Yılın son gecesi Cem Yılmaz’ın merakla beklenen CMXXIV gösterisi Netflix’de yayındaydı. Özellikle şu espri sosyal medyada tartışmayı ateşledi: “38 yaşında biriyle çıkıyorum, ‘buldu çıtırı’ diyorlar. 38’lan, ölmek üzere!”
Bir espri neden bu kadar konuşulur? Çünkü mizah yalnızca güldürmez; toplumun neyi normal, neyi anormal saydığını da gösterir. Bazen ayna tutar, bazen aynadaki görüntüyü büyütür.
Bu cümlede asıl mesele “38” sayısı değil. Mesele, yaşın kimin için ne anlama geldiği.
Bir erkeğin yaş alması tecrübe, olgunluk, hatta karizma demekken; kadın için hâlâ bir eşik, bir alarm, bir “geç kaldın” uyarısı gibi çalışıyor. “Çıtır” kelimesi zaten başlı başına bir yaş ve beden kodu. 38’in “çıtır” sayılması tuhaf; 38’in “ölmek üzere” sayılması ise daha da tuhaf.
Ama tuhaf olan espri değil, esprinin tanıdıklığı.
Peki şu soruyu sormadan geçebilir miyiz: Kaç yaşındaki bir kadın o zaman “çıtır”?
Aynı yaştaki bir erkek için bu kelime neredeyse hiç kullanılmazken, kadın için hâlâ dolaşımda. Demek ki mesele yaş değil; bakış açısı.
Kadınlar ne yapsa yaranamıyor ki. Yaşı seksenlere yaklaşmış, varlıklı bir erkek kendisinden 30–40 yaş küçük bir kadınla birlikte olduğunda hemen şu soru soruluyor: “Bu kadın gerçekten aşık mı, yoksa başka bir şey mi?” Kadının niyeti didikleniyor, ilişkinin meşruiyeti tartışılıyor.
Bizde mesela İzmirli iş insanı 80 yaşındaki Lucien Arkas ve 38 yaşındaki Merve Sakallı Arkas ile evlendiğinde günlerce dedikodu sayfalarına malzeme çıkmıştı. Ama tablo tersine döndüğünde —yani yaşça büyük bir kadın, kendisinden genç bir erkekle birlikte olduğunda— bu kez yine kadın yargılanıyor, ilişki “acayip”, “uygunsuz” ya da “nasıl olsa uzun sürmez” diye etiketleniyor. Bakınız Macron ve Brigitte. Bu ilişki tüm dünyaya o kadar imkansız geldi ki kadıncağızın aslen erkek olmadığını ispat etmesi bile gerekti.
Sinema dünyası da bu eşitsizliğin en görünür vitrini. Al Pacino seksenlerini geçmişken kendisinden çok daha genç bir partnerle baba olduğunda şaşırıyoruz ama bu durum onun kariyerine, karizmasına ya da “erkekliğine” gölge düşürmüyor. Robert de Niro benzer bir yaşta yeniden baba olduğunda hikâye “hayat enerjisi” ve “geç yaşta gelen mutluluk” başlıklarıyla anlatılıyor. Leonardo DiCaprio’nun sürekli kendisinden çok genç kadınlarla anılması ise gayet normal, hatta beklenir. Kimse Leonardo artık obez bir orta yaşlı filan demiyor.
Aynı yaş kalıpları kadınlar için söz konusu olduğunda ise mesele çoğu zaman doğrudan “değer” tartışmasına dönüşüyor. Dünya genelinde çiftlerin yaş farkı konusunda tercihleri nasıl şekilleniyor? Gottfried ve ekibi 29 ülke ve 35.996 çiftin incelendiği kapsamlı bir araştırma ile bu soruya ışık tutuyor. Araştırmaya göre, bir erkek yaşlandıkça, yeni bir romantik ilişkiye başlarken daha büyük yaş farklarını tercih ediyor.
Spesifik olarak, her 5 yaşlık artışta, tercih edilen yaş farkı yaklaşık 1 yıl artıyor. Bu durum şu şekilde özetlenebiliyor: 25 yaşındaki erkek: Partner yaşı 22 (yaş farkı: 3) 30 yaşındaki erkek: Partner yaşı 26 (yaş farkı: 4) 40 yaşındaki erkek: Partner yaşı 34 (yaş farkı: 6) 50 yaşındaki erkek: Partner yaşı 42 (yaş farkı: 8) 60 yaşındaki erkek: Partner yaşı 50 (yaş farkı: 10)
Bu durumda 52 yaşındaki Cem Yılmaz’a kötü bir haberim var, bilimsel bulgular ışığında 38 lik partner onun için gayet uygun. Ancak kadın onu beğenir mi bilmem.
Aynı araştırmaya göre 40 yaşındaki kadın için partner yaşı 41,5 (yaş farkı: -1,5 yıl) olmalıymış.
Aslında Cem Yılmaz’a tepkiler geldi gelmesine. Bu arada kendi düşüncemi söyleyeyim, ben Cem Yılmaz’ın özel hayatında kısa evliliği ardından bir süre sevgilisiyle, kendinden yaşça küçük de olsalar, pek de mutlu olduğunu düşünmüyorum. Bu esprinin altında bu mutsuzluk da var sanki.
Tepkilere bakarsak en iz bırakan, önemli tepki İrem Derici’den geldi. “ Hiç alınmadım, 38 yaşındayım, taş gibiyim” dedi. Samimi, güçlü, özgüvenli bir çıkış. Ama burada da küçük bir çentik var: Kadınlar yaşlarını savunurken neden hâlâ bedenlerini kanıt olarak sunmak zorunda hissediyor? “38 yaşındayım ve değerliyim” demek yerine, “38 yaşındayım ve hâlâ çekiciyim” demek…
Savunma bile oyunun kurallarını kabul ederek yapılıyor. Oysa mesele alınmak değil. Mesele, hangi algının tekrar tekrar sahneye çağrıldığı.
Kadınların yaşı, erkeklerin yaşı gibi sıradanlaşmadıkça; yaş farkı ilişkiler yalnızca kadın tarafı üzerinden sorgulandıkça; kadınlar “taş gibi” olduklarını ilan etmek zorunda kaldıkça bu espriler konuşulmaya devam edecek.
Burada kimseye mizah yasaklansın demiyoruz. Kimse “şaka yapmayın” demiyor. Ama şunu sormak gerekiyor: Neye gülüyoruz? Kadınların yaş aldığına mı, yoksa kadınların yaş almasının hâlâ sorun edilmesine mi?
Belki de asıl espri, 38 yaşında olmanın hâlâ savunma gerektirdiğini düşünmekte gizli. Kadınlar yaşlanmıyor; toplum, kadınlara yaşlanmayı yakıştırıyor.
Ve belki de artık şu cümleyi rahatça kurabilmeliyiz: 38 yaşında olmak ne “çıtır”, ne “ölmek üzere”. Sadece 38.
Bu kadar eleştiri aldıktan sonra tekrar aynı espriyi yap hadi Cem Yılmaz hadi…