Muhtaç olunan yaratıcılık, vatandaşta var, halkta yok!

6 Kasım 2026

J. Walter Thompson reklam ajansında bir zamanlar yöneticilik yapan, reklamcı James Webb Young (1886-1973), yaratıcılık der, iki bilinenden üçüncü bir bilinmeyeni ortaya çıkarmaktır. Tabii mealen.

Yani eski taama yeni bir lezzet bulmak, eski köye yeni âdet getirmek de diyebiliriz halk ağzıyla. 

Tabii buradaki yaratıcılık kelimesinin Allah’la bir ilgisi yok, baştan söyleyelim.

Creativity veya kreaaatiflik diyerek devam edelim o halde.

Kreatiflik, daha çok reklamcılara has ve ona yakıştırılan bir meslek yetisidir.

Ama sanatçı, tasarımcı-kasarımcı, daha çok üstlenmiştir bunu.

Reklam ve marketing dünyası yaratıcılığı her gün konuşuyor. 

Yıllardır konuşuyor.

Konuşa konuşa bitiremiyor. Araştıra araştıra bildiğimiz sonuçları ortaya çıkarıyor. 

Bu kez konu genelleştirilmiş ve 

ve Türkiye genelinde yaratıcı olmayan, 1200 kişiye yaratıcılığı nasıl tanımladıkları, kimi yaratıcı buldukları, kendilerini yaratıcılık pratiğinde nereye koydukları sorulmuş. 

Mediacat.com sitesinde detayları var. 

Derginin Başkanı, Gn. Yayın Yön. ve yazar Pelin Özkan, sonuçları açıklıyor.

Durum şu ki, yaratıcılığı pardon kreatifliği ülkece seviyoruz ama kendimize yakıştıramıyoruz.

Konu daha çok reklam sektöründe  bir unvan, bir departman, bir ödül kategorisi haline gelmiş durumda.

Peki, markaların seslendiği insanlar kreativiteyi nerede görüyor? Kendilerinde mi, sanatçıda mı?

Türkiye, çıkan sonuçlara göre yaratıcılığa hayran ama onu sanatçıya, reklamcıya, riski göze alan birkaç kişiye bırakıyor ve kendine gerçekçi olmayı ayırıyor. 

“Krizde ortaya çıkan becerisini bir güç olarak anlatırken, aynı krizin bu gücü kullanmanın önündeki en büyük engel olduğunu da biliyor.

Reklam sektörü için bu tablo hem bir ayrıcalık hem bir sorumluluk taşıyor. 

Toplum reklamcıları yaratıcılığın meşru temsilcileri arasında görüyor.

Bununla beraber, konuştuğumuz insanlar kendi yaratıcılıklarını görünmez sayıyor, denemeyi sonuca bağlıyor.’

Markaların “yaratıcılığını keşfet” ya da “kendini ifade et” diye seslendiği kitlenin bu çağrıyı nasıl duyduğunu bu verilerle birlikte yeniden düşünmek gerekiyor. 

Pratiklik kavramının içinde saklı duran beceriye bir ad ve bir sahne vermek, yaratıcılık konuşmasını sektörün dışına taşımanın ilk adımı olabilir.”

deniyor sitedeki yazıda.

Yani vatandaş bunu biliyor ama halkın umurunda değil henüz.

Ya da benim derdim bana yeter, eloğlunda pişer bize de düşer mantığında.

Ebeveynler, çocuklarının sanatçı olmasını istiyor ama önce düzenli bir geliri olsun, onun dışında kendi bilir mantığında.

Esnaflık da günümüzde giderek zorlaştığı için, birbirinin kopyası kafeciler, kreatifliği maçalarında (matcha çayına atıf) buluyorlar.

Dükkanı açmadan önce tadilatla dekorasyon değişikliği ise yine en büyük kreatiflik.

Dolayısıyla kreatiflik sürdürülebilir, gelir getirebilir, takdir toplayabilir, ayrışma sağlayacak bir alan değil. Boş adam işi sanki…

Müşteri kazanmak için yarışılan (konkur) ve kampanya sonuçlarına göre kazanıldığı varsayılan alanda, aslında reklam verenin yaratıcılıktan kastıyla reklamcının kastının aynı olmadığını öğrendiğimde taşlar yerine oturmuştu.

Sizden istenen sadece onların ürününü iyi göstermek, logosunu, adını çok tekrarlamak, satışını sağlamaktı. Ötesinde zıpırlığın gereği yoktu.

Ha, yarışmaya katılacaksanız, uygun bir mecrada, fazla masraf ettirmeden zıpırlık yapmanıza göz yumulurdu.

Gece gece icat çıkarmanın, marka için icat çıkarmanın, genelde gereği yoktu.

Halk için de konuyu zorlamaya gerek yok bence. Sonuçlar malumun ilanı.

A’dan B’ye gidenlerle, hayal ettikleri yere gidebilenlere inanarak kreatif olanlara ve öyle yaşayanlara selam olsun.

İhtiyaç, icadın anasıdır.

Cennet ise anaların ayağının altındadır. 

Bu durumda icat adı verilen çocuğa iyi bakın.

Terliği yemesin…

Kafanız karışmadı umarım!

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.