Annelik Kan Bağı mı, Kalp Bağı mı?

12 Mayıs 2026

Anneler Günü geçti. Çiçekler alındı, telefonlar açıldı, eller öpüldü, “iyi ki varsın, iyi ki benim annemsin” cümleleri kuruldu. Kimi annesine sarıldı, kimi mezarı başında dua etti. 

Ama geriye, üzerinde düşünmeye değer başka bir soru kaldı:

Annelik yalnızca doğurmak mıdır?

Elbette bir canı dünyaya getirmek anneliğin en büyük, en mucizevi ve en kutsal başlangıçlarından biridir. Ama hayat bazen bize anneliğin sadece biyolojik bir bağdan ibaret olmadığını da gösterir.

Çünkü annelik emek vermektir…

Birinin derdini kendi içinde taşımaktır…

Gece yarısı uykundan sıçrayıp “iyi mi acaba?” diye düşünmektir…

Kendi yorgunluğunu unutup onun iyi olmasına odaklanmaktır…

Bazen tek bir bakıştan ne hissettiğini anlayabilmek, konuşmasa da içindeki kırgınlığı duyabilmektir…

Karşılık beklemeden kollamak, korumak, iyileştirmek…

Bir canın hayatına, fark ettirmeden omuz olmaktır.

Çünkü annelik bazen dünyaya getirmekten çok, bir hayatı sevgiyle taşımaktır.

Bazen annen yaşlanır.

Roller değişir.

Bu kez ilacını sen takip edersin, banyosunu sen yaptırırsın, üstünü sen örtersin.

Bir gün fark edersin ki çocuk olan artık odur; anne olan ise sensin.

Bazen bir yeğen girer hayatına.

Sana “hala” der, “teyze” der.

Onun için güvenilecek liman olursun.

Başını omzuna koyduğunda içinden yükselen duygu, tarif edilmesi zor bir şefkattir.

Belki adı annelik değildir ama özü çok yakındır.

Bazen de evindeki patili dostun olur hayatının merkezi.

Konuşamaz ama anlarsın.

Sessizdir ama derdini hissedersin.

Mamasını kendi yemeğinden önce düşünür, hastalandığında uykusuz kalırsın.

Onun korkusuna ses, yalnızlığına yuva olursun.

Belki tam da bu yüzden son günlerde yayınlanan bir reklam bu kadar tartışıldı. Bosch Türkiye’nin Anneler Günü için hazırladığı reklam filminde, bir kadının “çocuğum” diye anlattığı canlının aslında köpeği olduğu ortaya çıkıyordu. Reklam sosyal medyada yoğun tepki aldı; ardından RTÜK inceleme başlattı ve film yayından kaldırıldı.

Oysa bir insanın bir canlıya duyduğu şefkati, sevgiyi ve bağlılığı bu kadar sert biçimde yargılamak oldukça anlamsızdı bence. Bu reklam filmi, korumanın ve koşulsuz sevmenin ne kadar güçlü bir duygu olduğuna dikkat çekiyordu. Dahası, reklamın yasaklanmasıyla birlikte tartışma daha da büyüdü; belki de hiç konuşulmayacak bir konu, günlerce herkesin gündeminde kaldı. Kendi fanlarını yarattı. 

Kimileri bu reklamın annelik kavramını değersizleştirdiğini düşündü.

Kimileri ise sahip çıkmanın ve koşulsuz sevmenin de annelik duygusunun bir parçası olduğunu savundu.

Sevginin de şefkatin de ölçüsü herkeste farklıdır.

Ama bir can için endişelenmek, onun başına bir şey geldiğinde kalbinin sıkışması, eve geç kaldığında merak etmek, hastalandığında sabaha kadar başında beklemek… Bunların hepsi insanın içinden gelen o koruma duygusunun parçaları değil midir?

Belki de mesele tam burada başlıyor: Anneliği yalnızca tek bir tanıma sıkıştırmaya çalıştığımız anda, hayatın içindeki sayısız şefkat biçimini görmezden geliyoruz.

Çünkü bazı insanlar doğurur ama anneliğin ruhunu taşımaz.

Bazıları ise hiç doğurmadan bir canın hayatını değiştirir.

Bir çocuğa…

Bir yeğene…

Yaşlanan annesine…

Ya da sessiz bir dosta…

Annelik bazen kan bağıyla değil, kalp bağıyla kurulur.

Ve belki de anneliğin en gerçek tanımı budur:

Bir canın sorumluluğunu kalbinin en derininde taşımak.

Anne gibi annelerin, anne gibi hissedenlerin geçmiş de olsa bu özel günü kutlu olsun.

Feza Turunçoğlu Kimdir?

Feza Turunçoğlu, Türkiye’de marka, pazarlama ve reklam sektöründe uzun yıllarını geçirmiş deneyimli bir profesyoneldir. Marka yaratma, spor pazarlaması, marka yönetimi ve iletişim konularında derin bilgi birikimine sahiptir.
Reklam ajanslarında yönetim ekibinde çalışmış, yürütme kurullarında yer almış, ülke için önemli birçok markanın büyüme süreçlerine katkıda bulunan ekipleri yönetmiştir.
Feza Turunçoğlu’nun kariyeri boyunca edindiği deneyimler ve sektördeki bilgisi, markaların stratejik iletişimini yönetme yeteneği ve kriz dönemlerinde markaların nasıl yönetilmesi gerektiğine dair görüşleri sektörde önemli bir referans niteliği taşır.
Bu dönemde; finanstan otomotive, gıdadan içecek markalarına, kamu projelerinden kişisel bakıma Türkiye’nin en önemli ve büyük bütçeli markaları ile çalışma, stratejilerinde söz sahibi olma ve değer yaratma şansı yakalamıştır.
Daha sonra Türkiye’nin bilinirliği ülke dışına da taşan ve ülkenin en değerli markalarından biri olan Vestel’de 10 sene boyunca Vestel Pazarlama iletişimi ve Perakende Pazarlama Liderliği yaparak; pazarlama iletişimi ve sponsorlukların yanı sıra, markanın stratejisi ve bütçe yönetiminde de söz sahibi oldu.
Vestel döneminde en sevdiği işlerinden biri “Biz Voleybol Ülkesiyiz” stratejisinin oluşturulması ve hayata geçişinde üstlendiği rolü oldu. ‘Biz Voleybol Ülkesiyiz’ iletişimi ile marka, hem tüketicinin gönlünü kazanırken hem de sayısız ödül kazandı.
Türkiye’de ‘Spor Pazarlaması’ denince, akla ilk gelen isimlerden.
Feza kendisini; reklam, pazarlama ve iletişim stratejisi alanlarında 30 yıllık deneyimi ile “ marka danışmanı” olarak tanımlıyor.
Vestel sonrası, bağımsız marka danışmanı olarak farklı projelerde ‘sevdiği ve inandığı’ markalara katkı sağlamaya keyifle devam ediyor.
Ve halen en çok voleybol izlemeyi seviyor.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.