
Muhafazakârlığın geniş hayal hanesi… Aileye yeni tehdit Manifest ve K-Pop mu?
Kişisel görüşüm o ki, Türkiye 25 yıllık Tayyip Erdoğan ve AK Parti iktidarının son demlerini yaşıyor.
Bu görüşüm herhangi bir anket sonucuna, benden başka kimseye bilgi vermeyen adı bende saklı bir takım kaynaklara falan dayanmıyor.
Bu görüşün pek çok dayanağı var ama bu sabahki dayanak; Tolga Akış isimli, düne kadar ilgilisinden başka kimsenin adını bilmediği ama son yılların belki en başarılı iletişimcisinin tutuklanması.
Kim mi Tolga Akış?
Henüz 42 yaşında. Bursa doğumlu. İstanbul’da önce televizyonlarda ve yapım ekiplerinde çalışmış, Pozitif adlı konser organizasyon şirketinde müzik dünyası ve yapımcılıkla tanışmış, Türkiye’nin en yaratıcı reklam ajanslarından biri olan Rafineri’de işler yapmış, ardından Türkiye’nin en büyük eğlence, organizasyon ve yapım şirketlerinden biri olan BKM’de önemli görevler almış ve nihayetinde de kendi yapım/organizasyon şirketi olan Hyper’ı kurmuş olan bir iletişimci.
Dikkat edin, aslında ‘iş insanı’ ve ‘girişimci’ demem gerek ama ben ‘iletişimci’ demeyi tercih ediyorum; çünkü parasını modern iletişim sayesinde kazanıyor.
Başından beri eğlence endüstrisinde çalışıyor; bütün tecrübesi bu endüstriyle ilgili ama bana soracak olursanız esas bilgisi Türk milletini tanımakla, özellikle de genç kuşakların ve çocukluktan gençliğe geçmekte olanların gelecekteki ilgisini sezmekte.
Yaptığı iş çok zor ve “benim” diyenin becerebileceği bir şey değil ama ben tarif etmeye çalışayım: Sıfırdan yıldızlar yaratıyor Tolga Akış.
Biraz Güney Kore’deki K-Pop akımı gibi yaptığı; çokça benzerlik var ama tabii orası Kore, burası Türkiye. Fark büyük.
Kore’de bazı müzik yapımcıları; daha önce birbiriyle tanışmayan ama yetenekleri ve tarzları benzer genç yıldızları, giyimlerinden yaptıkları müziğe ve sahnedeki danslarından iletişimlerine kadar yüzde 100 tasarlayarak ortaya bugün K-Pop adı verilen dünya çapındaki fenomeni çıkardılar. B
TS gibi gruplar da bazı tek tek şarkıcılar veya düolar da böyle tasarlanarak ortaya çıkarıldı ama milyonlara, hatta milyarlara hitap eder hâle getirildi.
Böyle ‘getirildi’ diyorum, sanki ortada danışıklı dövüş varmış ve yapması da kolaymış gibi ama isterseniz siz de deneyin, hiç kolay bir şey değil.
2010’da ölen Malcolm McLaren’i kaç kişi bilir veya hatırlar? McLaren, ünlü İngiliz modacı Vivienne Westwood’un kocasıydı ama bir anlamda Westwood’u ‘ortaya çıkaran insan’dı.
‘Punk’ modası Westwood’la ilişkilendirilir ama aslında ‘Punk’ı icat eden insan Malcolm McLaren’di.
Sadece modayla yetinmedi, mesela ünlü Sex Pistols grubunu da o bir araya getirdi; hangi müziği yapacaklarını, şarkı sözlerinin ne olacağını, sahnede nasıl davranacaklarını, genel imajlarının ve ideolojilerinin ne olacağını o belirledi.
İşte K-Pop’un da Türkiye’de Tolga Akış’ın da öncülü aslında oydu: Malcolm McLaren.
Ama tabii McLaren yaptıklarını hep sanki arkada büyük bir felsefe varmış gibi, bir devrimci davranış gibi yapardı. Oysa günümüzün McLaren’leri ideolojiyle değil, başarıyla ve kazanılan parayla meşguller. Bana soracak olursanız McLaren’den daha dürüstler.
Neyse, konudan uzaklaşmayalım, Tolga Akış’a geri dönelim.
Kariyeri boyunca pek çok yıldız yaratmış veya bir kişinin yıldızlaşmasına yardımcı olmuş bir isim Tolga Akış. Ama herhâlde onu en fazla gündeme getiren isim, neredeyse sıfırdan yıldız yaptığı eski eşi Zeynep Bastık.
Zeynep Bastık’la ayrılığının ortasında Akış kendi şirketi içinde, YouTube’da yayınlanmak üzere bir reality show/yarışma düzenlemeye başladı. ‘Big5’ isimli bu yarışma bir müzik ve dans yetenek yarışması.
İşte bu yarışmaya katılan ve yeteneğini gösteren genç kızlardan Manifest isimli bir grup kurdu Tolga Akış. Grubun giyimi, dansları ve müzikleri hep profesyonel ellerde tasarlandı ve ortaya bugün bildiğimiz; konserlerinde ayakta duracak yer bile bulunmayan, Dua Lipa’nın Kosova’daki festivaline davet alıp Dua Lipa tarafından desteklenen, Ajda Pekkan’ın düet yaptığı ve sahip çıktığı yeni fenomenimiz Manifest çıktı.
Bir kez daha hatırlatayım: Türkiye’de on binlerce, belki yüz binlerce müzisyen var; şarkı söyleyen, dans eden genç kız var; hepsi ünlü olmak, konserler vermek, albümler yapmak istiyor ama işte içlerinden pek azı bu amaca erişebiliyor.
Manifest’i, bu genç kızların sadece birkaç yıla sığan başarısını kimse küçük görmemeli.
Tolga Akış’ın elinde sihirli değnek yok, canının çektiği herkesi yükseltemez; Manifest, belli bir yeteneğin başarılı bir iletişimle bir araya gelmesi.
Fakat Manifest, daha parladığı ilk anlardan itibaren Türk muhafazakârlığının duvarına çarptı. Grubun popülerliği, onların verdiği bir konserdeki danslarının ‘müstehcen’ bulunması, savcılık soruşturması, grup hakkında dava açılması vs. derken iş geldi Tolga Akış’ı tutuklamaya.
Savcılığın Akış’ı tutuklamaya sevk yazısını okuyorum. Aileyi korumaktan, müstehcenliğin çocukların ahlakını bozmasından vs. söz ediliyor.
Tabii ‘müstehcen’ ne demek, ne yapınca müstehcen olunur tartışmasına hiç girmeyeceğim; bunu belirlemek çok zor ama bir şey kesin: Savcılığın deyimiyle ‘müstehcen’ olan Tolga Akış değil… Ama o tutuklandı.
Manifest’in ne kadar popüler olduğunu anlatmak için haftalardır aynı örneği veriyorum: Ağustos ayı başında, Sakarya’nın Karasu ilçesinde yaz Kur’an kursu o yılki eğitimini tamamladı. Kursun mezuniyet törenine ilçenin AK Partili Belediye Başkanı ve ilçe başkanı da geldi; mezun olan küçük çocuklara ‘Ne istersiniz?’ diye sordular. Kur’an kursunu başarıyla tamamlayan çocuklar hep bir ağızdan ‘Manifest konseri isteriz!’ dediler.
Manifest, hiçbir politik tarafı olmayan bir topluluk. Hatta sorsanız, o kızların anne babaları yıllarca AK Parti’ye oy vermiş seçmenler.
Ama o AK Parti eski kapsayıcı AK Parti değil; partinin ideolojik çelik çekirdeğindeki mutaassıp zihniyet artık duruma hâkim vaziyette ve parti düne kadar duygularını elinde tutabildiği geniş kesimleri değil, çok daha dar bir kesimi ancak temsil ediyor; dünyalar ayrılaştı.
Sahnede Manifest’in dans eden kızlarını görünce Türk aile yapısının bir anda çökeceğini düşünen bir zihniyet var Türkiye’de.
Daha önce LGBT’ye bakıp ‘Ailemiz elden gidiyor’ demişlerdi, şimdi hayal haneleri iyice genişlemiş; K-Pop’u da tehdit görüyorlar.
Ama daha komiği şu: Hepsinin arkasında İsrail ve hatta Jeffrey Epstein’in var olduğunu da saptamışlar. (İnanmayan şu haberi okusun, bu ideolojinin vardığı yeri görsün.)
Buradan yazının en başına döneyim…
Türkiye’nin sosyolojisinden kaynaklanan siyasi haritasının bize öğrettiği basit bir gerçek var: Tek başına iktidar olmanın yolu, geniş bir koalisyon kurmaktan geçiyor. Hele iktidarın artık yüzde 50 artı 1 oyla belirlendiği günümüzde bu koalisyonun bir şemsiye gibi geniş bir alanı kapsaması şart artık.
Tayyip Erdoğan ve AK Parti ise eskisi kadar kapsayıcı değiller. Çok daha ideolojik, çok daha dar kimlikçi bir yapıya büründüler.
Bu ideolojik daralma beraberinde bir kuşak çatışmasını ve cinsiyet çatışmasını getiriyor: Partinin yeni muhafazakâr gündemini yaşlı kuşaklar ve erkekler taşıyor daha çok.
Manifest ve Tolga Akış, belki Mabel Matiz’i de katabilirim, bu geniş muhafazakar gündemde sadece bir madde.
Manifest veya Mabel Matiz siyaseten muhalif kişiler olsa AK Parti’nin yaptıklarını savunması daha kolay olurdu ama ortada o anlamda siyasi bir durum da yok.
Hadi LGBT marjinal diyelim, onları destekleyenlerin sayısının az olduğunu varsayalım; ama Manifest’in sevenleri AK Partililerin hayal edemediği kadar fazla ve ortada siyasi bir durum olmadığı için olan bitene anlam da veremiyor.
Böyle böyle kendini marjinalize ediyor AK Parti, çünkü zamanın ruhuna karşı savaş açmış durumda. Ama bu savaşı kazanamaz.

