DÜNYA KUPASI 2026 72 Maç 48 Takım 12 Grup ⚽ Canlı Sonuçlar Fikstür 🏟️ Stadyumlar Hikayeler Keşfet → Dünya Kupası 2026 DÜNYA KUPASI 2026 Keşfet →

Dışarıda Yemek Yemeyi Bırakıyor muyuz?

Toplumun yaklaşık üçte ikisinin dışarıda yeme-içme harcamasını kısmaya çalışması, önemli bir toplumsal dönüşüme işaret ediyor. Bir zamanlar orta sınıfın gündelik hayatının sıradan bir parçası olan dışarıda yemek yemek de giderek özel günlere saklanan bir lükse dönüşüyor

17 Temmuz 2026
İnsanların harcamalarını kıstıklarına ilişkin beyanlarıyla gerçek satın alma davranışları her zaman örtüşmüyor. Ipsos’un karşılaştırdığı satın alma verilerine göre, dışarıda yeme-içme harcamasını kıstığını söyleyenlerin bu alandaki TL cinsinden harcamaları 2025 yılında yüzde 36 artarken, kısmadığını söyleyenlerdeki artış yüzde 30 olmuş.

Geçtiğimiz hafta çeşitli haber sitelerinde aynı çarpıcı cümleye yer verildi: “Türkiye’de 10 kişiden 7’si dışarıda yemek yemeyi bıraktı.” Başlık, içinde bulunduğumuz ekonomik koşullarla o kadar uyumlu görünüyor ki onu sorgulamadan kabul etmek kolay. Ne var ki haberlerin dayandığı araştırmanın ortaya koyduğu sonuç biraz farklı.

Araştırma aslında ne söylüyor?

Söz konusu veri, Ipsos’un 23 Haziran 2026 tarihinde yayımladığı “Panel Postası: Evdeki Hesap Çarşıya Uymadığında” başlıklı çalışmasından geliyor. Araştırmaya göre tüketicilerin yüzde 65’i, 2025 yılında dışarıda yeme-içme harcamasını kıstığını söylüyor.

Harcamayı kısmak ile dışarıda yemek yemeyi tamamen bırakmak ise aynı şey değil. Ayda dört kez restorana giden bir kişinin bunu ikiye indirmesi de, daha uygun fiyatlı mekânları tercih etmesi de, yemek yerine yalnızca kahve içmesi de bu yanıtın içine girebilir. Dolayısıyla bu veriden “10 kişiden 7’si artık dışarıda yeme-içme harcaması yapmıyor” sonucunu çıkarmak mümkün değil.

Üstelik en fazla kısıldığı söylenen harcama kalemi dışarıda yeme-içme değil, giyim. Araştırmada tüketicilerin yüzde 74’ü 2025 yılında giyim harcamalarını kıstığını belirtiyor. Araştırma sonuçlarına buradan ulaşılabilir.

Araştırmanın asıl vurgusu da haber başlıklarının ima ettiğinden farklı: İnsanların harcamalarını kıstıklarına ilişkin beyanlarıyla gerçek satın alma davranışları her zaman örtüşmüyor. Ipsos’un karşılaştırdığı satın alma verilerine göre, dışarıda yeme-içme harcamasını kıstığını söyleyenlerin bu alandaki TL cinsinden harcamaları 2025 yılında yüzde 36 artarken, kısmadığını söyleyenlerdeki artış yüzde 30 olmuş.

Elbette yüksek enflasyon ortamında harcanan para miktarının artması, daha sık veya daha fazla tüketildiği anlamına gelmez. Ancak bu veriler, “harcamayı kısmak” olarak ifade edilen davranışın gerçek hayatta ölçülmesinin ne kadar güç olduğunu gösteriyor.

Mesele yalnızca yemek değil

Toplumun yaklaşık üçte ikisinin dışarıda yeme-içme harcamasını kısmaya çalışması, önemli bir toplumsal dönüşüme işaret ediyor. Kira, gıda, eğitim ve ulaşım gibi ertelenmesi güç giderler hane bütçesinde daha fazla yer kapladıkça ilk vazgeçilenler, zorunlu kabul edilmeyen harcamalar oluyor. Bir zamanlar orta sınıfın gündelik hayatının sıradan bir parçası olan dışarıda yemek yemek de giderek özel günlere saklanan bir lükse dönüşüyor.

Ancak dışarıda yemek yemek, yalnızca evde hazırlanabilecek bir öğünün daha pahalıya satın alınması anlamına gelmiyor. Arkadaşlarla buluşmak, ailece zaman geçirmek, doğum günü kutlamak, iş çıkışında soluklanmak ve yaşadığımız şehrin sosyal hayatına katılmak da bu deneyimin bir parçası.

Amerikalı sosyolog Ray Oldenburg, 1989 tarihli The Great Good Place adlı eserinde, ev ve işyeri dışında insanların düzenli ve gayriresmî biçimde bir araya geldikleri kafe ve benzeri mekânları “üçüncü yer” olarak tanımlıyordu. Oldenburg’e göre bu mekânlar yalnızca vakit geçirilen ticari işletmeler değil, sohbetin, aidiyetin ve toplumsal ilişkilerin geliştiği ortak alanlardı.

Elbette her restoran Oldenburg’ün tarif ettiği anlamda bir “üçüncü yer” sayılmaz. Ancak dışarıda yeme-içme imkânının daralması, insanların karşılaştığı ve birlikte zaman geçirdiği ortak alanların da daha az erişilebilir hâle gelmesi anlamına geliyor. Bu nedenle dışarıda yeme-içme harcamalarını kısma eğilimini yalnızca tüketim tercihindeki bir değişiklik olarak okumak eksik kalır. Daralan yalnızca dışarıda yeme-içmeye ayrılabilen bütçe değil, sosyal hayata ayrılabilen alan.

Yüksek enflasyon, farklı davranış

Yüksek enflasyondan muzdarip başka bir ülkede, ilk bakışta tam tersi yönde bir tüketim eğilimi yaşanmıştı. The New York Times, Haziran 2023’te yıllık enflasyonun yüzde 100’ü aştığı Arjantin’de restoranların dolup taşmasını haberleştirmişti. Buenos Aires yönetiminin 2015 yılından beri takip ettiği bir restoran örnekleminde servis edilen yemek sayısı, pandemi öncesindeki 2019 zirvesinin dahi yüzde 20 üzerine çıkmıştı.

İnsanlar ağır bir ekonomik krizin ortasında neden daha fazla dışarıda yemek yiyordu?

Açıklamalardan biri, hızla değer kaybeden peso karşısında tasarruf etmenin anlamını yitirmesiydi. Ev, otomobil veya uzun bir tatil gibi “büyük” hedeflere ulaşamayan; parasının yarın daha az şey satın alacağını bilen bazı orta ve üst gelir grupları, ellerindeki parayı bugünün küçük deneyimlerine dönüştürüyordu.

Restoranların doluluğu bütün Arjantinlilerin refah içinde olduğunu değil, geleceğe güvenin kaybolduğu bir ortamda belirli kesimlerin “bugünü yaşama” davranışını gösteriyordu. Restoranlardaki canlılık, ülke genelindeki yoksulluk ve artan açlıkla yan yana duran bir vitrin niteliğindeydi.

Türkiye’de farklı bir tablonun ortaya çıkmasının nedenlerinden biri para politikasında ve tasarruf seçeneklerinde aranabilir. Arjantin’de üç haneli enflasyon, pesonun hızlı değer kaybı, döviz kontrolleri ve çoklu kur yapısı, yerel para cinsinden tasarrufa duyulan güveni önemli ölçüde aşındırmıştı. Para elde tutuldukça satın alma gücü hızla eriyor; dövize veya başka tasarruf araçlarına erişemeyenler bakımından bugünden tüketmek daha anlamlı hâle geliyordu.

Türkiye’de ise 2025 boyunca sürdürülen sıkı para politikası, yüksek TL mevduat faizleri ve pahalı tüketici kredileri farklı yönde bir etki yarattı. TL mevduatı, en azından belirli gelir grupları açısından parayı hemen harcamak dışında bir seçenek sunarken, yüksek kredi maliyetleri bugünkü tüketimi ve borçlanmayı pahalılaştırdı.

Ancak temel fark yalnızca para politikasından ibaret değil. Türkiye’de kira, gıda, eğitim ve ulaşım gibi zorunlu giderler harcanabilir geliri daha baştan tüketebiliyor. Tasarruf edilebilecek bir fazlalığı bulunmayan kişi açısından “para yarın değer kaybetmeden bugün harcamak” da gerçek bir seçenek değil.

Görünen o ki, Arjantin’de bazı kesimler büyük gelecek planlarından vazgeçip bugünün küçük hazlarına yönelirken, Türkiye’de geniş bir kesim o küçük hazları da kısmaya çalışıyor.

Başlık yanlış, sorun gerçek

“10 kişiden 7’si dışarıda yemek yemeyi bıraktı” başlığı doğru değil. En azından haberlere dayanak gösterilen araştırma böyle bir sonuç ortaya koymuyor. Ancak araştırmanın verileri yine de yeterince düşündürücü: Toplumun yaklaşık üçte ikisi dışarıda yeme-içmeye ayırdığı bütçeyi azaltmaya çalışıyor.

Üstelik daralan alan restoranlarla da sınırlı değil. MetroPOLL’ün Mayıs 2026 tarihli “Türkiye’nin Nabzı” araştırmasına göre bu yaz tatile gitmeyi planlayanların oranı yalnızca yüzde 24,4; başka bir ifadeyle, dört kişiden ancak biri tatil planı yapabiliyor.

Anlaşılan o ki ekonomik sıkışma bizi yalnızca dışarıdaki sofralardan değil, dinlenmeye ve gündelik hayatın dışına çıkmaya ayırabildiğimiz zamandan da uzaklaştırıyor. Bir sonraki yazıda giderek daralan tatil imkânına değineceğim.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.