Baştan özür dilerim, çok uzun bir yazı olacak, ama derdim de uzun.
Hatta derdimin yanına koyarsanız, bu yazı çok kısa bile kayabilir.
Dün beni en çok etkileyen haber Tunus’tan geldi.
Tunus Müslüman Kardeşler Hareketi’nin eski lideri Raşid el-Gannuşi müebbet hapise mahkum edilmiş.
16 yıl öncesine döndüm.
17 Aralık 2010…
Tunus Arap Baharı başlıyor.
Ülkeyi 23 yıldır yöneten Zeynel Aibidin Bin Ali Tunus’tan kaçıyor.
Ve o günlerde İslami kimlikli bir siyasetçi yükseliyor.
Raşid el-Gannuşi…
Tunus’un en tanınmış İslamcı-demokrat siyasetçilerinden biri. Uzun yıllar Tunus’ta otoriter yönetimlere muhalefet etmiş,
2011’deki Arap Baharı sonrasında ülkeye dönmüş ve siyasette önemli rol oynamış.
Bir dönem Tunus Parlamentosu Başkanı olarak görev yapmış.
Ennahda Hareketinin en önemli siyasi figürü…

Başlangıçta Müslüman Kardeşler çizgisine yakın görünen bir hareket.
Ama 2011 sonrasında Gannuşi o hareketi “muhafazakâr demokrat” bir parti olarak tanımlamaya başlamış.
Bu yeni kimliği ile Ennahda, Arap Baharı sonrası yapılan seçimlerde Tunus’un en büyük siyasi güçlerinden biri haline gelmiş.
İşte bu hareketin efsane ismi Gannuşi…
Şimdiyse Tunus’ta bir anlamda “Tek adam rejimi” var.
Ve İslami demokrat akımın öncüsü Gannuşi hapiste.
Tunus Cumhurbaşkanı “Onun hakkındaki kararı bağımsız yargının” verdiğini söylüyor…
Gelin bir bakalım o “Bağımsız” denilen yargının, artık siyasetten çekilmiş bir eski lidere yaptığı zulüme…
(*) Bir mahkeme 2024’de “Yasadışı yabancı finansman” suçlamasıyla ona 3 yıl hapis verdi.
Yetmedi…
(*) Bir başka mahkeme 2025’de “Devlet güvenliğine karşı komplo” suçlamasıyla 14 yıl hapis verdi.,
Yetmedi…
(*) Bir başka mahkeme “Instalingo” adlı bir medya şirketinin üzerinden manipulasyon ve kara para aklaması yapıldığı gerekçesiyle 22 yıl hapis verdi.
Yetmedi…
(*) Önceki gün, yani 3 Haziran’da “Gizli yapılanma” iddiasıyla müebbet hapis verdi.
Hayret…
Demek ki Müslüman ülkelerin “Bağımsız yargıları” neredeyse birbirinin “Copycat’i” aynı davaları açıyormuş
Tunus Devletinin başındaki “Seçilmiş tek kişilik rejim”, bu kararların hepsini “Bağımsız Yargının” verdiğini söylüyor.
Aynı şey Mısır’da Mursi’nin başına da gelmedi mi?
Onu da “Bağımsız yargı” vermişti.
Gannuşi, islami hareketler içinde en yumuşak liderlerden biriydi.
Ennahda’yı Müslüman Kardeşler hareketinin etkisinden kurtarıp, “Çok partili demokrasi, seçimler ve koalisyon” anlayışı içinde bir çizgiye sokmuştu.
Ve 2016’da “Siyasi faaliyetler ile dini faaliyetleri ayırdığını” ilan etmişti.
Tunus’un “Bağımsız yargısı” 4 ayrı dava ile işte bu insanı hayatının sonuna kadar hapise gönderdi.

Tunus, Müslüman dünyasında Türkiye’den sonra bana en fazla umut veren ülkeydi.
Bakın “Tek adam rejimine” geçince, sonuç bu oldu.
Hayatım boyunca, “İslamla demokrasi yan yana yürümez” tezine karşı çıktım.
Safça olsa da bugün hala yürüyebileceğine inananlardanım.
Ama artık şuna daha çok inanıyorum:
“Tek adam rejimleriyle demokrasi yan yana yürümüyor…”
Trump olayı da bize şunu gösterdi.
“Tek adam rejimlerinin ilk yıktığı kale Adalet ve yargı oluyor…”
2002 yılı…
AKP kurulmuş. Kuruluş Beyannamesini yayınlamış.
2002 Seçim Beyannamesi açıklanmış.
İki metini de çok dikkatle okumuş ve çok beğenmiştim.
AKP’nin yeni genel merkez binasına gidip, orada Genel Başkan Erdoğan’la sohbet etmiştim.
Her şeyi çok modern ve umut verici bulmuştum.
Dönüşte iki yazı yazdım; gözlemlerimi ve duygularımı anlattım.
“Bizim mahalleden” çok dayak yedim o günlerde.
Bazı tanınmış iş insanları gidip Aydın Doğan’a şikayet ettiler beni.
“Senin genel yayın .yönetmenin ne yapmak istiyor” dediler.

Dün canım çok sıkkındı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesi’nin web sitesine girip 2002-728 numaralı belgeyi çağırdım.
Kapağında AKP’nin sarı ampullü logosu vardı.
Altında şu yazıyordu:
“Kalkınma ve Demokratikleşme Programı…”
AKP’nin girdiği ilk seçim için hazırladığı beyanname…
Bugün artık o beyannameye “Fabrika ayarları orijinal belgesi” diyoruz.
Şimdi oradan bazı cümleleri aktaracağım.
Umarım ve dilerim ki bugün o Meclis çatısı altında Kılıçdaroğlu’nun ayak oyunlarını sessizce izleyen AKP’li milletvekilleri de bir kere daha okur.
Bakın neler demişler millete 24 yıl önce…
(*) “Herkes özgür olmadıkça kimse özgür değildir” özdeyişi, partimizin temel ilkelerindendir. Partimiz, bireyi bütün politikaların merkezine alarak demokratikleşmenin sağlanmasını, temel insan hak ve özgürlüklerini temin etmeyi ve korumayı en önemli ödevleri arasında sayar.”
(*) “Partimiz, Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik ve bütünlüğünün, laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin, sivilleşmenin, demokratikleşmenin, inanç özgürlüğünün ve fırsat eşitliğinin esas kabul edildiği bir zemindir. Bu özgürlüklerin düzeyi medeni bir toplum olmanın göstergesidir.”
(*) “Halkın özgür iradesine dayanmadan kurulacak hiçbir yapı, bireylere özgürlük ve topluma huzur getiremez. Özgürlükler demokrasinin temelini oluşturur. Hiçbir bireysel ve kurumsal baskı kabul edilemez.”
(*) “Bir toplumdaki en önemli güven unsuru, toplum içinde yaşayan bireylerin kendi hak ve özgürlüklerine saygı duyulduğuna olan inançlarıdır.”
(*) “Partimiz Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmanın en önemli vasıtası olarak algılar ve bunu toplumsal barışın bir unsuru olarak görür.”
(*) “Temel hak ve özgürlüklerle ilgili olarak partimiz aşağıdaki hedefleri gerçekleştirecektir:
* Başta insan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Paris Şartı ve Helsinki Nihai Senedi olmak üzere Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin insan hakları alanında getirdiği standartlar uygulamaya geçirilecektir.
* Düşünce ve ifade özgürlükleri uluslararası standartlar temelinde inşa edilecek, düşünceler özgürce açıklanabilecek, farklılıklar birer zenginlik olarak görülecektir.
(*) “Çağımız demokrasilerinin vazgeçilmez koşullarından biri, özgür medyanın varlığıdır. Başta anayasa olmak üzere medyaya ilişkin tüm yasal çerçeve ele alınarak, medyanın ifade özgürlüğüne getirilen ve demokratik toplum düzeninin gerekleri ile bağdaşmayan yasak ve cezalar kaldırılacaktır. Yazılı ve görsel medyanın özgürlükleri, titizlikle korunacak ve tekelleşmeye fırsat tanınmayacaktır.”
(*) “Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı bütün unsurlarıyla gerçekleştirilecektir.”
(*) “Hukukun üstünlüğünü esas alan devlet, vatandaşlarının özgürlük ve haklarının teminatıdır. Dolayısıyla hukuk devleti olmayan ve hukukun hakim olmadığı bir toplumda demokratik rejimden bahsedilemez. “
(*) “Demokrasinin hukuk yoluyla varlık kazandığı demokratik hukuk devletinde; hukukun evrensel ilkelerine saygı, hak arama yollarının açık tutulması, kanun önünde eşitlik, bireysel hak ve özgürlüklerin korunması, devletin hukuka bağlılığının güvence altına alınması temel değerlerdir. Bu değerlerin hayata geçirilmesi anayasa, yasalar ve bağımsız bir yargı ile mümkündür.”
(*) “ Ülkemiz bugün hukuk devletinden ziyade kanun devleti görüntüsü vermektedir. “Devletin Hukuku” yerine “Hukuk Devleti” anlayışının esas olması gerekir. Kanunları hukuka, hukuku evrensel adalet ve insan hakları esaslarına dayandırmadıkça, Türkiye gerçek bir hukuk devleti olamaz ve uluslararası camiada saygın bir yer edinemez.”
(*) “Yargısız bir hukuk düzeni düşünülemez. Anayasa ve yasaların metinleri kadar onları yorumlayacak yargı organlarının da önemi büyüktür.”
(*) “Toplum sözleşmesi, “Yeni bir “anayasal mühendislik” denemesi değil, halkın iradesini ve taleplerini demokratik temelde devlet yapısına yansıtan bir belge olacaktır.”
(*) “Kuvvetler ayrımı ilkesi hassasiyetle uygulanacaktır. Yasama, yürütme ve yargı güçleri arasında ve denge denetim sağlanacaktır.”
(*)” Anayasanın ve kanunların herkesi bağlayıcılığına dair ilke titizlikle uygulanacaktır.
(*) “Yargıç tarafsızlığı ve yargı bağımsızlığı tam olarak sağlanacak, yargıç güvenceleri korunacaktır.”
(*) “Demokrasi hoşgörüye dayanan bir sistemdir. Demokrasilerde vatandaşlardan bir kısmının daha üstün hak ve özgürlüklerden ya da ayrıcalıklardan yararlanması mümkün değildir. Demokrasilerde vatandaşlar, yasaların eşit koruyuculuğu altında özgürce yaşarlar.”
(*) “Farklı tercihlerin rekabeti, sağlıklı bir demokratik sistemin vazgeçilmez unsurlarındandır. Bu yarışta çoğunluğun oyunu alanlar iktidara gelir, tüm ülkenin ya da Yerel Yönetimler’in sorumluluğunu üstlenirler. Ancak yarışı kazanmak ve iktidara gelmek çoğunluğun iradesini mutlaklaştırmaz.”
(*) “Çağdaş demokrasinin en çok önemsenen niteliklerinden biri çoğunluğun hiçbir şart altında temel hak ve hürriyetleri tartışma konusu yapmaması ve azınlıkta bulunanların hak ve özgürlüklerine saygılı olmasıdır. Azınlıkta kalan görüşlerin ve muhalefet hakkının anayasa ile güvence altına alınması demokrasinin çoğulcu niteliğini pekiştiren bir unsur olarak kabul edilmek teşvik edecektir.”
(*) “Demokrasilerin temel niteliklerinden biri olan toplantı ve gösteri özgürlüğünün daha etkili kullanılabilmesi için gerekli hukuki düzenlemeleri gerçekleştirilecektir.”
Evet “AKP’nin fabrika ayarları” denilen 2002 seçim beyannamesi bize bunları vaadediyordu.
Bununla seçime girdi.
Yüzde 34 oy aldı.
Askerlerin yaptığı ve hala da geçerli olan Seçim Kanunu sayesinde, yüzde 34 oyla, yani her 10 seçmenden 3.5’unun oyu ile TBMM’deki sandalyelerin üçte ikisini elde etti.
İki ülke…
İkisinde de demokratikleşme iddiasında çok iyi niyetli, islami hassasiyeti olan hareket ve partiler geldi.
Bütün Müslüman dünyasına büyük umutlar getirdi.
Ancak ikisi de sonunda “Güçlendirilmiş Başkanlık rejimlerine” dönüştü.
Ve ikisinde de siyasi rakipleri cezalandırma, engelleme yolu olarak “Bağımsız yargılar” devreye sokuldu.
Oysa Müslüman alemi için tarihi bir fırsattı bu…
Bölgemize barışı ve huzuru getirebilirdi.
Evet sevgili AKP’li dostlar…
Çok değil sadece 24 yıl geçti millete verdiğiniz bu sözlerin üzerinden.
Arada bir siz de bakın partinizin “Fabrika ayarları orijinal belgesine…”
Siz unutsanız, unutturmaya çalışsanız da TBMM’nin Dijital hafızası hatırlatıyor yeni nesillere.
Elinizden bir şey gelmese de, en azından nostaljik bir huzur bulabilir, “Biz nerede yanlış yaptık” diye sorabilirsiniz.
5 Haziran 2026 - Tunus’tan gelen haber bana 2002/728 nolu belgeyi hatırlattı
4 Haziran 2026 - Ünlü yazar, Bay Donald’a ‘Hırsız Başkomutan’ dedi, ‘Bay Kemal’ için yazsa ne derdi?
2 Haziran 2026 - Son ankette öyle bir rakam vardı ki, dün KK’yı Meclis’te hezimete uğrattı
31 Mayıs 2026 - Bodrum’un Cennet Koyu, Drake’in yeni albümündeki ilk şarkıya nasıl girdi?
30 Mayıs 2026 - Bu akşam neden tarihi ‘Ye’ konserine gitmeyip Arsenal-PSG maçını seyredeceğim?