Londra ve Kanada'dan bilim insanları beyin tümörlerini hem içeriden vuran hem de koruma kalkanını yıkan yeni bir CAR-T hücre tedavisi geliştirdi.
Londra ve Kanada’dan bilim insanlarının geliştirdiği CAR-T hücre tedavisinin laboratuvar ortamındaki başarı oranı tam yüzde 92 oldu.
Beyin kanserinin en ölümcül ve agresif türüne karşı geliştirilen çığır açıcı bu immünoterapi tedavisi hastalığı tamamen geriletme yolunda tıp dünyasına büyük bir umut ışığı.
Londra ve Kanada’dan bilim insanlarının yürüttüğü ortak çalışma, yeni bir ‘CAR-T hücre tedavisi’ yönteminin şu ana kadar çaresiz kabul edilen glioblastoma tümörlerini tamamen ortadan kaldırabileceğini ve hastaların uzun vadeli hayatta kalma şansını artırabileceğini ortaya koydu.
Ölümcül hastalığa karşı yıllardır beklenen kırılma noktası
Her yıl binlerce insanın yakalandığı ve teşhis konduktan sonraki beş yıl içinde hastaların yüzde 95’ini hayattan koparan glioblastoma karşı tıp dünyası on yıllardır çaresizdi. Bilim insanları bu hastalığı kontrol altına alabilmek için uzun yıllar harcadı, ancak kanserin sağlıklı beyin dokusunun derinliklerine kılcal, ipliksi uzantılar göndererek yayılması tedaviyi neredeyse imkânsız kılıyordu.
Diğer pek çok kanser türünün aksine glioblastoma cerrahi operasyonlarla vücuttan tamamen temizlenemiyor, ameliyattan geriye kalan kanser hücreleri kemoterapi ve radyoterapiye karşı büyük direnç göstererek hastalığın hızla yeniden büyümesine neden oluyordu. Ancak King’s College London ve McMaster Üniversitesi’nden uzman ekipler şimdi geliştirdikleri yeni CAR-T hücre tedavisinin bu kısır döngüyü kırabileceğine inanıyor.
Vücudun kendi savunma ordusu kansere karşı silahlandırılıyor
İngiltere’de halihazırda özellikle kan kanseri türlerinin tedavisinde yaygın olarak kullanılan CAR-T yöntemi hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin laboratuvar ortamında yeniden programlanması esasına dayanıyor. Bu süreçte hastanın kendi bağışıklık sisteminden beyaz kan hücreleri toplanıyor ve bu hücreler genetik olarak değiştirilerek kanser hücrelerinin üzerindeki proteinleri tanıyacak şekilde adeta birer avcıya dönüştürülüyor.
Daha sonra hastanın kanına geri enjekte edilen bu modifiye edilmiş hücreler doğrudan gidip kanserli hücreleri buluyor ve yok ediyor. Bugüne kadar çocuk ve yetişkinlerde lösemi ile lenfoma gibi kan kanserlerinde mucizeler yaratan bu yöntem, şimdi ise tıp tarihinin en zorlu kalelerinden biri olan beyin tümörlerini yıkmak için sahneye çıkıyor.
Deneylerde göz kamaştıran başarı: Tümörler tamamen temizlendi
Saygın bilimsel dergisi Nature’da yayımlanan bu yeni çalışmada araştırmacılar insanlardaki beyin kanserini birebir taklit edecek şekilde tasarlanmış hayvan modelleri üzerinde yeni tedaviyi test ettiler.
Yapılan ana deneylerin ikisinde elde edilen sonuçlar tıp dünyasında büyük bir şaşkınlık ve sevinç yarattı; çünkü uygulanan tedavi test edilen 13 fareden 12’sinde glioblastoma tümörlerini tamamen yok etti. Dahası tedavi edilen fare gruplarından biri dört ayı aşkın bir süre, diğeri ise beş aydan fazla bir süre boyunca tamamen tümörsüz ve sağlıklı şekilde yaşamaya devam etti.
Bu olağanüstü başarının arkasında yatan sır bilim insanlarının keşfettiği yeni bir strateji oldu. Araştırmacılar glioblastoma tümörlerinin üzerinde ve ‘makrofaj’ adı verilen bağışıklık hücrelerinde ‘GPNMB’ isimli özel bir protein tespit etti.
Makrofajlar normal şartlarda vücudu enfeksiyonlardan koruması gereken hücreler olmakla birlikte kanser tarafından adeta ele geçiriliyor, beyni kandırıyor ve tümörü dışarıdan gelecek tedavilere karşı koruyan bir kalkan görevi görüyor.
Bilim insanları CAR-T hücrelerini doğrudan bu GPNMB proteinini tanıyacak şekilde mühendislik harikasıyla yeniden tasarladı. Böylece hücreler hem doğrudan tümörün kendisine saldırdı hem de tümörü koruyan ihanet içindeki bağışıklık ortamını yok etti.
Kanseri sadece hücre yığını değil bir ekosistem olarak görmek
Çalışmanın başyazarı olan, King’s College London ve McMaster Üniversitesi bünyesinde görev yapan beyin cerrahisi ve nöro-onkoloji profesörü Sheila Singh, geliştirdikleri yöntemin farkını çarpıcı sözlerle özetledi.
Profesör Singh, glioblastomayı sadece bir kanserli hücre yığını olarak tedavi etmek yerine, onu çevreleyen ve besleyen bağışıklık ekosistemiyle birlikte bir bütün olarak düşünmek gerektiğini belirtti.
Kanser hücrelerinin ötesine geçerek tümörü tedavilerden koruyan bağışıklık hücrelerini de hedef aldıklarını söyleyen Singh, bu sayede tümörün hayatta kalmasını sağlayan destek sistemini tamamen çökerttiklerini ifade etti.
Araştırmanın ortak yazarlarından Shan Grewal da bugüne kadar yapılan çalışmaların sadece kanser hücrelerini öldürmeye odaklandığını, kendilerinin ise hastalığa iki koldan saldırarak tümörün koruma kalkanını parçaladıklarını vurguladı.
Geleceğe dair umutlar ve erken teşhisin hayati önemi
Şu an için tedavi henüz insanlar üzerinde denenmemiş olsa da araştırmacılar laboratuvar ortamında ve hayvanlar üzerinde elde edilen bu güçlü sonuçların gelecekte insan klinik tedavileri için kapıyı ardına kadar araladığını söylüyor.
Glioblastoma hastalarının mevcut tedavilerle ortalama sadece 12 ila 18 ay arasında yaşayabildiği ve beyin tümörü araştırma derneklerinin bu alanda son yirmi yıldır hiçbir somut ilerleme kaydedilemediğini belirttiği bir dönemde, bu gelişme devrim niteliği taşıyor.
Bu sinsi hastalığa karşı uzmanlar, belirtiler konusunda da halkı uyarıyor. Sürekli devam eden ya da kötüleşen baş ağrıları, nöbetler, mide bulantısı, sersemlik hissi, hafıza sorunları, vücudun bir tarafında halsizlik ile görme veya konuşmada yeni başlayan bozukluklar glioblastomanın en temel işaretleri arasında yer alıyor. Uzmanlar, bu tür alışılmadık ve inatçı semptomlar yaşayan herkesin vakit kaybetmeden bir hekime başvurması gerektiğinin altını çiziyor.