Bencilliğin vücûd bulmuş halidir gözlerimin içine bakman.
Göz bebeklerime çekilen mil gibisin,
Görüp göreceğim oysa içinin olmayışıymış.
Uzanıp önce elimi çektin, çekilip sonra elimi ittin.
Bir doğası yoktu aşkın yüzüme üflenen soluğunun,
Bilmediğim bir ruhunun da olmadığıydı.
Geniş bir kasnakta sıkı örülmüş bir nazdın sen,
Sıkılmış yumruklarımın arasından kayıp azaldın.
Gelmedin, gelmiş gibi yapıp gülüp geçtin,
Nasılsa gidecektim gülümseyişiyle.
İki azı dişimin arasına sıkışıp kalmış artığı hayatın.
Anımsa nasıl da neşeyle başlamıştı her şey,
Senin sahte anlatımlarından ödünç alınmış bir hüzündüm sanki,
Benim toz içindeki umudumun tavan arası küfüydün belki.
Nemli gözlerim duygusuz dudaklarında parçalanmışken,
Upuzun bir duş olup aktın bedenimden,
Arta kalan senden o nahoş tat oldu zihnimde, ve
Neden üzüldüğümü bilmeden geçip gitti aramızdaki şey.
Geçen yüzyılda doğan ben, bu yüzyılda öleceğim muhtemel,
Umudum unutulup gitmek cehennemin bir köşesinde.
Ruhum hayattan alacaklı oysa,
Baş edemiyor benimle
Solus ipse!
18 Ağustos 2026 - Sevgili günlük…
15 Ağustos 2026 - Yer değiştiren taraflar: Protagoras’ta Erdem, Birlik ve Ölçme Sanatı
8 Ağustos 2026 - Kaçan Heykeller: Menon’da Erdem, Bilgi ve Doğru Kanı
3 Ağustos 2026 - İkna Etmek ya da İtaat Etmek: Apologia ve Kriton Üzerine
31 Temmuz 2026 - Nasıl Yaşamak Gerektiği Üzerine: Gorgias ve Utancın Sınırı