Touchdown adlı öykü kitabımdan (veyayınevi.com) seçtiğim bir öyküyü okuyacağım size. Daha doğrusu siz okuyacaksınız.
Lütfen sesli okuyun. Ama yalnızken…
AV
İki av var, on da avcı. Avcılar, iki kişiye bir saat süre verecek.
Daha sonra peşlerine düşecekler. Bir saat içerisinde, koşarak nereye kaçabilirse kaçıp izlerini kaybettirecek bu iki av.
Ta ki, biri yakalanana kadar. Şunlar işte, gördüklerin.
Ara ara görünüp kaybolan on avcının hepsi motorsikletli.
Isı ve aura ölçer aygıtlarıyla bekliyorlar, silahları da kurbanların üzerine yapışıp çeken tükürük dozuna ayarlı.
Avın biri, arabasını nereye park ettiğini hatırlamadığı, diğeri hiç arabası olmadığı için seçilmiş.
Hiç arabası olmamak, sadece sudan bir bahane.
Birinci av, arabasını ararken öbürü yanına yanaşıp meraklı meraklı sorduğu anda, ebeleniyor. Etiler’deki Türkçe müzik çalan
barlardan birinden sabaha doğru çıkan bir avın, arabasını nereye park ettiğini, bir kahyaya verip vermediğini hatırlamaması normal.
Üstelik, barın iki çıkış kapısı var. İkisi de farklı ve aslında paralel, bazen yer değiştirebilen iki ayrı caddeye açılıyor.
Av, elindeki anahtarın uzaktan kumandasındaki düğmeye bastığında arabasının ses çıkartmasına ve öylece bulunmasına güvenmiş her zaman.
Bir o yana, bir bu yana koşarak, elindeki anahtarın düğmesine basması ise nafile bir çaba. Ses çıkmıyor, anahtarı yönlendirip sinyallediği hiçbir arabadan. Ses çıksa arabasını bulacak.
Ses şu: Bici bici.
İkinci av, uzaktan onu izleyen biri. İşkembeciden yeni çıkmış. Ama kafa hâlâ kıyak. Adamı fark edip ayılmamış kafayla yardımcı olmaya çalışıyor. Araba, iki caddeden birinde.
Hangisine bakılıyorsa diğerinde hep.
Avcılar, motorsikletlerle gelip çevrelerini sarana kadar, arabayı arayış sürüyor. Sonra av başlıyor.
Motorcuların lideri, Karaoğlan filmlerindeki Camoka’ya benzeyen bir kahkaha atıyor ve oyunu açıklıyor onlara.
Ben, o sırada aklın aldığı her yeri yirmi dört saat kamerayla izleyebilen bir yerdeyim. Bu benim gelecekteki halim.
Geçmişteki halim, onu gözlüyor…
Kural açıklanıyor. Süre başlıyor. Avlar, kaçmaya başlıyor. Ha!
Ortada bir suç filan yok tabii. Suç, malzeme olmak.
Olay Etiler’de rastgele seçilen iki örneğin reflekslerini kontrol etme, onları yakalayıp etkisiz hale getirme üzerine bir tatbikat.
Birinci avın tahmini doğru çıkmıyor.
Her av, korkusunu üzerine çeker. Av, lunaparktaki motorcu gösteri alanında, gösteri çadırının çukuruna girdiği anda, motorcuların baskınına uğruyor. Birinci gruptaki motorculardan biri, zaten yazın orada gösteri yapan motorcunun ta kendisi aslında. Hızla dalıyor, havada uçuyor ve gösteri çukurunun tepesinde, hep seyircilerin beklediği alanda duruyor. Av, aşağıda.
Elindeki silahı, ava doğrultuyor. Tik diye bir ses. Tükürük yapışıyor.
Avı çekiyor. İkinci av, bu gecelik kurtuldu. O, birincinin aradığı arabada uyanacak. Birinci, o gece bir bayrağa dönüştürülecek.
Yazın, motorcunun döne döne ta tepeye çıktığı alanda, göğsünden çıkan bayrağa… Üstünde gülen bir surat. Her zaman söylerim zaten, surat felakettir! Gülen suratlar özellikle…
Daha fazla bakamayacağım, olup bitenlere.
***
Herkese, içinden öykü geçen pazarlar.