Bir ülkeyi hangi sporun temsil ettiğine geçmiş alışkanlıklar değil, bugünkü başarılar karar verir. Bu nedenle artık şu soruyu sormanın zamanı geldi: Gerçekten futbol ülkesi miyiz, yoksa başarılarıyla dünyaya adını duyuran bir voleybol ülkesi mi? Benim cevabım net. Biz voleybol ülkesiyiz.
Türk Kadın Voleybol Milli Takımı yıllardır Avrupa Şampiyonaları'nda, Milletler Ligi'nde, Dünya Şampiyonaları'nda ve Olimpiyatlar'da ülkemizi başarıyla temsil ediyor. Katıldığı hemen her büyük uluslararası organizasyondan madalya, kupa ya da tarihi derecelerle dönüyor. Türk Futbol Milli Takımı ile Türk Kadın Voleybol Milli Takımı arasındaki algı farkına birlikte bakalım mı?
24 yıl aradan sonra Dünya Kupası’na katılma hakkı kazanan Futbol Milli Takımı için tüm ülke tek yürek oldu.Turnuva boyunca durgun reklam sektörü canlandı. Ekranlar doldu, reklam kampanyaları hazırlandı, markalar seferber oldu. Ne yazık ki sonuç hepimizin beklediği gibi olmadı ve büyük umutlar yerini hayal kırıklığına bıraktı.
Bunun birçok nedeni var. Büyük turnuva deneyimsizliği, takımın özgüven eksikliği, teknik tercih hataları ve daha birçok unsur… Ancak dikkat çekici olan, henüz sahaya çıkmadan bile futbolun ülke gündemini tamamen ele geçirebilmesiydi. Çünkü Türkiye’de futbol, sonuçlardan bağımsız olarak devasa bir ilgi alanı yaratmayı başarıyor. Bazen başarıyı değil, başarma ihtimalini satın alıyoruz.
Ülke olarak uluslararası arenalarda başarılarımızın sayısı çok fazla değil. Sporda bazı branşlar dışında bayrağımızı göndere çeken pek yok. Bu nedenle Dünya Kupası’nda atılacak tek bir gol bile bize kupayı kaldırmışız gibi bir sevinç yaşatabiliyor. Futbolun yarattığı duygu dünyasını küçümsemiyorum. Ancak aynı duyarlılığı gerçekten kazananlara gösterip göstermediğimizi sorguluyorum.
Şimdi aynı dönemde kadın voleyboluna bakalım.
Türk Kadın Voleybol Milli Takımı yıllardır Avrupa Şampiyonaları’nda, Milletler Ligi’nde, Dünya Şampiyonaları’nda ve Olimpiyatlar’da ülkemizi başarıyla temsil ediyor. Katıldığı hemen her büyük uluslararası organizasyondan madalya, kupa ya da tarihi derecelerle dönüyor. Dünyanın en güçlü ekiplerini yeniyor, dünya sıralamasında zirveye çıkıyor ve Türkiye’nin adını spor tarihinde daha önce hiç olmadığı kadar yukarı taşıyor.
Üstelik bu başarı bir kez yaşanıp biten bir hikâye değil. Yıllara yayılan bir istikrarın sonucu. Bugün bir turnuva kazanılıyor, ertesi yıl başka bir organizasyonda yeniden kürsüye çıkılıyor. Başarı tesadüf değil; sürdürülebilir bir sistemin, inancın, emeğin, disiplinin ve yüksek performans kültürünün sonucu.
Ancak ortada önemli bir çelişki var.
Futbolda umutlar konuşulurken, voleybolda başarılar çoğu zaman sıradanlaştırılıyor. Futbolun hayali, voleybolun gerçeğinden daha fazla ilgi görüyor. Düşünün; bir futbol başarısı ihtimali haftalarca manşetlerde kalabiliyor. Bir hazırlık maçı günlerce tartışılabiliyor. Oysa voleybolda kazanılan Avrupa şampiyonlukları, Milletler Ligi zaferleri veya dünya çapındaki dereceler birkaç gün konuşulduktan sonra gündemin gerisine düşebiliyor.
Aslında bu durum sporla ilgili olduğu kadar toplum olarak başarıya bakışımızla da ilgili. Başarıyı ölçerken sonuçlardan çok alışkanlıklarımızı referans alıyoruz. Yıllardır futbolu merkeze koyduğumuz için, başka bir branş olağanüstü işler başardığında bile onu istisna olarak görüyoruz.
Bir diğer gerçek ise kadın sporcuların başarılarının hâlâ erkek sporlarıyla aynı ölçekte değerlendirilmemesi. Evet, geçmişe göre çok daha iyi bir noktadayız. Salonlar doluyor, maçlar milyonlar tarafından izleniyor, markalar daha fazla yatırım yapıyor. Ancak hâlâ gidilecek önemli bir yol var.
Çünkü mesele sadece izlenme rakamları değil.
Mesele, başarıya gösterilen saygı.
Mesele, ülkeye kupa getiren sporcuların toplum hafızasında ne kadar yer bulduğu.
Mesele, çocukların duvarlarına hangi sporcuların posterlerini astığı.
Mesele, genç kızların kendilerine rol model olarak kimi gördüğü.
Unutmayalım ki başarı cinsiyet tanımaz.
Bir ülkenin spor kültürü, en çok başarı kazanan branşlarını sahiplenebildiği ölçüde gelişir. Eğer bugün dünya voleybolunda söz sahibi ülkelerden biri haline geldiysek, bunu kadın voleybolcularımızın yıllara yayılan emeklerine borçluyuz.
Bu nedenle yakın geçmişte Vestel’de çalıştığım dönemde ekip olarak ortaya çıkardığımız “Biz Voleybol Ülkesiyiz” yaklaşımı benim için sıradan bir iletişim çalışmasından çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu söylem bir hedef koymaktan çok, sahada oluşan gerçeği görünür kılma çabasıydı. Ve başarılı da oldu. Ortada inkâr edilemeyecek bir tablo vardı: Uluslararası arenada istikrarlı başarı üreten, dünyaya örnek gösterilen bir spor organizasyonu ve milyonlara ilham veren kadın sporcular…
Aslında söylemek istediğimiz şuydu:
Bir ülkeyi hangi sporun temsil ettiğine geçmiş alışkanlıklar değil, bugünkü başarılar karar verir.
Bu nedenle artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Gerçekten futbol ülkesi miyiz, yoksa başarılarıyla dünyaya adını duyuran bir voleybol ülkesi mi?
Benim cevabım net. Biz voleybol ülkesiyiz.
Ve bu ülkenin kadın sporcuları, yalnızca kazandıkları kupalar için değil; azimleri, disiplinleri, yarattıkları rol modeller ve Türkiye’ye kazandırdıkları özgüven için de başarılarının büyüklüğüne yakışan saygıyı ve kutlamayı hak ediyor.
Ankara’da kendi seyircisi önünde 4’te 4 yapan Filenin Sultanlarını gönülden tebrik ediyorum. Darısı diğer etaplara …
Not: Tebrikler Vestel… Israrla ülkemize “Voleybol Ülkesi” olduğumuzu hatırlattığınız için.
23 Haziran 2026 - Biz Voleybol Ülkesiyiz
16 Haziran 2026 - Dünya Kupası’nın Asıl Maçı Markalar Arasında Oynanıyor
26 Mayıs 2026 - Toplumsal Dayanışma
Feza Turunçoğlu Kimdir?
Feza Turunçoğlu, Türkiye’de marka, pazarlama ve reklam sektöründe uzun yıllarını geçirmiş deneyimli bir profesyoneldir. Marka yaratma, spor pazarlaması, marka yönetimi ve iletişim konularında derin bilgi birikimine sahiptir.
Reklam ajanslarında yönetim ekibinde çalışmış, yürütme kurullarında yer almış, ülke için önemli birçok markanın büyüme süreçlerine katkıda bulunan ekipleri yönetmiştir.
Feza Turunçoğlu’nun kariyeri boyunca edindiği deneyimler ve sektördeki bilgisi, markaların stratejik iletişimini yönetme yeteneği ve kriz dönemlerinde markaların nasıl yönetilmesi gerektiğine dair görüşleri sektörde önemli bir referans niteliği taşır.
Bu dönemde; finanstan otomotive, gıdadan içecek markalarına, kamu projelerinden kişisel bakıma Türkiye’nin en önemli ve büyük bütçeli markaları ile çalışma, stratejilerinde söz sahibi olma ve değer yaratma şansı yakalamıştır.
Daha sonra Türkiye’nin bilinirliği ülke dışına da taşan ve ülkenin en değerli markalarından biri olan Vestel’de 10 sene boyunca Vestel Pazarlama iletişimi ve Perakende Pazarlama Liderliği yaparak; pazarlama iletişimi ve sponsorlukların yanı sıra, markanın stratejisi ve bütçe yönetiminde de söz sahibi oldu.
Vestel döneminde en sevdiği işlerinden biri “Biz Voleybol Ülkesiyiz” stratejisinin oluşturulması ve hayata geçişinde üstlendiği rolü oldu. ‘Biz Voleybol Ülkesiyiz’ iletişimi ile marka, hem tüketicinin gönlünü kazanırken hem de sayısız ödül kazandı.
Türkiye’de ‘Spor Pazarlaması’ denince, akla ilk gelen isimlerden.
Feza kendisini; reklam, pazarlama ve iletişim stratejisi alanlarında 30 yıllık deneyimi ile “ marka danışmanı” olarak tanımlıyor.
Vestel sonrası, bağımsız marka danışmanı olarak farklı projelerde ‘sevdiği ve inandığı’ markalara katkı sağlamaya keyifle devam ediyor.
Ve halen en çok voleybol izlemeyi seviyor.