Bana göre dün sabah New York Times gazetesinde bir üslup sürprizi oldu.
Gazetenin en ünlü yazarı Thomas Friedman’ın son yazısının başlığı aynen şöyleydi:
“All heil our Commander in Thief”
(Comander in Chief başkomutan demek, Thief ise hırsız)
Türkçesi şöyle;
“Hırsız başkomutanımıza selam olsun…”
Hırsız Başkomutan…
Yani Devlet Başkanı Mr. Trump’a
New York Times, katiller için bile Mr.(Bay) ifadesini kullanan bir gazete.
Kendi payıma gazetede böyle bir üsluba pek tanık olmadım…
Ama hiç tanık olmadığım ifadeler de vardı.
Gelin yazının girişinde, ülkesinin Devlet Başkanı için neler yazmış gazetenin kendi AI çevirisiyle okuyalım.

Thomas Friedman
“Başkanlığının her geçen ayında Donald Trump, Amerika’nın başkomutanından çok, hırsızlar komutanı gibi davranmaya başladı.
Nasıl yani?
Sayayım bakalım….
Bugün savaş halinde bir ülkeyiz, İran yakınlarında on binlerce askerimiz konuşlandırılmış durumda. Genellikle, ülkemiz savaş halindeyken, başkomutanın en önemli iç politika önceliği ülkeyi bir arada tutmaktır. Çünkü yurtdışında savaşan ABD askerleri için, geriye dönüp ülkemizin kendi içinde parçalandığını görmekten daha moral bozucu bir şey yoktur.
Ve bir düşmanı, Amerika’nın kendi içinde savaş halinde olduğunu görmekten daha iyi şartlar için direnmeye teşvik eden bir şey de yoktur.”
Friedman devam ediyor:
“Peki Trump, başkomutanlık görevini nasıl yerine getirdi?
Demokratları savaşın arkasına çekmek için parmağını bile kıpırdatmadı. Bunun yerine, hırsız bir komutan gibi davranmayı önceliklendirdi. Trump, üniformalı erkek ve kadınlarımızdan en büyük fedakarlığı yapmalarını isterken, kendisi, ailesi ve siyasi müttefikleri (6 Ocak 2021’de ABD Kongre Binası’na saldıranlar da dahil ) yararına ABD Hazinesi’ni pervasızca ve yüzsüzce soymaya kalkıştı. Bu o kadar rezilceydi ki, en güvenilir Cumhuriyetçi Parti yalakalarından bazıları bile bunu kabul edemedi.”
Bir paragraf içinde geçen kelimelere bakın:
“Hırsızlar Başkomutanı”, “Pervasız”, “Yüzsüz”, “Rezil”, “Yalaka…”
Demek ki Amerika’da hala, başkanı koruyan bir kanun, anında “Durumdan vazife çıkararak” gazeteciyi sabah saat 6’da evinden alıp içeri tıkacak savcı ve hakimler yokmuş.
Katillere bile Mr. diye seslenen gazetenin en ünlü yazarı, “Bay Başkanlarına” bunları söyleyebiliyor.
Bu yazıyı okurken, sırada Muharrem Sarıkaya’nın, “yakın çevresinden öğrendiğine” göre Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylediklerini anlatan yazısı vardı. Linkini de verdiğim yazı Yetkin Report’ta dün yayınlandı.
Yazıyı dikkatle okudum.
Bu mesleği 40 yıldır yapan, Ankara kökenli bir gazeteciysem, Muharrem Sarıkaya ile yıllarca birlikte çalışmışsam…
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Muharrem, yakınları ile değil, Kılıçdaroğlu’nun kendisi ile konuşmuş.
Öyle laflar ediyor ki…
Söylediklerine kendisi bile inanmamış olmalı ki, adını koyamamış.
Haklı… Söylediklerini okurken vallahi ben utandım.

Doğru söylemiyorsunuz Bay Kemal Kılıçdaroğlu…
Önce ilkinden başlayayım.
Arkadaşlarınız için inanılmaz iftiralar, iddialar ortaya atıyorsunuz.
Daha savcılığın Masak’dan bilgi yazısı oraya gitmeden herkes hakkında polis olmuşsunuz yakalamışsınız, savcı olmuşsunuz iddianame yazmışsınız, hakim olmuşsunuz kararı vermişsiniz, icra memuru olmuşsunuz kararı uyguluyorsunuz…
Beyefendi;
Siz belki unuttunuz ama biz unutmadık.
Şu “Adalet Yürüyüşünü yapan” siyasetçi siz değil miydiniz?
Siz hangi adaletin yürüyüşünü yaptınız…
Adalet için mi, yoksa kafanızdaki bu “İtirafçı-iftiracı” egonun menfaati için mi yürüdünüz…
Yazık…
Sizin arkanızdan yürüyen, destekleyen milyonlarca insanı fena aldatmışsınız.
Ama daha önemli bir soru var.
“Sayın başkan arkadaşlarınız için arınsın diyorsunuz, ama en yakınınızdaki Gürsel Tekin için daha da ağır iddialar var. Onun hakkında ne düşünüyorsunuz?”
Emin olduğum şey şu.
Tanıdığım Muharrem bu soruyu sormuştur.
Siz ne cevap verdiniz?
Verseydiniz Muharrem bunu yazardı.
Ne soruyu gördük, ne cevabını…
Demokrasi ve adalet anlayışının ne olduğunu çok feci bir kaç cümleyle de iyice açığa vurmuş.
Özgür Özel, Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olarak yaptığı kurultaydaki delegelerin 900’e yakınından imza aldı.
Bakın, Adalet Yürüyüşünü yapmış 13 seçim, bir kurultay kaybetmiş eski genel başkan ne diyor:
“1300 delegenin tamamı oy verse bile kurultaya gitmem.”
Bak bak bak…
Su adam Adalet Yürüyüşü yapmış iyi mi…
Ama en büyük yalanı en sona sakladım.
Kendi 13 seçim yenilgisini haklı göstermek için CHP tarihini kendine tanık göstermeye kalkıyor.
Neymiş?
CHP bugüne kadar hiçbir genel başkanının yönetimi altında tek başına iktidara gelmemiş.
Kemal Bey, siz 78 yaşındasınız, ben 79…
Siz ve ben bu uzun hayat boyunca ülkemizin bütün siyasi olaylarına tanık olduk.
Siz hatırlamak istemiyorsunuz ama ben size zorla hatırlatacağım.
27 Mayıs askeri darbesinden sonra askerler Demokrat Partiyi kapadılar.
Ama yapılan ilk seçimde onun yerine aynı çizgide kurulan Adalet Partisi yüzde 45 oy alarak birinci parti oldu.
Bunu bir kenara yazın. Ama sizin gibi parti kapatarak, parti bölerek iktidar olmayı bekleyenler de bir kenara yazsın.
O seçimden AP-CHP koalisyonu çıktı.
CHP’ye ilk büyük darbe 1971 yılında vuruldu.
12 Mart dönemi yarı askeri bir yönetimdi.
Askeri güç, partinin genel sekreteri Ecevit’e ve onun itirazına rağmen bir CHP’li olan Nihat Erim’i “Kayyım başbakan” tayin etti.
Ecevit bu girişimi, “Yunanistan’daki askeri darbeye benzeyen bir girişim” olarak niteledi ve genel sekreterlikten istifa etti.
Kemal Bey’in unutmak istediği o günlerde sonra ne oldu?
Ecevit ilk kurultayda genel başkan seçildi.
O kurultaydan sonra 1973 yılında yapılan ilk seçimde, bölmek istedikleri gerçek CHP yüzde 33 oyla , sandıktan birinci parti olarak çıktı.
Hatırlayalım.
AKP 2002’de bundan yüzde 1 oy fazlasıyla Meclis’teki sandalyelerin üçte ikisini ele geçirdi. Tek başına iktidar oldu.
Yani bugün seçim sistemi olsaydı, böldürülmek istenen o CHP tek başına iktidardı.
Daha sonraki yıllarda Özal ve Erdoğan aynı oylarla Meclis’teki sandalyelerin üçte ikisini alıp tek başına iktidar olduğu halde, o günkü seçim sistemi buna izin vermediği için Ecevit-Erbakan koalisyonu kuruldu.
Bu sosyal demokrat/Muhafazakar koalisyon Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük askeri harekat kararını aldı, Türk ordusu Kıbrıs’a çıkarak Kıbrıs Türklerini katliamdan kurtardı, özgürleştirdi.
Bitmedi…
Bundan 4 yıl sonra, 1977’de yapılan genel seçimlerde Ecevit’in önderliğindeki CHP, oyların yüzde 41.38’ini alarak birinci parti oldu.
Tekrar ediyorum.
Özal 1983’de yüzde 45, Erdoğan 2002’de yüzde 34 gibi oylarla Meclis’teki sandalyelerin üçte ikisini alıp tek başına iktidar olabilirken, o günkü seçim sistemi nedeniyle CHP yüzde 41 oyla tek başına iktidar olamadı.
12 Mart askeri ara rejim döneminde binbir kumpasla böldürülmek istenen parti hemen ertesinde bu sonuçları aldı.
Üç yıl sonra…
12 Eylül 1980 darbesinden sonra sadece CHP değil bütün partiler kapatıldı.
Askerler kendi partilerini kurdurdu.
Darbenin komutanı çıkıp “Bizim partimize oy verin” diye kampanya yaptı.
Sonuç?
Darbeden sadece 3 yıl sonra…
Askerin istemediği, bir anlamda kapatılan Adalet Partisi çizgisindeki Turgut Özal’ın yeni partisi ANAP yüzde 45, kapatılan CHP’nin çizgisinde kurulan Necdet Calp’ın Halkçı Parti’si yüzde 30 oy aldı.
KK yönetimindeki CHP’nin seçimlerde yüzde 25’i geçemediğini düşünürseniz, Necdet Calp bile ondan başarılıydı diyebilirsiniz.
Ve gelelim 28 Şubat dönemine…
Askerlerin baskısıyla, 1998 yılında Refah Partisi Anayasa Mahkemesi kararı ile kapatıldı.
Peki ne oldu?
O partiden ayrılan insanlar AKP’yi kurdu.
AKP 2002 seçimlerinde oyların 34’ünü alarak birinci parti oldu.
Bu oyla 363 milletvekili çıkararak, Meclis’teki sandalyelerin üçte ikisini elde etti.
CHP 28 Mayıs 2023’de en iddialı olduğu seçimi kaybetti.
Kaybettiren kişi Kılıçdaroğlu’ydu.
Türk halkının yüzde 50’sinde tarihinin en büyük siyasi düş kırıklığına yol açan bu zat, aynı bugünkü pişkinlikle, bir parti içi Kurultay darbesi ile o koltukta oturma teşebbüsünde bulundu.
Ama bizzat kendi seçtiği delegeler bu darbe girişimini önledi.
276 oy farkla seçimi kaybetti…
Ve onun yerine delege iradesi ile seçilen yeni genel Başkan Özgür Özel, girdiği ilk seçimde aldığı yüzde 36 oy ile partisini birinci parti yaptı.
CHP Avrupa’nın ve Sosyalist Enternasyonalin en büyük sosyal demokrat partisi oldu.
İlk seçimden sonra sürüklene sürüklene indirilirken, o Kurultay’ın seçtiği Özgür Özel’in genel başkanlığında girdiği ilk seçimde yüzde 36 oy alarak, CHP’yi dördüncü defa birinci parti yaptı.
Ben de sizin o kuyruklu yalanınıza, aynı yaşlarda iki insan olarak yaşadıklarımızdan örneklerle cevap verdim.
O yalanınıza bir kere daha ve altını çize çize cevap vereyim:
CHP kendisine yapılan askeri, sivil her darbe girişiminden silkinerek çıktı, büyüdü.
Partinin yaşadığı 4 badireden sonra, CHP 4 seçimden birinci parti olarak çıktı.
Bunlardan ikisinde, bugünkü seçim kanununa göre tek başına, hem de Meclis’te büyük bir sandalye farkı ile iktidar olacak kadar oy aldı.
Oysa siz…
13 yıl, 5 ay 17 gün o genel başkanlık koltuğunda kaldınız.
13 seçim kaybettiniz.
Oylarınız yüzde 25’i geçemedi.
CHP’yi bir defa bile birinci parti yapamadınız.
2017 Referandumuna itiraz etmeyerek, bu tek kişilik hükümet rejiminin kurulmasına büyük katkıda bulundunuz.
Ve şimdi bunların hiç biri için özür dilemeden, abuk sabuk demagoji yapıyor, itirafçılar birer birer çekilirken, siz baş itirafçı/iftiracı rolüne soyunuyorsunuz.
Daha pis iftiralar atıyorsunuz, yalanlar söylüyorsunuz.
76 yıllık askeri, sivil darbeler ve parti kapatma, siyasetçiyi hapise atma, yasaklama tarihimiz bize böyle şeylerden medet umanların ne olduğunu çok güzel anlatıyor.
Tabii bundan sonra ne olacağını da anlatıyor.
Adalet Partisi bu badirelerden geçti. AKP geçti. CHP tarihi böylelerini çok gördü…
Hepsi de aştı…
Bugün bu ayak oyunlarına, bu kumpaslara alet olanlar, bunlardan medet umanlar ilk seçimde bunun sonucunu görecekler.

Bu yazıyı tamamlarken önüme çok sevdiğim “South Park” adlı kara mizah çizgi filmlerin yaratıcısı Trey Parker’in de ABD Başkanı Trump’la ilgili bir paylaşımı geldi:
Kıpkırımızı bir şeytanın yanına Trump’ın desenini koymuş ve şunu diyor:
“Bizim, yaptığı işi soytarılık sanan bir başkanımız var…”
“Joker” kelimesini kullanmış.
En hafifiyle “Şakacı”, biraz daha ağırı ile “Soytarı” ve biraz daha ileri haliyle, Batman filmlerinde Gotham şehrinini başına çöken o karakomik kötü adamı düşünebilirsiniz.
Sonuç olarak;
Ben hislerimi tam yazamıyorum.
Ama o şeytani soru da aklımdan hiç çıkmıyor, çıkmayacak…
Acaba Thomas Friedman yazsaydı, Trey Parker çizseydi…
Nasıl bir Kılıçdaroğlu portresi çıkardı onlardan…
4 Haziran 2026 - Ünlü yazar, Bay Donald’a ‘Hırsız Başkomutan’ dedi, ‘Bay Kemal’ için yazsa ne derdi?
2 Haziran 2026 - Son ankette öyle bir rakam vardı ki, dün KK’yı Meclis’te hezimete uğrattı
31 Mayıs 2026 - Bodrum’un Cennet Koyu, Drake’in yeni albümündeki ilk şarkıya nasıl girdi?
30 Mayıs 2026 - Bu akşam neden tarihi ‘Ye’ konserine gitmeyip Arsenal-PSG maçını seyredeceğim?
27 Mayıs 2026 - Kurultayda 276 oy farkla kaybetmişti, kamuoyu anketinde hezimete uğradı