı da Silivri davalarının bir an önce “Tutuksuz yargılama” aşamasına geçmesi olabilir.
O nedenle sayın Adalet Bakanının, sayın hakim ve savcıların da, Cumhurbaşkanının konuşmasını ve bu anket sonuçlarını okumalarında yarar var diye düşünüyorum.
29 Nisan 2026 - BİM’in kurucusu Zapsu: Philippe Starck koltukta oturan bir muhafazakarım
28 Nisan 2026 - Başka deyişle, her 100 veliden 95’i “Çocuğumu göndermem” diyor
27 Nisan 2026 - Müthiş bir sergi ve işte özlediğim medya yelpazesi
23 Nisan 2026 - Vehbi Koç töreninde bir sanatçı iki metafor cümleyle bir salonu nasıl fethetti