Sokrates-4

9 Şubat 2026

Sofistlerle birlikte Sokrates de, Antik Yunan’ın dini inançlarının, ahlâk ilkelerinin bilginin önündeki en büyük engel olduğunu görmüştü. Doğa filozoflarına bir süre ilgi göstermiş olmasına rağmen, ortaya attıkları fikirleri kendi düşünce sistemi içinde ona doğru gelen bir yere oturtamadığı için, kısa sürede doğayla ilgilenmekten vazgeçti. Dikkatini insana, insanlar arasındaki ilişkiyi belirleyen ahlâka çevirerek, felsefeyi Cicero’nun daha sonra söylediği gibi Miletos’un göklerinden yeryüzüne, yaşadığımız dünyaya ve hatta bireye, bireyin ruhuna ve aklına indirmiştir. Sorgulamak, görünenin ardındaki gerçeği bulmaya çalışmak, bilgiye ve bu sayede erdeme ulaşmak onun için çok önemliydi. Görünen o ki hayatını da dile getirdiği bu düşüncelere o kadar uygun olarak yaşamıştı ki, bu onu günümüzde de değer odaklı, erdemli ve anlamlı bir hayat yaşamayı hedefleyen herkesin anımsamasına yol açıyor. “Sorgulanmayan bir hayat, yaşanmaya değmez!” derken de, bu yaşam biçiminin sürekliliğine vurgu yapmış oluyordu.

Sokrates’in hayatının önemli bir kısmı Perikles demokrasisinde geçmiştir. Hayatının ilk yarısını kaplayan bu dönem, Atina’nın sanat, edebiyat ve ekonomik açıdan çok zengin olduğu bir dönemdir. Trajedi yazarlarının en iyi eserlerini verdikleri, her tarafın heykellerle bezeli olduğu, muhteşem tapınakların inşa edildiği bir dönem. Hayatının ikinci yarısınıysa, bir dünya savaşı olarak değerlendirebileceğimiz Peloponnesos Savaşı belirlemiştir. Sokrates de bu uzun savaşın üç çatışmasında hoplit olarak yer almış, cesur, güçlü ve dayanıklı bir asker olarak nam salmıştır. Peloponnesos Savaşı’nın Atina sosyal hayatına, dolayısıyla yaşam biçimine önemli etkileri olduğu ileriki sayfalarda daha detaylı olarak ele alınacaktır. Peloponnesos Savaşı bittiğinde Atina Sparta’ya yenilmekle kalmamış, demokrasisi de yıkıldı. Sparta oligarşisi Atina’yı Otuz Tiran yönetimine teslim etti. Tiranlar arasında Sokrates’in öğrencileri de vardı ama bu onun tiranlık yönetimini desteklediği ve benimsediği anlamına gelmiyordu. Kısa süre sonra tekrar kurulan demokratik yönetimi de desteklemedi, bu da sanırım iktidar gözünde onu iyice tehlikeli bir muhalif durumuna soktu. Sonuç olarak ne aristokratları, ne de demokratları memnun edemedi.

Mahkemeye verilmesi ve ölüm cezasına çarptırılması bundan çok kısa bir süre sonraya rastlar. Davayı 399 yılının ilkbaharında zengin bir tüccar olan Anytos, iyi bir hatip olan Lykon ve ve Atinalı bir şairin oğlu olan Meletos açmıştı. Bu grup, demokratik kültürün belli başlı temsilcileriydi ve onların bu tavrı yıllar boyunca Atinalı şair, işadamı ve politikacıların cehalet ve kibirlerini ortaya çıkaran Sokrates’e karşı biriken tahammülsüzlüğün göstergesiydi de bir bakıma. “Hem yeraltında, hem de gökte ne olup bittiğini araştırmakla, devletin tanıdığı tanrıları tanımamakla, onların yerine yepyeni tanrılar tanıtmakla, gençlerin ahlâkını bozmakla ve devletin yasalarına itaat etmemekle” suçlandı ve idamı istendi. Bu davayla ilgili bir belge yok ama Platon’la Xenophon’un tanıklıklarından ne olup bittiğini az çok çıkarabiliyoruz. Sonucun idam olduğunu biliyoruz ama davanın hükmü dini bir bayrama denk düştüğü için baldıran zehrini içmek için bir ay kadar hapishanede bayramın bitmesini bekledi Sokrates.

Xenophon (İÖ 430 – 354) Sokrates’i 25 yaşında tanımıştı ama daha sonra birlikte çok fazla zaman geçirmemişlerdi. Mahkemeyi de izlememişti, duydukları aracılığıyla davadan yıllar sonra 371 yılında Sokrates üzerine bir anılar kitabı yayınlamıştı. Elimizde Sokrates’le ilgili sadece bu eser olsaydı eğer, onu felsefe tarihinde silik bir figür olarak hatırlayacaktık. 

Platon’un diyaloglarındaysa Sokrates meraklı, sorgulayan, araştırmacı bir kişi olarak resmedilir. Sokrates, eğer Platon’un yazdıkları doğruysa, kendini uyuz bir ata dadanan bir at sineğine benzetir. Burada uyuz at Atina, sinek de kendisidir. Sokrates’in ölümle yargılandığı bir davada şehri yönetenlerin önünde şehri uyuz bir ata benzetip benzetmediğini gerçekten bilemeyiz ama doğru kabul etmekten başka şansımız yok. O bir at sineği olarak bu uyuşuk atı durmaksızın rahatsız ederek atın bir gün canlanacağını, tekrar hareket edeceğini ummaktadır.

60 kadar bir oy farkıyla – 281’e karşı 230 – suçlu bulunduktan sonra cezasının ne olacağı yönünde konuşması için kendisine tekrar söz verildiğinde, Atina’nın ona ölüm cezası vermek bir yana, kendisine ömür boyu bakması gerektiğini söyler. Çünkü o insanlara kendilerini sorgulamayı ve hakikatin, bilginin peşinde koşmanın yöntemini öğretmektedir. Bu konuşmanın sonrasında daha büyük bir oy farkıyla idam edilmesine karar verilir. 

Devam edecek

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.