Davanın bir numaralı sanığı Hüseyin Gün, yabancı bir devlet adına çalışmadığını, aksine 15 Temmuz sonrası bir yıl Türk hükümeti adına resmi yetki belgesiyle çalıştığını anlattı. Davanın temelini oluşturan sosyal medya analizleri için "Herkesin ulaşabildiği açık kaynaklardan yapılmış bir şey" dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu ile Hüseyin Gün, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ hakkında “casusluk” suçundan 20’şer yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davanın ilk duruşması yapıldı. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki salonda yapılan duruşmada tutuklu sanıklar İmamoğlu, Özkan, Yanardağ ve Gün ile avukatları hazır bulundu.
Duruşmaya CHP’den genel başkan yardımcıları, milletvekilleri ve sanıkların aileleriyle çok sayıda gazeteci izleyici olarak katıldı.
Davanın görüldüğü 4 No’lu Duruşma Salonunda “yer” krizi yaşandı.
Kapasitenin yetersiz olması nedeniyle girişlerde ve salonun içinde büyük bir yoğunluk yaşandı. Çok sayıda avukat ve gazeteci, savunmalar başlamasına rağmen salona giremedi.
Duruşmanın başında mahkeme başkanı sırayla sanıklar Gün, Yanardağ, Özkan ile İmamoğlu’nun savunmalarının alınacağını duyurdu.
Bu sırada söz alan İmamoğlu İBB ana davasının diğer salondaki duruşmasına geçmek için savunma sırasının öne alınmasını talep etti.
Mahkeme başkanı bu durumu değerlendirebileceklerini söyledi, iddianamenin kabul kararının okunduğu duruşmaya kimlik tespitiyle başlandı.
Duruşmada ilk savunmayı Hüseyin Gün yaptı.
313 gündür tutuklu bulunduğunu ve “bugünü beklediğini” söyleyerek sözlerine başlayan Gün şöyle devam etti:
“Hakkımdaki süreç, 2 Mart 2025 tarihinde 112 Acil Çarı Merkezi’ne yapılan bir ihbarla başladı. Bu ihbar üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından 2025/5759 değişik iş numarasıyla yakalama kararı çıkarıldı.
Oysa ben bu süreçten tamamen habersizdim. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapay zekâ fabrikası kurulmasına ilişkin çalışmalar yürütüyordum. 30 Haziran 2025 tarihinde Türkiye’ye döndüğümde, İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındım. Gözaltı sırasında cep telefonuma ve dizüstü bilgisayarıma el konuldu. Dijital materyallerimin tüm şifrelerini kendi rızamla kolluk kuvvetlerine teslim ettim. Çünkü kendimden emindim. Casus değilim.
Gözaltı sürem üç kez uzatıldı. İstanbul TEM Şube Müdürlüğü’ndeki işlemlerim 4 Temmuz 2025 günü sabah 06.30’da tamamlandıktan sonra tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildim. Ardından İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği tarafından TCK 328/1 kapsamında ‘siyasal veya askeri casusluk’ suçlamasıyla tutuklandım. Soruşturma devam ederken dijital materyaller üzerinde yapılan incelemelerde; Sayın Ekrem İmamoğlu ile rahmetli annem Meral Hanım’ın bulunduğu bir fotoğraf ve birkaç mesaj nedeniyle bu kez ‘İmamoğlu suç örgütü yöneticiliği’ iddiasıyla yürütülen 2025/48620 sayılı soruşturmaya dahil edildim.
24 Ekim 2025 sabahı Silivri Cezaevi’ndeki hücremden alınarak yeniden İstanbul TEM’e götürüldüm. 25 Ekim akşamı başlayan ifadem, ertesi gün sabah 10.50’ye kadar sürdü. Bu kapsamda verdiğim ifade sonrasında savcılık tarafından serbest bırakıldım. Bu dosya halen İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmektedir.”
“Bugün huzurunuzdaki yargılamaya dayanak yapılan 4 Şubat 2026 tarihli iddianamede, TCK 328/1 kapsamında devletin güvenliği açısından gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin ettiğim ileri sürülmektedir. Bu iddiaların tamamı mesnetsizdir” diyen Gün, şu sözleri kullandı:
“Ben hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliği açısından gizli kalması gereken herhangi bir bilgiyi casusluk amacıyla temin etmedim. Böyle bir teşebbüste de bulunmadım. Kimseyle de paylaşmadım. Nitekim ikinci ifademde de bu yönde tek bir ikrarım bulunmamaktadır. Çünkü ben ülkeme karşı casusluk yapmadım. Ayrıca kimseye de casusluk iftirası atmadım. Casus olmayan bir insan, başka birine casusluk iftirası atmaz.
Bu soruşturmanın temelinde; uyuşturucu ve yasa dışı bahis bağımlılığı bulunan muhbir Ümit Deniz Alaçak’ın geçmişe dayalı husumeti ve kıskançlığı vardır. Öz yeğeninin beni kendisine rol model olarak göstermesinden rahatsızlık duyduğu açıktır. Tüm suçlamalar bu kişisel husumetin ürünüdür. İddianame incelendiğinde, devletin güvenliği açısından gizli kalması gereken hangi bilgiyi temin ettiğime, bunu kime aktardığıma ya da hangi istihbarat görevlisiyle ne şekilde paylaştığıma ilişkin tek bir somut delilin bulunmadığı görülecektir.
Telefonumda kayıtlı yabancı devlet adamları, siyasetçiler, bürokratlar, emekli askerler veya istihbarat mensuplarıyla yaptığım görüşmeler suçlama konusu yapılmıştır. Oysa benim uluslararası iş hayatım ve geçmiş kariyerim dikkate alındığında bu ilişkiler hayatın olağan akışı içerisindedir.
Ben uzun yıllardır dünyanın farklı bölgelerinde yatırım yapan bir iş insanıyım. Eğitimimi İngiltere’de tamamladım. Londra Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünden onur derecesiyle mezun oldum. Meslek hayatıma Cenevre’de petrol ticareti alanında başladım. Daha sonra Merrill Lynch’in Londra şubesinde yatırım uzmanı ve başkan yardımcısı olarak görev yaptım. Ardından Crédit Agricole’de kıdemli başkan yardımcılığı görevinde bulundum.
Daha sonra kendi sermayemle enerji, doğal kaynaklar ve finans sektörlerinde yatırımlar yaptım. Londra merkezli Avicenna Capital şirketini kurdum. Siyasetin ve özellikle Anglo-Sakson siyasetinin nasıl şekillendiğini anlamaya duyduğum ilgi nedeniyle çeşitli düşünce kuruluşlarında da faaliyet yürüttüm. Bu nedenle uluslararası çevrelerle ilişki içerisinde olmam son derece doğaldır.
Hele ki 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına yurt dışında yürütülen diplomatik ve siyasi temaslar dikkate alındığında, iddianamede adı geçen kişilerle görüşmüş olmamın hayatın olağan akışına aykırı hiçbir yönü yoktur.”
Gün, savunmasına şöyle devam etti:
“Diğer taraftan iddianamede eklerindeki yazışmalarda sayın mahkemenizce yaptırılan Türkçe tercümelere bakıldığında, İstanbul TEM’de ve Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgum sırasında ayrıntılı biçimde belirttiğim üzere 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından FETÖ ile mücadele için devletim adına yurt dışında aktif biçimde görev yaptığım ve bu kapsamda bilhassa Avrupa ve Amerika’da firari olan önde gelen FETÖ’cülerin açık kimliklerini, adreslerini, oradaki ilişki ağlarını, mal varlıklarını Türkiye’den çalınan, tespit edilerek ülkemize iadesi için yoğun destek verdiğim kolaylıkla tespit edilebilmektedir.
Nitekim emniyet güçlerinin el koyduğu cep telefonumda avukatıma teslim edilen imajında da imajına bakıldığında yetki belgesinin ekimde, ekim 2016 yani darbenin sıcak günlerinde, 1 Mayıs 2017’ye kadar geçerli olan tam yetki, full yetki, dönemin 2016-2018 yılları arasında dönemin Başbakanlık Müsteşarı ve 2018-2023 yılları arasında ise Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak görev yapan Sayın Fuat Oktay tarafından Trident ve GPlus şirketlerine ülke ilişkileri ve tanıtımı yönlendirme, yönetme ve idare etme konusunda Türk devleti adına tam yetkiye haiz olduğu açıkça görülmektedir ve avukatım da size bu yetki belgesinin kopyasını ve resmi tercüman Türkçe tercümesini de size takdim edecek.”
Hüseyin Gün, savunmasına şöyle devam etti:
“İstanbul TEM’de ikinci ifademde vermiş olduğum 25 Ekim 2025 tarihli ifademde ayrıntılı olarak belirttiğim üzere, Sayın Merdan Yanardağ ve Sayın Necati Özkan’ı, manevi annem Seher Erçili Alaçam vasıtasıyla tanıdım. Sayın Ekrem İmamoğlu’nu ise İBB Başkanı olarak seçildikten yaklaşık bir, bir buçuk ay sonra yine manevi annem Seher Erçili Alaçam yönlendirmesi neticesinde Saraçhane binasına müştereken yaptığımız nezaket ziyareti ve bir adet foto sırasında hayatımda sadece bir dakika gördüm. Bugün de ikinci kez aynı yerdeyiz. Sadece bir dakika gördüm. Nitekim dosyada iletişim kayıtlarına bakıldığında, benim Sayın Ekrem İmamoğlu ile bu tarihin ne öncesinde ne de sonrasında herhangi bir irtibatımın bulunmadığı açıkça görülür.
Aynı şekilde dosyada iletişim kayıtlarında teyit edildiği üzere, Sayın Necati Özkan ile de ifademde belirttiğim gibi, İBB seçimlerinin YSK tarafından iptalinden sonraki on on iki günlük kısıtlı sürede açık kaynaklara dayalı yaptırdığım sosyal medya analizi ve akabinde konuyla ilgili İBB’ye 2019 yılının eylül ayında yaptığım bir adet sunum ve bir adet toplantı ile onun dışında yüz yüze hiçbir görüşmem olmamıştır. Fakat hepimiz insanız, 2025 yılının mart ayında Sayın Necati Özkan hakkında bazı olumsuz haberleri duyduktan sonra, ben sadece insani olarak bir geçmiş olsun mesajı gönderdim. Bunun haricinde 7 yıldır -ki bu kayıtlarda mevcut- Sayın Necati Özkan ile hiçbir irtibatım olmuyordu. Dosya kapsamındaki bu somut belirlemeler; iddianamede her ne kadar suç tarihi olarak 2019-2025 yılları gösterilmiş olsa da benim ne Sayın İmamoğlu ne de Sayın Özkan ile 2019 yılında gerçekleşen sınırlı iletişimin dışında herhangi bir irtibatımın bulunmadığını tüm açıklığıyla gözler önüne sermektedir. Teknik deliller bunu gösteriyor.”
Hüseyin Gün, şu ifadeleri kullandı:
“Diğer taraftan, manevi annemin yadigârı olarak gördüğüm ve saygı duyduğum gazeteci Sayın Merdan Yanardağ ile sosyal ilişkilerim çerçevesinde son derece seyrek görüştüğüm -çünkü Türkiye’de çok az kalıyorum- dosyadaki iletişim kayıtlarına bakıldığında sabittir. Tekraren belirtmek isterim ki; benim bu süreçte üstlendiğim tek rol, İBB seçimlerinin YSK tarafından iptalinden sonra “Mamim” diye adlandırdığım manevi annem merhum Seher Erçeli Alaçam’ın yoğun ısrarı neticesindedir. O yoğun ısrarın sebebini de size anlatabilirim; kendisi koyu CHP’liydi ve Sayın İmamoğlu’nu çok seviyordu.
Manevi annemin ısrarı üzerine Sayın İmamoğlu’nun seçim danışmanı ve kampanya menajeri olan Sayın Özkan ile yaklaşık 10-12 günlük kısıtlı sürede, hiçbir gayrihukuki yönü olmayan bir sosyal medya analizi çalışmamız oldu. Bu da gönüllü olarak yapıldı; yani bir ücret de yok Sayın Başkan, bunu önemle belirtirim. Manevi annem benden rica etti diye, yurt dışında ortağı olduğum PyQ isimli şirketin teknik elemanlarına; internetteki açık kaynak erişimlerine dayalı veriler üzerinden ücretsiz bir sosyal medya analizi yaptırdım. Her şey bundan ibaret. İnternette herkesin rahatlıkla ulaşabileceği açık kaynak verilerine dayalı olarak yapılan bir sosyal medya analizinin iddianamede siyasi casusluk olarak nitelendirilmesi, inandırıcılıktan ve hakikatten son derece uzaktır.”
Gün savunmasında ayrıca şunları söyledi:
“Dosya kapsamındaki bu veriler; iddianamede yer alan, benim Dark Web’de yer alan gizli verileri alarak, yurt dışındaki PyQ isimli şirket ortağım, eski istihbarat elemanı Aaron Barr’a ileterek, sosyal medya analizi yaptırmak suretiyle siyasi casusluk suçunu işlediğim iddiasının ne kadar mesnetsiz olduğunu tüm açıklığıyla ortaya koyuyor.
Uyuşturucu müptelası muhbir Ümit Deniz Alaçam, manevi annem merhum Seher Erçili Alaçam’ın öz oğludur, maalesef. Uyuşturucu, kumar ve yasa dışı bahis müptelası olan ve geçmişte öz annesi tarafından bu nedenle defalarca terapi merkezlerinde tedavi gören bu muhbirin; öz annesinin vefatının üzerinden 3 yıl geçtikten sonra bana duyduğu yoğun husumetten dolayı, 112 acil çağrı merkezini arayarak düzmece delillere dayalı olarak yaptığı suç ihbarı, tamamen asılsız bir kurgudan ve iftiradan ibarettir.
Sayın Başkan, yine affınıza sığınarak söylüyorum; beni 20-25 yıldır tanıyan bir insan var. Bu süre zarfı içinde devletimizin güzide kurumlarından biri ve bence başında gelen Milli İstihbarat Teşkilatımızın casusluğa karşı koyma birimi beni bulamamış, hiç haberi yokmuş da biri 112’yi arayıp casusu yakalatmış.”
Hüseyin Gün bazı konuları tekrarlama pahasına savunmasını şöyle sürdürdü:
“İstanbul TEM’de 25 Ekim 2025 tarihli ikinci ifademde ayrıntılı olarak anlattığım gibi, sayın Yanardağ ve Özkan’ı annem vasıtasıyla tanıdım. Sayın İmamoğlu’nu da müştereken yaptığımız nezaket ziyaretiyle hayatımda bir kez gördüm ve bugün de ikinci kez görüyorum. Nitekim dosyada iletişim kayıtlarına bakıldığında ne önce de sonra irtibatımın olmadığı açıkça görülür.
Yine iletişim kayıtlarında teyit edildiği üzere İBB seçimlerinin iptali sonrası 12 günlük kısıtlı sürede, açık kaynaklara yaptırdığım sosyal medya analizi ve akabinde konuyla ilgili İBB’ye 2019 Eylül’de bir sunum ve bir adet toplantı dışında
Fakat Necati Özkan ile olumsuz haber duyunca, insani olarak geçmiş olsun mesajı gönderdim ve yedi yıldır başka hiçbir irtibatım olmadı. Hakikat bunlar. Diğer yandan manevi annemin yadigarı sayın Merdan Yanardağ ile de seyrektir görüşmem…
Benim bu süreçte üstlendiğim tek rol, İBB seçimlerinin iptali sonrası manevi annemin yoğun ısrarı neticesinde ki bunun nedeni koyu CHP’li ve sayın İmamoğlu’nu çok seviyordu… Evet işte… (Güçlükle konuşuyor burada, duygulu…) Manevi annemin ısrarı üzerine, sayın Özkan’la yaklaşık 12 günlük kısıtlı sürece gayrihukuki hiçbir şey yok… o da gönüllü, ücret de yok. Annem istedi, diye..
Mommy’m dediğim manevi annem… Yine 2019’da Eylül’de annemin ısrarı üzerine sosyal medya analizine yönelik bir adet sunum olmuştur ve maddi olarak anlaşamadığımız için bir iş ilişkimiz olmamıştır. Tabi bir çok medya linçine maruz kaldığım için, müflis tüccar, abuk sabuk bir sürü şey…
Allah’a şükür ihtiyacı olan bir insan değilim, bu bir… iki, açık kaynağı ki burada teknik olarak sizi boğmak istemiyorum, içerik analizi herkes yapar… Ben asla İBB veri tabanını kopyalamadım, sisteme izinsiz müdahalede de bulunmadım. Vatandaşların telefonlarına., KVKK’ya aykırı bir bağlantı sağlamadım.
Muhbir, manevi annemin öz oğludur… Uyuşturucu ve bahis müptelası muhbir, öz annesinin vefatı üzerinden üç yıl geçtikten sonra bana duyulduğu yoğun husumetten dolayı 112 çağrı merkezini arayarak yapılan suç ihbarı tamamen asılsız bir kurgudan ibarettir.
Muhbir tarafından teslim edilen ve şahsıma ait olduğu ileri sürülenler, açık kaynaklar tarafından herkes tarafından elde edilen verilerdir. Düzenli olarak günlük tutan biriyim, dünyanın pek çok yerinde yatırım yapan biriyim ve yatırdım yaptığım ülkelerin siyasi durumlarını araştırırım ve ticaretin gereğidir. Bilmediğiniz ülkeye yatırım yapmak mümkün mü?
İddia edildiği gibi, İngilizce el yazımla yazdığım günlüklerde darbe girişimi ve iç karışıklık desteklediğim yer almıyor. Gizli bilgileri günlüğüme yazıp, ortada bırakmak da hayatın olağan akışına aykırıdır
“MİT’in casusluğa karşı koyma birimi beni bulamamış ama biri 112’yi arayıp casusu yakalatmış. Evet… “
Hüseyin Gün savunmasına devam ederken, hemen arkasındaki sanık sandalyesinde oturan Ekrem İmamoğlu ile Merdan Yanardağ kısa bir diyalog kurdu.
Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ’ın kendisine anlattıklarını tebessümle dinledi.
Hüseyin Gün’ün bir saati aşan savunmasının ardından çapraz sorgulama başladı.
Mahkeme Başkanı, iddianamede yer alan Gün’ün Yanardağ’a para gönderdiği iddiasını sordu.
Merdan Yanardağ için “Jön Türk olduğunu bildiğim, kitaplarını okuduğum bir gazeteci” diye bahsetti.
Gün sözlerine şöyle devam etti:
“Bir TELE 1 seyircisi olarak bağış, bu bağış miktarları da çok cüzi, elektrik faturasını ödeyemez… Bağış yapmak nasıl casusluk oluyor anlamadım. Sevdiğim, saydığım birisi.”
Gün’ün yanıtının ardından salonda gülüşmeler oldu. Mahkeme Başkanı daha sonra iddianamede yer alan, Yanardağ’a yönlendirici mesajlar gönderdiği iddialarını sordu.
Gün, “Benim tanıdığım Yanardağ yönlendirmeyle, talimatla aska kalemini oynatmaz. Amacım, Sayın Yanardağ’a fikirlerimi iletmek idi. Ne bir yönlendirme ne bir rica ne bir komut haddim değil. Olmayan bir şeye var diyemem. Ben sol cenahtan gelen biri değil ama Türk milletini bir adım öne götürmek isteyen herkese saygım sonsuzdur” dedi.
Ekrem İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan da Hüseyin Gün’e sorular yöneltti.
Necati Özkan: “10 Haziran 2019 günü mesajımız var. 11 Haziran’da buluşuyoruz. Sizinle daha önce sizinle bir görüşmemiz oldu mu?”
Gün: “Hayır olmadı.”
Özkan: “Size herhangi bir veri verdim mi?”
Gün: “Hayır vermediniz.”
Özkan: “İBB ya da iştirakleriyle ilgili herhangi bir bilgi verdim mi?”
Gün: “Hayır.”
Özkan: “Seçimlerle ilgili manipülasyon yapmanıza ilişkin talebim oldu mu?”
Gün: “Hayır”
Özkan: “Bana bir sosyal medya analizi yapın diye talebim oldu mu?”
Gün: “İfademde de belirttim. Manevi annemin ısrarı üzerine 12 günlüğüne gönüllü olarak ufak bir çalışmam oldu.”
Özkan: “Buradan 2 dava çıkarılmak isteniyor. İBB davasında eylem 13 var. İBB Hanem ya da İstanbul Senin uygulamalarına herhangi bir dahliniz var mı?”
Gün: “Hayır Sayın Özkan, ilgim alakam olmamıştır.”
Özkan: (İBB Davası) “Suç örgütünde yönetici misiniz?”
Gün: “Ben susma hakkımı kullanayım.”
Necati Özkan’ın sorularının ardından avukatlar söz aldı, hem Necati Özkan’ın hem Ekrem İmamoğlu’nun avukatları da Hüseyin Gün’e çeşitli sorular sordular. Bu sorulardan en ilginci Hüseyin Gün’ün, o sırada öteki salonda görülmekte olan İBB ana davasında örgüt yöneticisi olup olmadığıyla ilgiliydi. Hüseyin Gün nasıl Necati Özkan’ın direkt sorusuna susma hakkını kullanıp cevap vermediyse avukatlara da vermedi. Bunun sebebi, casusluk suçlarında “etkin pişmanlık” imkanı bulunmaması. Eğer Hüseyin Gün bu davada etkin pişmanlığını bozacak, yani örgüt suçu bakımından kendi suçsuzluğunu öne sürecek olursa, diğer davadaki pişmanlığı berhava olabilir.
Avukatların sorularının ardından mahkeme 1 saat ara verdi. Aranın ardından kürsüde savunma yapma sırası Ekrem İmamoğlu’ndaydı.
İmamoğlu, “Hüseyin Gün’ü bana değil Cumhurbaşkanı’na sorsunlar. MİT Başkanı’yla, eski bakanlarla hepsiyle çalışmışlar. Benim bir tane fotoğrafım var, onların bir sürü fotoğrafı var. MİT Başkanı size sesleniyorum niye konuşmuyorsunuz? Londra’da toplantılar yapmışsınız. Türkiye’nin istihbaratının başındaki kişi açıklama neden getirmiyor?” diye konuştu.
İmamoğlu, suçlamaların hukuki bir temelden yoksun olduğunu ve tamamen siyasi amaçlarla kurgulandığını vurguladı.
Yargı sürecini sert bir dille eleştiren İmamoğlu, kendisine yöneltilen bu tür ağır ithamların asıl hedefinin şahsı değil, İstanbulluların demokratik iradesi olduğunu savundu.
Savunmasında hukuk devleti ilkelerine dikkat çeken Belediye Başkanı, devletin şeffaf bir görevlisi olarak tüm faaliyetlerinin denetime açık olduğunu ve gizli bir ajandasının bulunmasının imkansızlığını dile getirdi.
Dava sürecini “akıl dışı bir zorlama” olarak nitelendiren İmamoğlu, yerel bir yöneticinin kamusal görevlerini yerine getirirken casusluk gibi bir suçla ilişkilendirilmesinin hukuk tarihinde kara bir leke olarak kalacağını savundu. Siyasi yasak ve engelleme çabalarına karşı mücadelesini sürdüreceğini belirten İmamoğlu, adaletin siyasi hesaplara alet edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, bu davanın demokratik muhalefeti susturmaya yönelik bir araç olarak kullanıldığını iddia etti. Savunmanın merkezine milli irade vurgusunu koyan İmamoğlu, gerçeklerin er ya da geç hukuk önünde tescil edileceğine olan inancını yineledi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, tutuklu sanıklar Ekrem İmamoğlu, Hüseyin Gün, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ hakkında hazırlanan iddianamede suç tarihinin 2019-2025 yılları olduğu belirtiliyor.
İddianamede Gün’ün dijital materyallerinde bulunan ve İBB veri tabanına ait olduğu tespit edilen veriler üzerinden çok sayıda vatandaşın kişisel bilgilerine erişim sağlandığı ifade ediliyor.
Bu verileri dolaylı olarak Özkan’ın temin ettiği, Gün’ün beyanına göre Özkan’ın başta “ibb.gov.tr” olmak üzere belediyeye ait çok sayıda elektronik posta adresini ve şifresini İmamoğlu’nun talimatıyla “Ostin” adlı internet aleminin yeraltı olarak nitelendirilen dijital ortamına aktardığı ileri sürülen iddianamede Gün’ün “Ostin”deki elektronik posta adresi ve şifrelerle belediyenin gizlilik ihtiva eden belge ile iç yazışmaları başta olmak üzere posta içeriklerindeki datalara eriştiği kaydediliyor.
İddianamede İmamoğlu’nun imzasıyla Teftiş Kurulu Başkanlığına gönderilen 19 Nisan 2019 tarihli yazıda dışarıdan belirlenecek 3 uzman ve 2 belediye müfettişinin tüm datalara erişme, inceleme yapma ve kopyalama yetkisinin verildiği aktarılarak “Bu hususun da özellikle çalışmalarında yabancı istihbarat servislerine data sağlamak maksadıyla gerçekleştiği, bahse konu veriler üzerinden yabancı istihbarat servisleri güdümünde bahse konu veriler üzerinden analiz işlemi yapıldığı, analiz sırasında kişiler arasındaki gizli veya özel verilere erişim sağlandığı anlaşılmıştır.” ifadelerine yer veriliyor.
İstihbarat servisi elemanlarından elde edilen verilerin aktarımının hiyerarşik silsile içinde Gün, Özkan ve İmamoğlu arasında sağlandığının öne sürüldüğü iddianamede “Geçmiş dönemde kamuoyuna yansıyan ‘İBB 2019 veri kopyalama’ sürecinin gündemden kaldırılması amacıyla yabancı istihbarat servisi elemanı Aaron Barr, Özkan ve Gün adlı kişilerin müşterek hareket ederek algı faaliyetlerinde bulundukları ve bu durumun gündemden düşürülmesi maksadıyla çalışma yaptıkları belirlenmiştir. Bu çalışmayı da yine İmamoğlu talimatıyla gerçekleştirdikleri anlaşılmıştır.” değerlendirmesinde bulunuluyor.
İddianamede “Mevcut deliller ve itirafçı beyanı ele alındığında ‘nun hiyerarşi silsilesi içerisinde vatandaşların kişisel bilgilerini, mevcut nüfuzun kullanılması suretiyle ele geçirerek yabancı istihbarat servisi elemanlarına aktardığı, takibi süreçte siyasi maksatlı menfaat edinme gayesinde bulunduğu ve bu iştirakin Özkan ve Gün’le birlikte gerçekleştirildiği tespit edilmiştir.” ifadeleri yer alıyor.
Devletin güvenliği veya siyasal yararları ile yakından ilgili olan ve elde edilmeleri bu değerleri tehlikeye sokabilecek mahiyet taşıyan veri tabanındaki özünde sır niteliğinde olan bilgilerin, internetin karanlık platformuna İmamoğlu’nun talimatıyla Özkan tarafından yüklendiği belirtilen iddianamede, şu tespitlere yer veriliyor:
“Tüm vatandaşların telefonlarına ve sosyal medya yazışmalarına erişim sağlanarak ‘siyasal casusluk’ suçunun tam anlamıyla tanımına uyacak şekilde, devletin yönetilmesi, yönetme yetkisinin kullanılması ve idaresiyle ilgili bilgilerin bir devlet veya kuruluşun gizli amaçları doğrultusunda yabancı bir devlet yararına, Türkiye Devletinin, vatandaşlarının veya Türkiye’de ikamet etmekte olanların zararına olarak toplandığı anlaşılmıştır. Tüm bilgi, belge ve açıklamalar ışığında ‘siyasal casusluk’ suçunun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle desteklenen İmamoğlu’nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbul olmak üzere Türkiye siyasetinde söz sahibi olunmasının amaçlandığı ve bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştiği anlaşılmıştır.”
İddianamede İmamoğlu, Gün, Özkan ve Yanardağ’ın “siyasal casusluk” suçundan 15’er yıldan 20’şer yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep ediliyor.