Merhaba İrem Hanım,
Ben 38 yaşında, 9 yıllık evli bir kadınım. Eşimle aramız iyi, iletişimimiz de fena değil ama yatak odasında garip bir problemim var. Ben ancak eşimle tartıştıktan sonra onu daha çok istiyorum. Yani kavga ediyoruz, sinirleniyorum, hatta bazen “yüzünü görmek istemiyorum” diyorum… sonra bir süre geçiyor ve içimde inanılmaz bir çekim oluşuyor. Barışma anları neredeyse haftanın en tutkulu anları. Ama sorun şu: Kavga yoksa, içimde o istek de yok. Her şey yolundayken sanki cinsellik de yok oluyor. Bu durum beni korkutuyor çünkü sağlıklı bir ilişki için kavga mı etmemiz gerekiyor? Ben neden huzurluyken değil de sinirliyken istek duyuyorum?
Değerli okurum,
Anladığım kadarı ile duygusal yoğunlukla tetiklenen arzu hissediyorsun. Beynin düz, sakin, huzurlu anlarda sıkılıyor ve “bana biraz aksiyon ver” diyor. Kavga ettiğinizde vücutta ciddi bir hareketlenme oluyor. Nabız yükseliyor, adrenalin artıyor, duygular yoğunlaşıyor.
Beden bu fizyolojik uyarılmayı bazen yanlış yorumlayarak “heyecan var, demek ki arzu da olabilir” diye çeviriyor. Yani aslında eşine olan çekim bir anda mucizevi şekilde artmıyor; bedenin yüksek enerji halini cinselliğe bağlıyor.
İşin bir de psikolojik tarafı var. Kavga sonrası gelen barışma anları çok güçlüdür. O anlarda hem “kaybetmedik” duygusu yaşanır hem de yoğun bir yakınlık oluşur. Bu da beynin şu bağlantıyı kurmasına neden olur: tutku, iniş çıkışla gelir.
Yani sen kavga etmekten hoşlandığın için değil, kavga sonrası gelen o yoğun bağlanma ve yakınlık hissine alıştığın için bu döngünün içine giriyorsun.
Sorun şu ki zamanla zihnin bir denklem kurmaya başlar: huzur sıkıcıdır, kaos ise çekicidir. Bu da fark etmeden ilişkiyi zorlayan bir döngü yaratabilir. Çünkü aslında aradığın şey kavga değil, o kavgadan sonra gelen yüksek duygusal yoğunluk.
Bu durum bir bozukluk değil, öğrenilmiş bir alışkanlık. Ve öğrenilen her şey gibi değiştirilebilir.
Yapılabilecek en önemli şey, heyecanı kavga dışı alanlara taşımaktır. Birlikte yeni deneyimler yaşamak, rutini kırmak, farklı ortamlar yaratmak beynin “yenilik arzudur” bağlantısını yeniden kurmasını sağlar. Aynı zamanda barışma anlarının yarattığı yakınlığı, kavga olmadan da oluşturabileceğinizi fark etmek önemlidir.
İyi haber şu ki beyin bu bağlantıyı kurduysa, yeniden de kurabilir. Ve en sağlıklı, en sürdürülebilir tutku; kriz olmadan da hissedilebilendir.
Merhaba İrem Hanım,
Ben 35 yaşında, 6 yıllık evli bir kadınım. Eşimle aramız genel olarak iyi ama yatak odasında garip bir durum yaşıyorum. Normalde cinselliği seviyorum, eşimi de çekici buluyorum ama ışık açıkken seks yapamıyorum. Eşim birkaç kez “neden hep loş ışık ya da karanlık?” diye sordu. Aslında kendimden utanmıyorum ama biri beni izliyormuş gibi hissediyorum. Işık açıldığında sanki rahatlayamıyorum, bedenim kasılıyor ve tüm istek gidiyor. Karanlıkta ise çok daha rahatım. Bu durum artık eşimle aramızda küçük bir gerilim yaratmaya başladı. Benim sorunum ne? Bu normal mi?
Değerli okurum,
Senin yaşadığın durum görülme kaygısı. Yani mesele aslında ışık değil, görünür olmak.
Işık açıldığında sen sadece o anı yaşamıyorsun, aynı zamanda kendini izliyormuş gibi hissediyorsun. Yani deneyimin içindeyken bir yandan da kendini değerlendiriyorsun. Sonuçta beden orada ama zihin dışarıdan bakan bir göz gibi davranıyor.
Bu durum genellikle toplumsal mesajlardan, bedenle ilgili küçük eleştirilerden ya da sadece alışkanlıktan kaynaklanır. Uzun süre karanlıkta daha rahat hissetmiş olmak bile tek başına yeterli olabilir. Ama sonuç hep aynıdır: Kontrol arttıkça rahatlık azalır.
Oysa cinsellikte en kritik şey, kendini bırakabilmektir.
Buradaki önemli nokta şu: Bu bir sorun ya da bozukluk değil, alışılmış bir konfor alanıdır. Ve konfor alanı zamanla genişletilebilir. Ama bu bir anda olmaz. Işığı birden açmak yerine küçük adımlarla ilerlemek gerekir. Loş ışık, mum ışığı, yarı aydınlık gibi geçişler bedenine “görünmek tehlikeli değil” mesajını verir.
Eşinle de bunu basit bir şekilde paylaşabilirsin. Işıkta biraz daha gerildiğini ama alışabileceğini söylemek, hem seni rahatlatır hem de onu sürecin içine dahil eder.
Son olarak şunu unutma: Cinsellik bir performans değil, bir deneyimdir. O deneyimde kimse seni değerlendirmiyor. Asıl fark, kendini izlemeyi bıraktığın anda başlar. Çünkü insan ancak o zaman gerçekten hissetmeye başlar.