Bir ülkede gençlik yalnızca 'idare etmeye' zorlanıyorsa orada artık bir sosyal sorun değil, bir gelecek sorunu vardır. Gençliğin sustuğu, göç etmeyi düşündüğü, hayal kurmaktan vazgeçtiği bir ülkede ne ekonomiden ne büyümeden bahsedilir. Gençleri giden bir ülke geleceğini de yarınını da kaybeder.
TÜİK verilerine göre Türkiye’de 15-24 yaş arası genç nüfusta işsizlik oranı %15,3 seviyesinde. Bu oran erkeklerde %12,8 kadınlarda ise %20,4. Yani her 6–7 gençten biri aktif olarak iş aramasına rağmen iş bulamıyor. 19 Mayıs 1919…
Bir milletin kaderinin değiştiği gün.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarak bağımsızlık meşalesini yaktığı, umudu yeniden ayağa kaldırdığı o önemli tarih…
Ve bu tarih, geleceği emanet ettiği gençlere armağan edilmiş bir bayram.
Atamız gençlerin; düşünen, üreten, sorgulayan ve özgür bireyler olmasını istedi.
Korkmadan konuşabilsinler…
Hayal kurabilsinler…
Bir adım geride değil, bir adım önde yürüyebilsinler…
Sadece kendi ülkelerinde değil, dünyanın neresine giderlerse gitsinler söz sahibi olsunlar…
Şimdi kendimize dürüstçe soralım:
Bugünün Türk genci gerçekten dünyayla yarışabilecek şartlarda mı yaşıyor?
Avrupa’daki bir genç üniversite okurken aynı zamanda dünyayı gezmeyi planlıyor.
Yeni diller öğreniyor. Kendini geliştirecek kurslara gidiyor. Sanata, spora, teknolojiye zaman ayırabiliyor.
Bizim gençlerimiz ise bunlara zaman ayırmayı bırakın, şu soruların arasında sıkışıyor?
Bir yanda gelecek planı yapan gençlik…
Diğer yanda ay sonunu hesaplayan gençlik.
TÜİK verilerine göre Türkiye’de 15-24 yaş arası genç nüfusta işsizlik oranı %15,3 seviyesinde. Bu oran erkeklerde %12,8 kadınlarda ise %20,4. Yani her 6–7 gençten biri aktif olarak iş aramasına rağmen iş bulamıyor.
Bir yanda özgürce gelişen hayatlar…
Diğer yanda sürekli eksik kalan hayatlar.
Bazı gençler KYK bursu borcu nedeniyle daha yolun başında sıkışıp kalıyor.
Bazıları üniversiteyi bırakmak zorunda kalıyor. Bazıları ise hiç başlayamıyor.
Gençlerin yaklaşık her 4’ünden 1’i ne eğitimde ne istihdamda yer alıyor. Bu durum, gençliğin önemli bir bölümünün üretim ve eğitim sürecinin dışında kaldığının önemli bir göstergesi.
Ya okula gidemeyen gençlerimiz. Ekonomik sebeplerle eğitimini yarıda bırakanlar…
Ailesine yük olmamak için çalışmak zorunda kalanlar…
Dünyanın birçok yerinde gençlik keşfetmek demek.
Bizde ise gençlik giderek sürüklenmek demek oluyor.
Aradaki fark sadece ekonomik özgürlük değil. Aradaki fark; gençliğin yaşanma biçimi.
Bizim gençlerimiz daha 20 yaşında hayat yorgunu.
Ve en acısı ne biliyor musunuz?
Gençler artık hayal kurarken bile ülke değiştiriyor.
“Nasıl daha iyi yaşarım?” sorusunun cevabını kendi ülkesinde değil, başka ülkelerde arıyor.
Yapılan araştırmalara göre gençlerin yaklaşık %43’ü başka bir ülkede yaşama hayali kuruyor. Bu oran son beş yılda yaklaşık %20 artış göstermiş.
Bu çok ağır bir kırılma.
Çünkü bir ülkenin gençleri gitmek istiyorsa, orada sadece ekonomik değil; duygusal bir problem de vardır.
Aidiyet kayboluyordur. Umut eksiliyordur. Gençler kendi geleceklerini kendi ülkesinde göremiyordur.
Peki suç gençlerde mi? HAYIR.
Bir genç neden umutsuz olsun?
Neden daha yolun başındayken hayattan korksun?
Neden sürekli “idare etmek” zorunda yaşasın?
Atatürk’ün gençlere armağan ettiği bir ülkede, gençlerin en büyük hayalinin “kaçabilmek” olması hepimizin düşünmesi gereken bir tablo değil mi?
İşsizlik oranları, genç işsizliği ve eğitim dışına çıkan genç sayısı her geçen yıl artıyor.
2026 verileri bu tabloyu ne yazık ki daha da ağırlaştırıyor.
19 Mayıs sadece bayrak sallamak, marş söylemek, sosyal medyaya post koymak olmamalı.
Bugünün gerçek anlamı; gençliğe yeniden nefes verebilmek olmalı.
Gençlik;
Ama o gücü taşıyabilmesi için önce nefes alması gerekir.
Bugün eksik olan tam olarak budur: gençliğin yaşayabilmesi.
Sadece hayatta kalması değil… Sadece günü kurtarmak değil… Kendi hayatını kurabilmek…Kendi kararlarını özgürce verebilmek… Kendi emeğinin karşılığını alabilmek… Kendi ülkesinde geleceğe güvenle bakabilmek…
Bir ülkede gençlik yalnızca “idare etmeye” zorlanıyorsa orada artık bir sosyal sorun değil, bir gelecek sorunu vardır.
Gençliğin sustuğu, göç etmeyi düşündüğü, hayal kurmaktan vazgeçtiği bir ülkede ne ekonomiden ne büyümeden bahsedilir…
Unutmayın, gençleri giden bir ülke geleceğini de yarınını da kaybeder.
19 Mayıs 2026 - Bir Bayram, Bir Gerçek…
12 Mayıs 2026 - Annelik Kan Bağı mı, Kalp Bağı mı?
5 Mayıs 2026 - Kahverengi Tonlar, Mavi Kapılar ve Çöl: Tunus
Feza Turunçoğlu Kimdir?
Feza Turunçoğlu, Türkiye’de marka, pazarlama ve reklam sektöründe uzun yıllarını geçirmiş deneyimli bir profesyoneldir. Marka yaratma, spor pazarlaması, marka yönetimi ve iletişim konularında derin bilgi birikimine sahiptir.
Reklam ajanslarında yönetim ekibinde çalışmış, yürütme kurullarında yer almış, ülke için önemli birçok markanın büyüme süreçlerine katkıda bulunan ekipleri yönetmiştir.
Feza Turunçoğlu’nun kariyeri boyunca edindiği deneyimler ve sektördeki bilgisi, markaların stratejik iletişimini yönetme yeteneği ve kriz dönemlerinde markaların nasıl yönetilmesi gerektiğine dair görüşleri sektörde önemli bir referans niteliği taşır.
Bu dönemde; finanstan otomotive, gıdadan içecek markalarına, kamu projelerinden kişisel bakıma Türkiye’nin en önemli ve büyük bütçeli markaları ile çalışma, stratejilerinde söz sahibi olma ve değer yaratma şansı yakalamıştır.
Daha sonra Türkiye’nin bilinirliği ülke dışına da taşan ve ülkenin en değerli markalarından biri olan Vestel’de 10 sene boyunca Vestel Pazarlama iletişimi ve Perakende Pazarlama Liderliği yaparak; pazarlama iletişimi ve sponsorlukların yanı sıra, markanın stratejisi ve bütçe yönetiminde de söz sahibi oldu.
Vestel döneminde en sevdiği işlerinden biri “Biz Voleybol Ülkesiyiz” stratejisinin oluşturulması ve hayata geçişinde üstlendiği rolü oldu. ‘Biz Voleybol Ülkesiyiz’ iletişimi ile marka, hem tüketicinin gönlünü kazanırken hem de sayısız ödül kazandı.
Türkiye’de ‘Spor Pazarlaması’ denince, akla ilk gelen isimlerden.
Feza kendisini; reklam, pazarlama ve iletişim stratejisi alanlarında 30 yıllık deneyimi ile “ marka danışmanı” olarak tanımlıyor.
Vestel sonrası, bağımsız marka danışmanı olarak farklı projelerde ‘sevdiği ve inandığı’ markalara katkı sağlamaya keyifle devam ediyor.
Ve halen en çok voleybol izlemeyi seviyor.