Yakın zamanda yayımlanan “Kadın Beyni” adlı kitap, kadınların erkeklerden doğuştan daha konuşkan olduğunu, kadınların günde yaklaşık yirmi bin kelime konuşurken erkeklerin sadece yedi bin kelime söylediğini iddia ediyordu. Tipik bir günde, hem erkekler hem de kadınlar tahmini olarak günde on altı bin kelime konuşuyordu yani.
Konuyla ilgili yazı, bu hafta The New Yorker’da yayımlandı. Yazıda bilim insanlarının yıllarca ve binlerce kez insanları dinlemeleri sonucu elde ettikleri veriler ve sonuçları açıklanıyor.
Arizona Üniversitesi’nde sosyal psikolog olan ve çalışmanın yürütülmesine yardımcı olan Matthias Mehl, on ila doksan dört yaşları arasındaki iki binden fazla kişinin 15 yılda oluşan ses kayıtlarını dinliyor ve şu sonuca varıyor: Erkekler ve kadınlar eşit derecede konuşkanlar. Yani kadınlar daha geveze değiller. Ancak, kendisi ve bir ortak yazarı; sonuçları daha ayrıntılı olarak analiz ettiklerinde, katılımcıların günde tahmini on iki bin yedi yüz kelime konuştuğunu bulmuşlar; bu, önceki çalışmadakinden yüzde yirmi daha azmış. Yılda yaklaşık yüz yirmi bin kelime daha az. Bir kitap boyu az konuşulmuş yani.
Kayıp kelimelerle ilgili başka bir makale, ilgi çekici başka teorilere de ilham veriyor. Makalenin ortak yazarlarından Valeria Pfeifer, sözlü iletişimin yerini artık dijital iletişimin aldığını öne sürüyor. Ki, bu malum zaten. Ama bu noktada Mehl daha endişe verici olasılıkları dile getiriyor. “Artık insanlardan yol tarifi istemiyoruz”, “marketlerde self servis kasaları kullanıyoruz ve komşularımızla konuşmuyoruz.” diyor. Bunu, sizde gözlemleyebilirsiniz.
Marketlerde neredeyse sadece yaşlılar, sosyal temas kurmayı istiyor. Kasadakilerle konuşmaya çabalıyorlar. Ürünler veya kuyruk hakkındaki şikayetlerini arkalarında bekleyenlerle paylaşıp onaylanmak, ondan da öte konuşmak istiyorlar. Bu da çok insani bir durum. Tabii tartışma çıkararak, bağırarak dikkat ve ilgi çekmeyi de buna katıyorum. Adeta bir yardım çağrısı gibi geliyor bana hepsi. Beni önemseyin, bana ilgi gösterin çığlığı…
Çok da iyi tanımadığımız insanlarla konuşmanın bize yeni şeyler öğrettiğini hatta ruh halimizi iyileştirdiğini, kendinizi daha iyi hissettirdiğini yaşamış olmalısınız. Bunu yapmamak ise bizi yalnızlaştırabilir veya başkalarına karşı güvensiz hale getirebilir. Sözgelimi ben mahalle kasabına gittiğimde sadece alışveriş yapmıyorum. Maçları, mahallede yeni bir esnaf varsa onu, kentsel dönüşüme giren bir binanın durumunu, yazın sıcakları, kışın soğuğu konuşuyoruz. Böylece mahalle aidiyetimizi karşılıklı olarak tescilliyoruz. Alışverişin aslında çeşitli konular arasında görüş ileterek de yapıldığını deneyimliyoruz. İş toplantılarında bile hayatlarımıza, sağlığımıza ilişkin konuşmasak, sanki yapay zekalar arası görüşme yapılıyor gibi gelmiyor mu size de.
Başa dönersek, her yıl daha az konuşup daha çok yazıştığımız bir gerçek. Ellerden telefon düşmüyor ama, aramak için değil. Sosyal mecralara girip görüntü kaydırmak ve videoları izlemek için.
Sinemada film izlerken bile bunu yapanlar var.
Trump bile Tiktok’ta en çok izlenenler arasında bir numara olmayı her şeyin üstüne koyuyor. Oysa kendisi bir numara zaten.
Gülsek mi ağlasak mı bilemiyorum. Ama bu konuda konuşmayacağız. Ona sıra gelmeyecek.
Hayatımızdan her yıl binlerce kelime eksilmeyi sürdürecek.
Belki yakınlarda mimik ve jestlerden oluşan bir çeşit emoji dili geliştireceğiz. Bu da dünyanın ortak dili olacak.
Çene ishali olmayalım tabii de ama suskunları da oynamasak…
Neydi slogan?
Susma sustukça sıra sana gelecek!
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında…”.
10 Temmuz 2026 - Her yıl daha az konuştuğunuzun farkında mısınız, Gülhane Parkı’nda mısınız?
5 Temmuz 2026 - Hayatı ne kadar seviyor ama ne kadar uzaksınız? Acaba farkında mısınız?
4 Temmuz 2026 - Bir Barakuda, bir Dubar balığı ve aradaki cam, bir yazıda buluşmuşlar!..
3 Temmuz 2026 - Dan dan, sevgili robotları geliyor, kaçılın yoldan!
28 Haziran 2026 - Pazarın futbol öyküleri için tribüne buyrun