
Anti-siyasetin bir tek panzehiri var: Siyaset
Bu köşede Yeni Parti kurulduktan sonra yazdığım ilk yazıda şöyle bir pasaj vardı:
“Siyaset, doğası gereği ortak iyinin, doğrunun ve güzelin bulunması için açık tartışma ortamı demektir. Oysa Tayyip Erdoğan hepimiz adına iyiyi, doğruyu ve güzeli kendisinin bildiği iddiasında. Öyle olduğu için de siyaseti yok ediyor ve söylediğim fırsat penceresini muhaliflerine açıyor.
O pencereyi en iyi gören muhalif siyasetçi Ekrem İmamoğlu oldu. 2019 İstanbul seçimini daha önce hiç tanınmayan bir siyasetçi olmasına rağmen bu fırsat penceresini sonuna kadar kullanarak kazandı. Çünkü o “hep birlikte yönetmeyi” öneriyordu; o birliktelik, kimseye ayrım uygulamamak mesajı çok kısa sürede bütün İstanbul’da ve Türkiye’de benimsendi.”
Aslında bu söylediğim yeni bir tespit değildi, 2019’dan beri bu tespitimi pek çok yazımda yeri geldikçe tekrar ettim. Kaldı ki bu tespiti tek yapan da ben değildim, başka pek çok kişi aynı yorumu yaptı.
Ama dört gün önce yayımlanan bu yazıdan sonra halen Ak Parti’de önemli mevkide siyaset yapan bir tanıdığım aradı, tamamen bu tespitten hareketle 45 dakikaya yakın telefonda konuştuk.
“Biz” dedi, “Partide tam da bu konuyu 2015’ten beri dile getiriyoruz. Zaten ‘Fabrika ayarlarına dönüş’ derken kastettiğimiz şey de buydu. Ama maalesef Tayyip Bey tamamen başka bir noktada.”
Siyasete girdiğinde “Siyasetin alanını genişletmek” hedefini gerçekleştirmek isteyen bir siyasetçinin dönüp dolaşıp “anti-siyaset” bir çizgiye gelmesi, siyaseti bürokratik bir işleme ve en sonunda da bir takım mühendislik hamlelere dönüştürmesi bir yanıyla hazin bir şey aslında.
Bu yaptığının zararı sadece kendisine değil Türk demokrasisine de zarar verdi.
Ben Türkiye’de demokrasinin yeniden serpilip gelişeceğinden hiç kuşku duymuyorum ama Tayyip Erdoğan’ın anti-siyaset çizgisi, ülkemizin demokratik gelişimine hem ciddi zaman kaybettirdi, hem de çok ciddi geri gidiş yaşattı, bugün de yaşatmayı sürdürüyor. Sadece görüş açıkladılar diye hapiste yatan onca insan Tayyip Erdoğan’ın bu anti-siyasetinin bedelini ödüyor hepimiz adına.
Ama öte yandan, Tayyip Erdoğan’ın bu anti-siyasetiyle siyasal alanda yarattığı derin boşluk o boşluğu görüp orayı doldurmaya çalışanlara da iktidar vaat ediyor. Ekrem İmamoğlu o boşluğu doldurmaya adaydı. Onun ne yaptığını doğru anlayan, onunla aynı anlayışta olan Özgür Özel de o boşluğu doldurmaya aday.
Bakın, Özgür Özel HalkTV ekranında verdiği kapsamlı (ve çok uzun) mülakatın bir yerinde aynen şöyle dedi:
“Bu iktidar partisi CHP’nin yeni siyaset anlayışını hedefe almıştı. O yeni siyaset anlayışı 31 Mart zaferini getiren siyaset anlayışıdır. O siyaset anlayışı gençlere alan açan, yani sadece sözde ‘Kapılar açık, gelin gençler’ demeyen, bu alanı gençlere açan, gençlere ‘Ben siyaset yapıyorum, yardımcı ol’ demeyen, ‘Gel, siyaseti birlikte konuşalım, kurgulayalım, tasarlayalım, hayata birlikte gerçekleştirelim’ diyen anlayıştır.”
Esasen bu katılımcı anlayışın kuvveden fiile geçtiğini de gördük zaten. Ama en çarpıcısı “Artık ben siyaseti böyle yapacağım” diyen bir partinin bu kadar kısa süre içinde bu kadar net karşılık görmesiydi.
Bilmiyorum, Ak Parti 31 Mart 2024 yenilgisini yorumlarken bu temel farkı gördü mü? Bir zamanlar belde teşkilatında vatandaştan gelen talebi taa MKYK toplantısına kadar ulaştıran düzenli mekanizmaları olan parti, siyaseti hep halkla birlikte yapmakla övünen parti bugün bu temel özelliğini başkasına kaptırdığı için seçim kaybettiğinin farkında mı?
Konuştuğum Ak Partililer farkında olduklarını söylüyor ama hep bir çaresizlik ifade ediliyor.
Bakın Özgür Özel dün bir de ne dedi:
“AK Parti iktidarı bir, çok yoruldu. İkincisi çok bürokratikleşti. Siyasetçilere yer yok. AK Parti’de siyasetçiler belirleyici değil. Bürokratlar belirleyici. Erdoğan’ı kim ikna ediyorsa onun dediği oluyor. Onun için ben hani kendi parti içindeki sorunları somutlamak için bunları söylemiyorum ama bir takım odaklar, bir takım Erdoğan sonrası hedefler ama hep bunların bir bürokratik oligarşi ile sarmalanmış hali var. AK Parti’de alan ‘Ben siyaset yapacağım’ diyene açık değil. Ama geçmişte AK Parti’ye oy vermiş hatta üye olmuş seçmene bile söylerim ki ‘Yeni Parti’de ben siyaset yapacağım’ diyen herkese alan açık.”
Özgür Özel’in bu sözleri aslında stratejik bir hamle: Ak Parti örgütüne, geçmişte Ak Parti’de siyaset yapanlara diyor ki “Gelin, size de kapımız açık.”
Siyaset yapmanın bir anlamda yasaklanması, siyasetin Ak Parti’den kapı dışarı edilmesi, Ak Parti’nin kendisinin bütün fonksiyonunu kaybedip siyaset adına her şeyin Külliye’ye taşınması üç beş danışmanın partinin MKYK üyelerinden veya il başkanlarından siyaseten daha etkili konuma gelmesi basitçe gücün bir yerden bir başka yere gitmesi olayı değil. Özgür Özel’in yerinde tespitiyle siyasetin yerini bürokrasinin, seçilmişlerin yerini atanmış/göze girmişlerin alması demek.
Dünyanın her yerinde ve Türkiye’de bu anti-siyasetin bir tek ilacı var: Siyasetin kendisi.
Yeni Parti, anlıyoruz ki siyaset yapmaya ve yaptırmaya geliyor.

