04-06-2026
İsmet Berkan

Eski CHP mi, yeni parti mi? 

Eski CHP mi, yeni parti mi? 

Eskiden “Vuruşarak çekilmek” diye bir laf vardı. Rahmetli Mümtaz Soysal’ın Türk siyasi literatürüne bir katkısıydı.

Bu deyişin bağlamını anlatmam lazım, çünkü bugünle benzerlik olup olmadığını tartışacağız:

1993 yılında Turgut Özal görevi başında kalp krizi geçirip hayatını kaybedince Türk siyasetindeki büyük deprem ve artçı şokları başladı. Önce Başbakan Süleyman Demirel başbakanlıktan ve partisinin genel başkanlığından ayrılıp Cumhurbaşkanı oldu. Ardından DYP’de genel başkanlığa çok az kişinin ihtimal verdiği bir isim olan Tansu Çiller seçildi.

Çiller’in başbakan olmasının hemen ardından Sivas’ta Madımak Otelinde 35 aydının yakılarak öldürüldüğü katliam gerçekleşti. Bu katliamdan hemen önce SHP Genel Başkanlığından ayrılacağını ima eden dönemin Başbakan vekili Erdal İnönü, sanki biraz da katliamın büyük utancıyla Eylül ayında partisini kurultaya götürdü ve aday olmadı. Yerine Murat Karayalçın seçildi.

Hükümet ortağı olan SHP’de Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin 1994 Temmuz sonunda istifa edince Karayalçın bu görev için Mümtaz Soysal’ı tercih etti.

Soysal, pek çok bakımdan partisinin ortağı olduğu hükümetin uygulamalarına karşıydı; başta özelleştirme olmak üzere pek çok konuda açıktan muhalefet yapıyordu. Bakanlık görevine gelince de bu muhalefetini sürdürdü ve bunun  adını “Vuruşarak çekilmek” olarak ilan etti. Amacı koalisyonu bozmaktı.

Koalisyon bozulmadı ama Mümtaz Hocanın bu sözü Türk siyasi tarihine geçti.

1993’te Turgut Özal’ın beklenmedik ölümüyle başlayan olaylar dizisi Türkiye’de hem merkez sağda (DYP) hem de merkez solda (SHP, sonra CHP) ardı ardına eklenen bir dizi zincirleme reaksiyona neden oldu.

Bizi bu yazı için merkez solda yaşananlar ilgilendiriyor.

SHP, yani Sosyaldemokrat Halkçı Parti 12 Eylül darbesi sonrasının iki sol partisinin birleşmesiyle ortaya çıkmıştı. Askeri cuntanın seçime katılmasına izin verdiği ve 1983 seçiminde yüzde 35 oy alan Necdet Calp’in Halkçı Partisiyle cuntanın seçime katılmasına izin vermediği Erdal İnönü önderliğinde kurulan SODEP’in birleşmesiyle.

Bu parti özellikle 1989 yerel seçiminde büyük bir başarı elde edip birinci parti olmuş, 1991’deki seçimde ikinciliğe düşse de Süleyman Demirel’in DYP’si ile koalisyon hükümeti kurup iktidara gelmişti.

SHP, belki de CHP adının ve Altı Ok’un bagajını taşımadığı için adında “sosyal demokrat” kelimelerini de kullanan ve ön yargısız yaklaşılan bir siyasi partiydi. 1989’da yerel yönetimlerde İstanbul ve Ankara dahil iktidara gelmişti.

Bu parti içinde eski CHP’den gelen hizipler yok değildi. Bunların en güçlüsü Deniz Baykal hizbiydi ve Baykal defalarca Erdal İnönü’nün karşısına kurultaylarda rakip olarak çıktı ama kazanamadı.

En sonunda çareyi yeniden açılan CHP’de buldu. Baykal CHP’ye geçti. Bir süre sonra da artık Murat Karayalçın liderliğindeki SHP ile birleşme görüşmeleri başladı. Birleşme sonunda da anlaşılmaz biçimde o zamanlar daha küçük olan CHP geldi ve daha büyük olan, iktidarda bulunan SHP’yi yuttu. Yeni partiye önce geçici bir süre Hikmet Çetin genel başkanlık yaptı, ardından Deniz Baykal kendisi için hazırladığı göreve geldi ve Tansu Çiller hükümetine Dışişleri Bakanı olarak girdi.

Bir süre sonra Baykal bu hükümeti bozdu. Aralık 1995’te bu sebeple yapılan seçimde CHP’nin oyu yüzde 10.47’ye düştü ve o zamana kadar siyasi hayatına bitti gözüyle bakılan, sol çevrelerde “Bir bölen” olarak adlandırılan Bülent Ecevit’in DSP’si CHP’den fazla oy (yüzde 14,64) alarak öne çıktı. Deniz Baykal CHP’si bir sonraki seçimde en büyük cezayı aldı, 1999’da barajın altında kaldı. 28 Şubat’a verdiği desteğin cezasını çekti Baykal ve CHP’si.

Baykal ve CHP’sinin siyasi arenaya geri dönüşü 2002 Kasım ayında yapılan ve seçmenin Ak Parti ve CHP hariç bütün partileri ağır biçimde cezalandırdığı seçimle oldu. Baykal 2002 sonrası seçimde (2007) yegane muhalefet partisi olarak kalmayı umuyordu ama öyle olmadı. CHP, Ak Parti’ye oy vermeyen yüzde 50’yi aşkın seçmenin tamamının partisi hiç olamadı, iyimser ihtimalle bu muhalif seçmenin yarısını kendine çekebildi. Deniz Baykal ve CHP’nin başlattığı laiklik temelli kutuplaşma siyaseti tam tersine Ak Parti’de bir konsolidasyon sağladı, bu partinin oyu hep yüzde 50 sınırına yakın kaldı, seçimlerde Atatürk posterleri kullanan ‘laik’ CHP ise yüzde 25’i aşamadı.

Bu durum Baykal sonrası, Kemal Kılıçdaroğlu döneminde de devam etti. Türkiye’deki kutuplaşma ortamı seçmenin yüzde 48’den fazlasının 2023’te Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vermesini sağladı belki ama aynı seçimde CHP’nin oyu (içindeki diğer küçük sağ partilere rağmen) yüzde 25,65’te kaldı.

Ancak Kılıçdaroğlu’nun gitmesi sonrası, 2024’te yapılan yerel seçimde CHP yüzde 38’e tırmandı ve 1989’dan beri ilk kez Türkiye’nin en büyük partisi oldu. Ama şimdi bir mahkeme kararıyla Kılıçdaroğlu partinin başına geri döndü.

Bugün o CHP bir kez daha bölünmenin eşiğinde duruyor. Özgür Özel ve arkadaşları kelimenin tam karşılığıyla “vuruşarak çekiliyor.”

Vuruşmalarının sebebi belli: Ellerinden alınan CHP’yi geri almaya uğraşıyorlar ama başarabilecekleri kuşkulu.

Devlet aygıtı yargısıyla polisiyle Kemal Kılıçdaroğlu’nun arkasında duruyor ve bu çok bariz.

Tam da bu sebeple, “son çare” olarak düşünülen yeni bir parti kurma ihtimali gün geçtikçe biraz daha artıyor.

Olası bir bölünmenin, yani Özgür Özel ve arkadaşlarının yeni bir siyasi parti kurmasının avantajları da var, ciddi dezavantajları da. Yeni ir parti kurmak isteyenler veya bu fikri savunanlar da zaten bunu çok sevinerek yapıyor değiller. Herhalde bu yeni partinin dezavantajlarını ve avantajlarını kendi kafalarında tartıyorlardır.

Dezavantajlar

İzninizle ben de kendi aklıma geldiği kadarıyla bunları sıralamak isterim. Önce dezavantajlardan başlayayım:

-İlk akla gelen para. Siyasi parti demek para demek. Yeni bir parti kurduğunuzda işe beş kuruş parasız başlayacaksınız, çünkü parti seçime hiç girmemiş olduğu için Hazine yardımından yoksun kalacak.

-Mutlaka baskı görecek bu parti. Bağış toplamakta da zorlanacak, kiralık ilçe ve il binası bulmakta da. Bu baskılara göğüs germek Türkiye’de kolay değil. MASAK incelemeleri, vergi teftişleri kaç kişi tarafından göze alınabilir?

-Hızla 81 ilde ve binlerce ilçede örgütlenmek ve sonra da YSK’dan “Seçime katılabilir” belgesi almak gerekecek. Bu, başlı başına çok zor bir iş.

-Yeni bir parti kurulmak istendiğinde acaba Meclis Grubunun çoğunluğu ne yapacak, mevcut CHP’li belediye başkanları ne yapacak? Bir dizi bilinmezlik ardı ardına gelecek.

-Bir başka büyük zorluk neden CHP’den ayrılıp yeni parti kurulduğunu anlatmak olacak. Mevcut CHP seçmenini ikna etmek yetmez, halen kararsız gözüken yüzde 30-35 dolayında seçmenin yarıdan fazlasına da bu gerekçeyi iyi anlatıp onları ikna etmek gerekecek.

-Düne kadar CHP iktidarın eşiğinde gözüküyordu; Ak Parti ile yüzde 35’lerde eşitlenmiş gibiydi. Yeni partinin kurulur kurulmaz aynı eşiğe gelmesi ve hatta o eşiği aşması için inandırıcı olmak gerekir, eskiye sahiden sünger çekip yeni bir başlangıç olduğunu göstermek gerekir. Bu da kolay değil.

-Biraz sonra avantajları sıralarken birinci maddeye yazacağım “CHP’nin tarihsel bagajından kurtulma”yı; ama bu aynı zamanda önemli dezavantajlardan da biri. “Ben CHP gibi değilim” demek ne kadar mümkün, ne kadar inandırıcı?

-Kurulacak yeni partide Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu ilişkisi nasıl olacaktır? Doğal lider olan İmamoğlu’nun hapiste olması Özel’i yeniden emanetçi mi yapacaktır?

-Ve son olarak zamanlama. Öyle bir ortamdayız ki seçim her an olabilir. Yeni parti yeni seçime yetişebilecek midir?

Avantajlar

Şimdi gelelim olası avantajlara:

-CHP’nin tarihsel bagajından kurtulmak, sıfırdan beyaz bir sayfa açmak sırf adı CHP olduğu için bu partiye oy vermekten geri duran ciddi bir seçmen kitlesine açılma şansı veriyor.

-Şurası açık ve CHP bunu yıllardır tartışıyor: İktidar olmak için yüzde 25’lik CHP seçmeninin ötesine seslenmek ve onları ikna etmek gerek. Beyaz bir sayfayla yeniden başlamak bu konuda teorik bir avantaj sağlıyor. Ama teoriyi pratiğe dönüştürmek kolay değil.

-CHP’deki iki başlılık hali Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme tarafından genel başkanlığa atanmasıyla başlamadı. Bu durum, aslında Kasım 2023’teki kurultayda Ekrem İmamoğlu’nun belediye başkanlığını bırakmamak için partiye genel başkan olmaması, yerine Özgür Özel’î tercih etmesiyle başladı. Partinin doğal lideri aslında Ekrem İmamoğlu ve bu gerçeği CHP seçmeni olsun olmasın herkes biliyor. Yeni partinin avantajı İmamoğlu’nu bu göreve getirmek ve gerçek hayata daha fazla yaklaşmak olabilir.

-CHP’nin ister istemez devlet odaklı merkez sol yaklaşımı yerine çok daha modern toplum odaklı ve sahiden “müesses nizam”la çatışmayı cesaretle göze alan bir sosyal demokrat anlayış artık yüzde 90’ı şehirli olan seçmen sosyolojisine çok daha yakın bir duruşu beraberinde getirebilir.

-Yeni parti Türkiye’de siyasi bölünmeyi hiç de gerçeği yansıtmayan dindar-laik kutuplaşmasından çıkartıp özgürlükçülük-kısıtlamacılık, modernlik-muhafazakarlık ikilemlerine getirebilir.

-Türk siyasetinde devlete düşman olmadan devlet dışılık ve sivillik her zaman daha fazla oy potansiyeline sahip olmuştur. Ortaya ‘sivil’ bir partinin çıkması çok daha geniş bir Ak Parti muhalifi cepheyi etrafında toplayabilir.

YSK’nın ardına kadar açtığı kapı…

YSK’nın ardına kadar açtığı kapı…

Biliyorsunuz Yüksek Seçim Kurulu CHP ile ilgili verilen “mutlak butlan” kararına ilişkin bir karar almayı reddetti, Özgür Özel CHP’sinin yaptığı başvuruyu “Tam kanunsuzluk” gerekçesiyle reddetti. Şimdi gerekçeli kararı da belli oldu.

Aslında elbette YSK bir temyiz mercii değil, bu kurumu mahkemelerle karşı karşıya getirmek ve mahkeme kararını tanımayan bir karar almasını beklemek de doğru değil.

Ama öte yandan, sadece Türkiye’de değil seçim yapılan bütün ülkelerde geçerli bir ilke de var: Seçim sonuçları sonsuza kadar tartışılamaz; bir noktada o sonucun kesinleşmesi ve sonra da değişmemesi gerekir.

O yüzden seçimlerde itiraz süreleri vardır. O süre bittiğinde seçim sonuçlarına itiraz edilemez.

Şimdi Türk yargısının ‘yaratıcı’ bir uygulamasıyla seçim öncesi süreçler üzerinden seçim sonuçları değiştirildi. İlk kez değil, ikinci kez üstelik.

Oysa benzer bir itiraz süresi kısıtlamasının seçim öncesi için de geçerli olması gerekir. Seçim öncesi derken, adayların ve eğer söz konusu olan bir parti içi seçimse delegelerin onaylanması ve oy vermesi sürecini kastediyorum.

Bugün onaylanmış adayın yarın olmadık bir mahkeme kararıyla adaylık yeterliğini yitirmesiyle seçim sonucunun da iptali olsa olsa bir tek YSK tarafından alınabilmeli.

Doğrusu, CHP kongresiyle ilgili ceza davasının sonuçlanması ve mahkumiyet olması halinde bu kararın YSK’ya gönderilip YSK’dan kongreyi iptal etmesi veya etmemesinin istenmesiydi. Ama bizde Asliye Hukuk mahkemesi ceza davasını bile beklemeden hükmünü verdi.