Yemek masası jürisinde Ayşe Arman, Özlem Gürses ve Fatih Altaylı’ya kaç puan verdim?

7 Nisan 2026

Bir karnaval yaşadım, hayatım değişti.

Bu yıl Adana Portakal Çiçeği Festivali’ne ilk defa katıldım.

Tek kelimeyle gözlemim şu:

“Şaa haaa neydi…”

Bütün Adana’yı kutluyorum.

Portakal Çiçeği’nin bu yıl dört yıldızı vardı

Bu yılki festivalin bana göre 4 yıldızı vardı.

Popülarite sıralamasına koyarsam…

Fatih Altaylı, Özlem Gürses, Ayşe Arman…

Ve bir de perde gerisindeki star.

Festival Komitesi Başkanı Ali Rıza Bozkurt…

Bugün size bu festivalde 48 saat içinde gördüklerimi ve hissettiklerimi anlatmak istiyorum.

Biraz abarttığımı düşünürseniz şunu hatırlayın.

Gerçek duygularımı ve coşkumu abartmadan anlatamıyorum.

Benim için festival bir jüri masasında başladı

48 saatlik festival gezime, geçen Cuma sabahı Adana Sheraton Oteli’nin bahçesinden başlayacağım…

Bahçeye küçük standlar kurulmuş, bir çok yerel üretici ürünlerini tanıtıyor.

Başlarında portakal çiçeklerinden taçlar ve rengarenk karnaval kıyafetleriyle kadınlar dolaşıyor.

Adana Portal Çiçeği Festivali, tam anlamıyla burada başlıyor.

Bahçenin bir ucunda büyük bir sahne kurulmuş.

Tam karşında ise üç uzun masa.

Masada üç gazeteci, iki gastronomi hocası

Soldaki  yerel tatlılar; ortadaki genel yemekler; sağdaki ise yerel yemek ve çorba jürilerinin masası.

Ortadaki masanın beş kişilik jürisinde ben de varım.

Jürinin öteki üyeleri Fatih Altaylı, Gastronomi yazarı Ebru Erke, Özyeğin Üniversitesi Kordon Bleu Gastronomi bölümü öğretim üyelerinden Francesco di Marzio ve Özyeğin Üniversitesi Le Cordon Bleu Türkiye Direktörü Defne Ertan Tüysüzoğlu.

En büyüğü 27 yaşındaki genç şeflerin yaptığı yemekleri tadıyoruz.

Aralarında bazıları 2006 doğumlu.

Çoğu öğrenci.

Cıvıl cıvıl, tutkulu ve güzel çocuklar.

70’lerde Octavio Paz’ı okumaya başladığımdan beri festival tutkunuyum

1970’li yıllarda  Meksikalı yazar Octavio Paz’ı okuduğumdan beri festivaller ve karnavallar sosyolog olarak hep çok ilgimi çeken insan birliktelikleri.

Octavio Paz gibi ben de karnaval ve festivallerin toplumun bütün kesimlerini bir araya getiren mutluluk vahaları olduğuna inanıyorum.

Bu jüri masasından aşağı doğru bakıyorum… 

Biraz aşağıda Seyhan nehri ve üzerindeki köprüler şehire inanılmaz bir modernite veriyor.

Sol tarafımda Sabancı ailesi tarafından yaptırılan 6 minareli Sabancı Merkez Camii…

Yaşar Kemal ve Orhan Kemal’in şu cümlelerini hatırlıyorum

Bu şehir Orta Doğu ile Batı arasında gerçek bir örnek yaratıyor.

Yaşar Kemal geliyor aklıma…

“İnce Memed’in ayak bastığı her yer Çukurova’nın kaderidir…”

Ve Orhan Kemal’in cümleleri:

“Fabrika düdüğü çaldı mı, Adana’nın kalbi atmaya başlar…”

Şimdiyse Festivalin düdüğü işte bu jüri masasının önünde çalmaya başlıyor ve Portakal Çiçeğinin kalbi atmaya başlıyor.

Kortejde çok dengeli bir gazeteci davetli

Öğleden sonra yıllardır televizyondan, sosyal medyadan izlediğim o efsane kortej başlıyor.

Çok sayıda gazeteci davetli…

Dikkat ediyorum, hem yeni bağımsız medyadan isimler var.

Hem klasik medyadan…

Hem iktidar kesimini destekleyen medyanın isimleri…

Hem de yeni medyanın isimleri vardı.

Doğrusu bu kompozisyon çok hoşuma gitti.

Hem yeni medyadan hem Hürriyet, Sabah, Posta’dan gazeteci vardı

Çok ilginçtir.

Buradaki medya mensuplarının yüzde 90’ını  tanıyorum.

Şunu da söyleyeyim.

İktidar yanlısı medyadan da ilgiyle izlediğim ve sevdiğim çok sayıda gazeteci vardı. 

Hürriyet, Sabah ve Posta’dan arkadaşlarla sohbet ettik.

Bir de şunu gördüm.

Meğer Hürriyet nasıl muazzam bir okulmuş…

Yıllarca birlikte çalıştığım 40’a yakın arkadaşım oradaydı.

Hepsi hala çok başarılı işler yapıyorlar.

Kortejin üç medya starı kimlerdi?

Bu kortejin üç starı vardı ve üçü de yeni ve bağımsız medya mensubuydu.

Fatih Altaylı…

Özlem Gürses…

Ve “01 Ayşe…”

Yani Ayşe Arman.

1,5 kilometrelik kortej güzergahı hınca hınç dolu

Üstü açık otobüsten gördüğüm manzara şuydu.

Bir buçuk kilometreye yakın bir güzergah.

Etraf hıncahınç insan dolu.

Ön tarafların neredeyse tamamı kadınlar.

Çoğu festival için özel giysiler veya takılar hazırlamış.

Çok ama çok çoşkulu insanlar.

Önde bir Pikaçu grubu, arkada biz yola çıkıyoruz

Uzun kortejin önünde benim deyişimle bir “Pikaçu” grubu.

En başlarında sapsarı kostümü ile gerçek bir “Pikaçu” yürüyor.

Arkasında Disney kahramanları, çizgi roman tipleri…

Rengarenk…

Arkasında valiyi taşıyan bir araç.

Başka şehirlerden gelmiş bando takımları.

Ve araçlar üzerinde rengarenk giysili festival insanları.

Ortalarda bir yerde bir otobüsün üzerinde de bizler.

Daha ilk dakikada Fatih Altaylı sloganları

Daha otobüse bindiğim anda yolun iki tarafından da Fatih Altaylı sloganları başlıyor…

Ondan biraz daha az ama en az onun kadar coşkulu Özlem Gürses sloganları.

Ve bu sloganlar ve coşku  kortej geçişinin bittiği yere kadar hiç kesilmeden devam ediyor.

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Fatih Altaylı burada bir halk kahramanı olmuş.

Özlem Gürses özellikle kadınların gözünde bir star…

İkisine de gösterilen bu ilgi ve sevgi bence siyaseti aşan bir şey.

Başka bir ilgi bu.

Fatih Altaylı’ya Brad Pitt, Özlem Gürses’e Gina Lolobrigida protokolü

Fatih’e “Sana Brad Pitt protokolü yapmışlar” diyorum.

Gerçekten Brad Pitt’e, son filmini çektiği Hydra adasında gösterilen  ilgiyi hatırlatan  video paylaşımlarına benzeyen bir ilgi bu.

Fatih Altaylı, “Özlem’e gösterilen ilgi de Gina Loloblogida” diyor…

“Abi tek sıkıntım biraz fazla konuşmaya başladım”

Biraz Altaylı ile ilgili gözlemlerimi de anlatayım.

Cezaevi’nden çıktıktan sonra Fatih’i ikinci defa görüyorum.

Onu yıllardır tanıyorum.

Çok farklı bir Fatih… Kendinle barışık, kendinle dalga geçmeyi biliyor. 

“Abi tek sıkıntım çok konuşmaya başladım” diyor gülerek.

“Fatih sus bende de aynı durum var. Galiba giderek Çetin Abi’ye (Çetin Altan) benzeyeceğiz” diyorum.

Eşi Hande’nin beni kahkaha ile güldüren esprisi

Zaten ilk gördüğümde eşi Hande Altaylı da şakayla, “Ertuğrul en büyük korkum bu adama evde hapis cezası vermeleriydi” demişti.

Aslında hüzünlü ama yine de bize hayatı daha güzel kılan espiriler bunlar…

Ne yapalım bu acılı espirilerle bile biraz rahatlamaya çalışıyoruz.

Altaylı’nın 11 kişilik Formula 1 pisti komitesi üyesi olduğunu öğrendim

Uzun bir Formula 1 sohbeti yaptık.

Bu arada Fatih’in dünyadaki 11 kişilik F1 Pist Komitesi üyesi olduğunu öğrendim.

Çok önemli bir şey bu.

O bu yıl arabalara eklenen elektrik motorlarının yarış keyfini bozduğu görüşünde.

Ben ise çaylak pilotlara avantaj sağladığı için memnunum.

Halkla temasta Fatih mi, Özlem mi daha başarılı

Hem Fatih, hem Özlem, her ikisi de halkla temasta başarılı, ama ikisinin tarzları farklı.

Özlem halkla temasta Fatih’e göre daha iştiyaklı ve hamleci…

Fatih kendine yapılan bütün tezahürata el sallayarak, gülerek, seslenerek, biraz daha mesafeli ama sıcak  cevap veriyor.

Kendisiyle selfi yapmak isteyen kimseyi kırmıyor.

Ama özlem yapılan tezahürata karşılık vermede Fatih’e göre sanki daha tecrübeliydi.

Fatih daha rasyonel, Özlem daha emosyoneldi.

Seyircilerden biri beni göstererek Fatih’e sesleniyor

Bana gelince…

Benimle ilgili anlatabileceğim tek şey, kalabalıkta bir kişinin Fatih’e seslenerek, “Fatih Abi sen burada kal, yanındaki liberal gitsin” demesiydi.

Herhalde “Liboş” diyecekti ama yine de zarif davrandı.

Ben de gülerek, “Allahım bu ne kaderdir. Hürriyet’in başında yıllarca liberallerden dayak yedim. Şimdi de ulusalcılardan liberalim diye dayak yiyorum…”

Ne yapalım, alın yazımız…

Neyse Fatih ve Özlem beni teselli ettiler.

“Şimdilik iyisin henüz kimse Fatih Baba demiyor”

Korteji izleyenlerin çoğu Altaylı’ya “Fatih abi” diye sesleniyordu.

“Şimdilik iyisin. Henüz kimse Fatih baba” demiyor” dedim.

“Bundan böyle ben de sana Fatih abi” diyeceğim” diye de ekledim.

Söylemez olsaydım. 

İki dakika sonra kalabalıktan biri “Fatih baba” diye seslendi.

“İşte bu senin bittiğin yerdir” diyerek bu muhabbeti noktaladım.

“01 Ayşe”ye özel bir yer ayırmalıyım

Ayşe Arman’a özel bir yer ayırmalıyım.

48 saat boyunca sırtında “01 Ayşe” yazan bir tişörtler hiç durmadan oradan oraya koştu.

Pazar günü kortejden önceki “Habib Kebapçısına” bile bu tişörtle geldi.

Kebab düşkünü değilim ama Habib’in çok iyi olduğunu söyleyebilirim. 

Bu festivalin bir kurucu abisi ve ablası  var.

Abisi, Karnaval Komitesi Başkanı Ali Rıza Bozkurt.

Ayşe de “Kurucu ablası” diyebilirim.

Onun Adana’ya yaptığını gerçekten çok büyük taktirle izliyorum.

Keşke her şehrin, kasabanın böyle taşıyıcı insanları olsa.

Sosyal medya paylaşımlarında görmediğimiz medya starı

Tabii Festivalin sosyal medya paylaşımlarında görmediğiniz bir medya starı daha vardı.

T24 yazarı Mehmet Yılmaz.

O da iki gece düzenlenen eğlencelerin starı idi.

Bir de dergiler, Milliyet, Radikal ve Posta’dan tanıdığı eski arkadaşlarını görünce sahneden zor indirdik.

Gözüm orada Posta’nın eski genel yayın yönetmeni Rifat Ababay’ı aradı.

Ekibi oradaydı.

Big Chef’in patronu burada da bir başarı hikayesi yazmış

İkinci akşam Big Chef’in bize verdiği yemekteydik.

Adana tam bir kebap şehri.

Big Chef’in kurucusu Gamze Cizreli’yi bir kere daha taktir ettim.

Burada da bir başarı hikayesi yazmış.

Bu kız nereye elini dokunsa başarıyor.

Gece Fatih Hoca’dan gelen telefon

Tabii Adana’da festival yapılacak ve  Fatih Terim olmayacak…

Olur mu…

Olmaz tabi.

Daha otururken telefonum çaldı ve Fatih Hoca arıyordu.

“Adana’ya geleceksin benim haberim olmayacak mı sandın” dedi.

Hoca’ya epeydir sohbet etmiyorduk, ama orada vakit bulamadık.

İstanbul’da buluşacağız.

Fatih Hoca da Adana’nın gönüllü tanıtım insanı…

Bir gece önce Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın çok önemli mesajı

Kortej yürüyüşünden bir gece önce Adana’nın seçilmiş belediye başkanı Zeydan Karalar bizi Onur Kebabçısına davet etti.

Eşi öğretmen Nuray Karalar da vardı.

Çok güzel bir sohbet ettik.

Tabii Fatih’le ikisi Silivri’de aynı zamanda yattılar.

Zeydan Başkan dertli.

Göreve iade edilmeyi bekliyor.

Ve şunun altını sık sık çiziyor:

“Türkiye böyle gitmez. Bir yerde buluşmamız lazım. Bu sertliği kaldırmaz ülke…”

Ben de bütün gönlümle katılıyorum buna.

Bana göre festivalin en önemli özelliği neydi?

Şimdi en önemli gözlemimi aktarayım.

Festivalin bence en güzel tarafı 48 saat boyunca “Siyasete ara verilmesiydi…”

Bu festivalin bir sahibi yok.

Yani içinde Devlet’in katkısı da var ve çok iyi yapıyor.

Mesela güvenlik önlemleri  çok iyidi.

Bana söylenene göre 14 yıldan bu yana öyle ciddi hiçbir polisiye olay olmamış.

Belediyelerin katkısı var.

Ama 48 saat boyunca hiçbir yerde bir parti bayrağı görmedik. Tek siyasi slogan atılmadı.

Ali Rıza Bozkurt, “Bizin sloganlarımızdan biri şu: Kimsenin kimseyi ötekileştirmediği festival…”

Başarmışlar da bunu.

Savaşan Orta Doğu’nun 150 kilometre dibindeki mutluluk vahası

Düşünün bu şehir Suriye sınırına 100-150 km, Irak sınırına 500 km, İran sınırına 800 km mesafede.

Sınırın öteki tarafında benim doğduğumdan bu yana savaşlar var.

Ve “Yurtta Sulh, Cihanda sulh” ilkesi ile kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti 100 yıldır savaş görmüyor.

Ve savaşın sınırlarında şehrin bütün insanlarının omuz omuza eğlendiği bir festival düzenliyor.

Üstelik 1 milyon kişi katılıyor.

Bravo Adana…

Bizim jürinin birinci seçtiği yemek

Bizim jüri oy birliği ile Esra Esra Tekin’in “Yoğurtlu rezene eşliğinde portakallı içli köftesini” birinci seçti.

Bu şehirde 48 saat boyunca her şeyin içinde portakal çiçeğini hissediyorsunuz.

Benim jüriden, festival Komitesi Başkanı Ali Rıza Bozkurt’a ve şehrin gönüllü tanıtım hemşehrisi Ayşe Arman’a ve katkıda bulunan Valilik, belediye, sivil toplum kuruluşları ve sponsorlara da 10 puan…

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.