22 Ekim 2026 Perşembe günü dünya finans piyasalarında yaşanan gelişmeler, yatırımcıların risk algısının ne kadar hızlı değişebildiğini bir kez daha gösterdi. ABD borsalarında özellikle teknoloji hisseleri değer kaybederken petrol fiyatları yükseldi, altın fiyatları düştü, Avrupa ve Asya piyasalarında da satışlar görüldü.
Perşembe günü Nasdaq yüzde 2,6, S&P 500 ise yüzde 1,2 geriledi. Özellikle yarı iletken şirketlerindeki kayıplar dikkat çekti. Dow Jones’un günü hemen hemen yatay tamamlaması ise satışların bütün sektörlerde aynı ölçüde yaşanmadığını ortaya koydu. ABD borsalarındaki düşüş diğer borsalara da önemli ölçüde yansıdı.
Burada önemli bir konu var: Bir şirketin büyümesi ile o şirketin hissesinin değer kazanması aynı şey değildir.
Yapay zekâ alanında faaliyet gösteren şirketler büyük yatırımlar yapıyor. Bu yatırımlar gelecekte önemli gelirler sağlayabilir. Ancak yatırımcı açısından asıl mesele, harcanan paranın ne kadar gelir ve kâr yaratacağıdır. Beklenen kazançlar gerçekleşmezse bugün yüksek değerlemelerle işlem gören hisselerin fiyatları gerileyebilir.
Başka bir ifadeyle, iyi bir gelecek beklentisi tek başına iyi bir yatırım anlamına gelmez. Ödenen fiyat da en az beklentiler kadar önemlidir.
Piyasalardaki endişeleri artıran bir diğer gelişme petrol fiyatlarındaki yükseliş oldu. Orta Doğu’daki gerilim ve arz kesintisi endişeleriyle Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık 112 dolara çıktı.
Petrol fiyatındaki artış yalnızca enerji maliyetlerinin yükselmesi anlamına gelmiyor. Ulaşım, üretim ve lojistik maliyetlerini de artırıyor. Petrol fiyatlarının bu düzeylerde kalması, maliyetler ve dolayısıyla enflasyon üzerinde yeni bir baskı yaratabilir.
Ekonomide yavaşlama yaşanırken enflasyonun yükselmesi, merkez bankalarının işini de zorlaştırır. Böyle bir ortamda faiz indirimleri ertelenebilir hatta enflasyonist baskıların güçlenmesi durumunda faiz artışları gündeme gelebilir. Faizlerin uzun süre yüksek kalması ise şirketlerin finansman maliyetlerini artırarak hisse senedi fiyatları üzerinde baskı yaratabilir.
Dolayısıyla petrol fiyatlarındaki yükseliş ile borsalardaki düşüş arasında önemli bir ekonomik bağlantı bulunuyor.
Küresel piyasa dalgalanmalarının arkasındaki önemli etkenlerden biri de yüksek kamu borçları ve bütçe açıklarıdır. Artan borçlanma ihtiyacı, devletlerin daha fazla tahvil ihraç etmesine ve borçlanma maliyetlerinin yükselmesine yol açarken, faiz giderlerinin bütçe üzerindeki yükünü de artırıyor. Özellikle ABD’de büyüyen borç stoku, Avrupa’da ise Fransa ve İtalya gibi ülkelerin mali dengelerine ilişkin kaygılar, yatırımcıların risk algısını olumsuz etkiliyor. Bu durum, tahvil faizleri üzerinden hisse senedi ve döviz piyasalarına da yansırken, küresel finansal sistemdeki kırılganlıkları artıran unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.
Belirsizlik dönemlerinde yatırımcıların altına yönelmesi beklenir. Ancak söz konusu günde ons altının yaklaşık yüzde 1,2 değer kaybederek 4.090 dolar dolaylarına gerilemesi, bu beklentinin her zaman gerçekleşmediğini gösteriyor.
Finans piyasalarında yatırımcı davranışlarını yalnızca güvenli liman arayışıyla açıklamak doğru olmaz. Nakit ihtiyacı, kâr realizasyonları, doların hareketi ve faiz beklentileri de talebi ve dolayısıyla fiyatları etkiliyor.
Örneğin faizlerin yüksek kalacağı beklentisi, faiz getirisi olmayan altının çekiciliğini azaltıyor. Bazı yatırımcılar nakit ihtiyacını karşılamak veya başka varlıklara yönelmek için altın satabiliyor. Ancak altındaki düşüşü tek bir nedene bağlamak doğru değildir.
Bu gelişmeler bize bir varlığın güvenli liman olarak görülmesinin, fiyatının her koşulda yükseleceği anlamına gelmediğini gösteriyor.
Sert borsa düşüşlerinin ardından 1929 Büyük Buhranı veya 1987 Kara Pazartesi gibi tarihî olayların hatırlanması doğaldır. Nitekim bu gelişmeler için de “Kara Perşembe” ifadesi kullanılmaya başlandı. Ancak benzerlik kurmakla aynı olayın yeniden yaşandığını söylemek arasında önemli bir fark vardır.
Bir finansal krizin ortaya çıkması için yalnızca hisse senedi fiyatlarının düşmesi yeterli değildir. Kredi piyasalarında bozulma, şirketlerin borçlarını ödemekte zorlanması, bankacılık sisteminde sorunlar ve finansman kanallarının daralması gibi gelişmelerin de incelenmesi gerekir.
Şimdilik öne çıkan tablo, teknoloji şirketlerinin değerlemelerine ilişkin kaygıların, yükselen enerji maliyetlerinin ve jeopolitik belirsizliklerin aynı dönemde piyasalara baskı yapmasıdır. Bunların daha büyük bir krize dönüşüp dönüşmeyeceğini ise önümüzdeki dönemdeki gelişmeler belirleyecek.
Küresel piyasalarda risk iştahının azalması, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını olumsuz etkileyebilir. Yatırımcı güveninin, yaşanan fon kriziyle, zaten zayıfladığı bir dönemde Türkiye açısından bu gelişmeler, piyasa dalgalanmalarının etkisini artırabilir. Bu durumu bir tür büyüteç etkisi olarak açıklayabiliriz.
Petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi, enerji ithalatçısı olan Türkiye’nin dış ticaret açığını artırırken üretim ve ulaştırma maliyetlerini de yükseltebilir. Küresel risk iştahındaki gerileme ise döviz kuru ve finansman maliyetleri üzerinde ek baskı oluşturabilir.
Küresel piyasalardaki düşüşler ile fon krizinin dinamikleri aynı değildir. Ancak piyasa fiyatlarının gerilemesi, likiditenin azalması ve yatırımcı güveninin zayıflaması bir araya geldiğinde sorunlar birbirini ağırlaştırabilir.
Türkiye açısından asıl mesele, küresel dalgalanmaların ne kadar süreceği meselesi kadar, finansal sistemin ve ekonomi politikalarının bu dalgalanmalara karşı ne ölçüde dayanıklı olduğudur.
22 Ekim’de yaşananlar, finans piyasalarında beklentilerin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Yatırımcılar yalnızca şirketlerin bugün ne kazandığına değil, gelecekte ne kazanacağına da fiyat biçiyor. Ancak geleceğe ilişkin beklentiler değiştiğinde fiyatlar da hızla değişebiliyor.
Petrol fiyatlarının yüksek kalması, enflasyonun yeniden hızlanması ve faizlerin beklenenden uzun süre yüksek tutulması olasılığı, piyasaların önündeki önemli riskler arasında yer alıyor.
Bu nedenle asıl soru, borsaların bir günde ne kadar düştüğü değil, bu düşüşe yol açan ekonomik koşulların ne kadar kalıcı olduğudur. Önümüzdeki dönemde petrol fiyatlarının, ABD borsalarının ve altının yanı sıra tahvil faizlerini, kredi piyasalarını da yakından izlemek gerekiyor.
Çünkü finans piyasalarında fiyatlar görünen yüzdür, asıl öykü, o fiyatların arkasındaki ekonomik koşullarda ve yatırımcı güveninde saklıdır.
***
Mahfi Eğilmez’in bu yazısı ilk olarak yazarın Kendime Yazılar adlı blogunda yayımlandı.