Bugün sponsorluklar çoğu zaman görünürlük, erişim ve yatırımın geri dönüşü üzerinden değerlendiriliyor. Oysa uzun soluklu iş birliklerinin sonunda geriye kalan en değerli unsur, birlikte oluşturulan anlamlar, hatıralar. İnsanlar logoları unutabilir; ama kendilerine hissettirilen duyguyu asla unutmaz
Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımı ile Beko arasındaki sekiz yıllık isim ve ana sponsorluk anlaşması, Temmuz 2026'da Beko'nun stratejik kararı doğrultusunda sona erdi. Fenerbahçe Spor Kulübü, 7 Temmuz'da yaptığı açıklamayla iş birliğinin tamamlandığını duyurdu ve sekiz yıl boyunca verilen destek için Beko'ya teşekkür etti. Markalar yeni iş birliklerini duyurmayı sever.
Büyük lansmanlar yapılır, reklam filmleri hazırlanır, iç iletişimde etkili duyuruların yanı sıra sosyal medya paylaşımları peş peşe gelir. Çünkü başlangıçlar heyecan yaratır. Pazarlama dünyası da bu heyecanı görünür kılmayı iyi bilir.
Peki ya bitişler?
İşte çoğu markanın gözden kaçırdığı nokta tam da burası.
Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımı ile Beko arasındaki sekiz yıllık isim ve ana sponsorluk anlaşması, Temmuz 2026’da Beko’nun stratejik kararı doğrultusunda sona erdi. Fenerbahçe Spor Kulübü, 7 Temmuz’da yaptığı açıklamayla iş birliğinin tamamlandığını duyurdu ve sekiz yıl boyunca verilen destek için Beko’ya teşekkür etti.
Ardından Beko’nun yayınladığı veda filmi, sponsorluk ilişkisinin sonunu duyuran sıradan bir teşekkür mesajının çok ötesine geçti.
“Bazı dönemler biter, bir ses kalır aklında. Bir manşet kalır, bir forma kalır saklananlar arasında…”
Bu cümleler yalnızca kazanılan kupaları ya da şampiyonlukları hatırlatmıyordu. Sekiz yıl boyunca birlikte oluşan ortak hafızaya, taraftarın belleğine ve iki markanın birlikte yazdığı hikâyeye gönderme yapıyordu.
Tam da bu nedenle bu filmi yalnızca duygusal bir reklam olarak görmek eksik olur.
Bana göre bu başarılı bir itibar yönetimi örneği…
Pazarlama literatüründe müşteri deneyimi, çalışan deneyimi ve marka deneyimi üzerine sayısız çalışma var. Ancak marka ortaklıklarının “sona erme deneyimi” üzerine konuştuğumuzu pek hatırlamıyorum.
Oysa bir iş birliğinin nasıl sonlandığı, en az nasıl başladığı kadar önemli. Kurumsal hayatta da durum farklı değil.
Bir ortaklığın son günü, markaların gerçek karakterinin en görünür olduğu gündür. Taraflar birbirini suçlamayı da seçebilir, sessizce yollarını ayırmayı da… Ya da Beko örneğinde olduğu gibi, geçmişe teşekkür eden, ortak başarıları sahiplenen ve ayrılığı bir kayıp değil, tamamlanmış bir hikâye olarak anlatan bir iletişim dili de kurabilir.
İşte bu tercih, pazarlama açısından son derece değerli. Çünkü güçlü markalar yalnızca ürün satmaz; ilişki yönetir.
İyi yönetilen bir veda ise ilişkiyi bitirmez; onu saygın bir hatıraya dönüştürür. Bu yaklaşım hem mevcut paydaşların güvenini korur hem de markanın gelecekte kuracağı yeni iş birlikleri için güçlü bir referans oluşturur.
Bugün sponsorluklar çoğu zaman görünürlük, erişim ve yatırımın geri dönüşü (ROI) üzerinden değerlendiriliyor. Oysa uzun soluklu iş birliklerinin sonunda geriye kalan en değerli unsur, birlikte oluşturulan anlamlar, hatıralar. İnsanlar logoları unutabilir; ama kendilerine hissettirilen duyguyu asla unutmaz.
Beko’nun veda filmi bu açıdan da dikkat çekiyor.
Reklam, ayrılığı dramatize etmiyor. Bir başarı hikâyesini sahipleniyor, geçmişe teşekkür ediyor ve ortak bir hikâyeyi olgunlukla tamamlıyor. Her ortaklık sonsuza kadar sürmek zorunda değil. Ama her ortaklık, iyi hatırlanacak şekilde sona ermeli.
Pazarlama dünyasında vedalar çoğu zaman görünmezdir. Oysa bazen en güçlü iletişim tam da vedanın kendisidir. Vedaların saklanacak bir şey olmadığını, bazen hikâyelerin doğal bir sonu olduğunu görünür kılmak, bir marka için cesaretidir. Bir veda filmi hazırlamak, aslında sadece biten bir iş birliğini anlatmak değil; markanın ilişkilere, sadakate, emeğe ve ortak hafızaya nasıl değer verdiğini göstermektir.
Bu nedenle bu film, sadece Fenerbahçe’ye edilmiş zarif bir teşekkür değil; aynı zamanda Beko’nun kendi marka değerlerine yaptığı uzun vadeli bir yatırımdır.
Belki de bu filmin en önemli başarısı, pazarlamanın çoğu zaman görmezden geldiği bir ana odaklanmasıydı: Vedaya. Çünkü iyi yönetilen bir veda, yalnızca geçmişi onurlandırmaz; markanın gelecekte nasıl hatırlanacağını da şekillendirir.
Beko, sponsorluktan ayrılırken aslında hafızada kalmayı seçti. Bu da bundan sonra Fenerbahçe formasında yer alacak markanın işini biraz daha zorlaştırıyor. Yeni sponsor yalnızca yeni bir hikâye anlatmayacak; hafızalarda yer eden bu vedanın ardından kendi hikâyesini de inşa etmek zorunda kalacak.
Sonuçta pazarlamada rekabet bazen sadece sahada ya da raflarda yaşanmaz. Bazen asıl rekabet, insanların hafızasında bırakılan izde başlar. Ve o izi, çoğu zaman başlangıçlar değil; iyi yönetilmiş vedalar bırakır.
15 Temmuz 2026 - Bir sponsorluk nasıl biter? Pazarlama dünyasına önemli bir ders
7 Temmuz 2026 - Nostalji Neden Bu Kadar Satıyor?
30 Haziran 2026 - Türkiye Yaşlanıyor, Şehirlerimiz Yaşlanmıyor…
23 Haziran 2026 - Biz Voleybol Ülkesiyiz
16 Haziran 2026 - Dünya Kupası’nın Asıl Maçı Markalar Arasında Oynanıyor
Feza Turunçoğlu Kimdir?
Feza Turunçoğlu, Türkiye’de marka, pazarlama ve reklam sektöründe uzun yıllarını geçirmiş deneyimli bir profesyoneldir. Marka yaratma, spor pazarlaması, marka yönetimi ve iletişim konularında derin bilgi birikimine sahiptir.
Reklam ajanslarında yönetim ekibinde çalışmış, yürütme kurullarında yer almış, ülke için önemli birçok markanın büyüme süreçlerine katkıda bulunan ekipleri yönetmiştir.
Feza Turunçoğlu’nun kariyeri boyunca edindiği deneyimler ve sektördeki bilgisi, markaların stratejik iletişimini yönetme yeteneği ve kriz dönemlerinde markaların nasıl yönetilmesi gerektiğine dair görüşleri sektörde önemli bir referans niteliği taşır.
Bu dönemde; finanstan otomotive, gıdadan içecek markalarına, kamu projelerinden kişisel bakıma Türkiye’nin en önemli ve büyük bütçeli markaları ile çalışma, stratejilerinde söz sahibi olma ve değer yaratma şansı yakalamıştır.
Daha sonra Türkiye’nin bilinirliği ülke dışına da taşan ve ülkenin en değerli markalarından biri olan Vestel’de 10 sene boyunca Vestel Pazarlama iletişimi ve Perakende Pazarlama Liderliği yaparak; pazarlama iletişimi ve sponsorlukların yanı sıra, markanın stratejisi ve bütçe yönetiminde de söz sahibi oldu.
Vestel döneminde en sevdiği işlerinden biri “Biz Voleybol Ülkesiyiz” stratejisinin oluşturulması ve hayata geçişinde üstlendiği rolü oldu. ‘Biz Voleybol Ülkesiyiz’ iletişimi ile marka, hem tüketicinin gönlünü kazanırken hem de sayısız ödül kazandı.
Türkiye’de ‘Spor Pazarlaması’ denince, akla ilk gelen isimlerden.
Feza kendisini; reklam, pazarlama ve iletişim stratejisi alanlarında 30 yıllık deneyimi ile “ marka danışmanı” olarak tanımlıyor.
Vestel sonrası, bağımsız marka danışmanı olarak farklı projelerde ‘sevdiği ve inandığı’ markalara katkı sağlamaya keyifle devam ediyor.
Ve halen en çok voleybol izlemeyi seviyor.