DÜNYA KUPASI 2026 72 Maç 48 Takım 12 Grup ⚽ Canlı Sonuçlar Fikstür 🏟️ Stadyumlar Hikayeler Keşfet → Dünya Kupası 2026 DÜNYA KUPASI 2026 Keşfet →

2045: Konforun Kimyası

Popüler 12 Temmuz 2026

İlk yazım olan “2045: Konforun Bedeli”ni yazmama, Dünya Kupası sırasında yaptığım Amerika seyahatinin ilk günlerinde San Francisco sokaklarında sessizce dolaşan sürücüsüz araçlar neden olmuştu. 

Aynı on günlük yolculuğun devamında ise Los Angeles, Santa Monica ve Venice Beach’te bambaşka bir gözlem yaptım: Neredeyse her mahallede karşıma çıkan cannabis shop’lar. 

Bir tarafta insanın yerini almaya başlayan teknoloji, diğer tarafta insanın rahatlama biçiminin sessizce değişiyor olması… 

Yolculuk boyunca bu iki gözlem zihnimde birbirinden bağımsız durdu. İstanbul’a döndükten sonra ise yavaş yavaş aynı resmin parçaları olabileceklerini düşünmeye başladım. Birinci yazı, bu yolculuğun bana düşündürdüğü ilk sorudan doğmuştu. Bu yazı ise ikinci sorudan doğuyor.

Los Angeles’ta beni şaşırtan yalnızca cannabis shop’ların sayısı değildi. Bir zamanlar gizlenerek tüketilen bir ürünün bugün neredeyse bir kahve zinciri kadar görünür hâle gelmiş olmasıydı. İnsanlar markete girer gibi giriyor, alışverişlerini yapıyor ve günlük hayatlarına devam ediyorlardı. Merak edip biraz araştırınca bunun yalnızca bana ait bir gözlem olmadığını gördüm. Ama beni etkileyen rakamlar değildi; beni etkileyen dönüşümdü.

İşte tam burada durdum. Aslında beni düşündüren marihuananın kendisi değildi; bu yazı da marihuananın iyi ya da kötü olduğu üzerine değil. Benim ilgimi çeken, insanların rahatlama biçiminin nasıl değiştiğiydi. 

Aynı günlerde İngiltere’de restoran işleten bir arkadaşım, özellikle genç müşterilerde şarap ve sert içki satışlarının belirgin biçimde düştüğünü anlattı. Merak edip araştırınca bunun yalnızca bir işletmecinin gözlemi olmadığını gördüm. 

İşte o anda Los Angeles’ta gördüğüm manzara ile bu veriler zihnimde birleşti. Acaba değişen yalnızca tükettiğimiz ürünler miydi, yoksa toplumların rahatlama alışkanlıkları mı sessizce değişiyordu?

Bu sorunun peşinden gidince karşıma önce hukuki dönüşüm çıktı. Bir dönem Amerika’da “War on Drugs” söylemiyle şeytanlaştırılan marihuana, yıllar içinde önce tıbbi kullanımın, ardından bazı eyaletlerde eğlence amaçlı kullanımın parçası hâline geldi. Avrupa’nın bazı ülkelerinde de benzer bir dönüşüm yaşanıyor. 

Ama beni düşündüren yalnızca hukuki dönüşüm değildi; belki de daha önemlisi, dilin sessizce değişmeye başlamasıydı. Bizim gençliğimizde “esrar” ve özellikle “esrarkeş” sözcükleri, kişiyi toplumun dışına iten, küçümseyen ve olumsuz çağrışımlar taşıyan ifadelerdi. Bugün ise “weed”, “grass”, “pot”, hatta bizde bile “ot” gibi çok daha yumuşak ifadeler kullanılıyor. 

Bir toplumun dili değişmeye başladığında yalnızca kelimeler değişmez; kelimelerin çağrıştırdığı duygular da değişmeye başlar. Belki de büyük toplumsal dönüşümler önce kanunlarda değil, dilde başlıyor.

Dilin ardından kültür geliyor. Bugün özellikle rap müziğinde marihuana yalnızca tüketilen bir madde olarak değil; bazen özgürlüğün, bazen başarının, bazen de bir yaşam tarzının sembolü olarak sunuluyor. Dünyanın en çok dinlenen sanatçılarının şarkıları ve klipleri bunun örnekleriyle dolu. Benzer bir değişimi Netflix başta olmak üzere dijital platformlarda da görmek mümkün; cannabis kullanımı artık çoğu yapımda suçla özdeşleştirilen bir unsur olarak değil, günlük hayatın doğal bir parçası gibi gösteriliyor. Burada doğru ya da yanlış tartışması yapmıyorum, sadece şu soruyu soruyorum: Bir davranışın normalleşmesi önce hukukta mı başlar, dilde mi, yoksa popüler kültürde mi?

Bu soruyu tarihe sorduğumda, karşıma çıkan ilk örnek bu değil. Bir dönem sigaranın reklamlarında doktorlar oynuyordu; sigara ofislerde, toplantılarda, uçaklarda ve hatta hastanelerde günlük hayatın doğal bir parçasıydı. 

Mad Men dizisini izleyenler o dönemin ruhunu çok iyi hatırlayacaktır. Bugün bize şaşırtıcı gelen o görüntüler, bir zamanlar modern hayatın sembollerinden biriydi. Coca-Cola’nın ilk formülünde kokain bulunması da aynı gerçeği hatırlatıyor. Toplumların “normal” kabul ettiği şeyler zaman içinde değişebiliyor.

İşte tam burada beni en çok düşündüren konu ekonomi oldu. Alkol tüketimi yalnızca bir ürün değildir; aynı zamanda restoranların ve barların en önemli gelir kaynaklarından biridir. Dışarıda yediğiniz bir yemekte hesabı büyüten kalem çoğu zaman içki olur. Cannabis ürünlerinde ise farklı bir ekonomik model oluşuyor: Ürünü önceden satın alıp sosyal bir ortama gittiğinizde yalnızca sembolik bir içecek almanız yeterli olabiliyor. Yani rahatlama maliyeti ile sosyalleşme maliyeti birbirinden ayrışıyor. Aklıma şu soru geliyor: Son yıllarda restoran fiyatlarının enflasyonun da üzerinde artmasının nedenlerinden biri yalnızca maliyetler mi, yoksa yüksek kâr marjlı alkol satışlarının zayıflaması mı? Bunun cevabını bilmiyorum, ama araştırmaya değer bir bağlantı olduğunu düşünüyorum.

Üstelik değişim yalnızca ürünlerde yaşanmıyor; tüketimin kendisi de konforlaştırılıyor. Bugün bir düğmeye bastığımızda yemeğimiz geliyor, yapay zekâ bizim yerimize seçim yapıyor. Evden çalışıyor, evden alışveriş yapıyor, evden eğleniyor ve giderek evden sosyalleşiyoruz. Hayatın birçok alanında tüketim daha kolay, daha görünmez ve daha zahmetsiz hâle geliyor.

İlk yazımda “Konforun Bedeli”ni sorgulamıştım. Bu yazıda ise “Konforun Kimyası”nı sorguluyorum. Belki de değişen yalnızca tükettiğimiz ürünler değil; bizi tüketime yönelten sistemin kendisi. Ve yazıyı bitirirken aklımda tek bir soru kalıyor:

Konforlaştırılmış tüketim, gücü gerçekten tüketiciye mi, yoksa tüketimi yneten sisteme mi veriyor?

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.