Bir kadın, üstelik tanrıça erkeğe döndü, "Sana ölümsüzlük ve gençlik vereceğim, benimle kal" dedi. Ama erkeğin, o savaştan dönsün diye 20 yıldır evde bekleyen bir karısı ve oğlu vardı. İşte Odysseus'un yolculuğunun sorusu buydu.
Bu yılın en çok konuşulacak filmi bugün bütün dünyada gösterime giriyor.
“The Odyssey…”
Bu yazıyı o büyük hikayenin bittiği İthaka adasından yazıyorum…
Bir haftadan beri “Homeros Rotası” olarak bilinen yolu yaptım.
Ve işte bu ada, tarihte bir erkeğin kendine soracağı en kritik sorunun son durağı…

O soru şuydu:
“Sana ölümsüzlük, sonsuz hayat, genç ve güzel bir beden ve müreffeh hayat vaadeden bir kadınla mı kalırsın?
Yoksa 20 yıl önce savaşa gitmek için bıraktığın, yaşlanmış biri olarak bulacağın kadına mı dönersin?”
Bundan 2500 yıl önce bir erkek, işte bu sorunun cevabını verdi ve tarihin ilk büyük erkek tercihini yaptı.
Ona karşılık kadın da ona şu soruyu sordu:
“Sen gerçekten beni bırakıp savaşa giden o erkek misin?”
Erkek; “Evet o benim” dedi.
Bunun üzerine kadın ona “İspat et” diyerek öyle bir şey yaptı ki…
Onu da anlatacağım…
Bu yazı işte o erkeğin ve iki kadının hikayesi…

Önümüzdeki günlerde en çok duyacağımız iki kelime şu olacak:
“Troya” ve “Odysseus…”
Christopher Nolan’ın yeni filmi “The Odyssey” bugün Türkiye’de de gösterime giriyor.
Bu tarihin ilk ve hala en büyük epik hikayesinin ikinci bölümü.
Birinci Bölümü tamamen bizim topraklarımızda geçen “Troya Savaşının” hikayesiydi.
İkincisi ise o savaşın en büyük kahramanlarından biri olan Odysseus’un Troya’dan ayrılıp evi Ithaka’ya dönüş öyküsüydü.
Odysseus büyük bir ihtimalle Troya Savaşı’nın bütün dünyanın aklında en çok kalan sembolü “Tahta At” fikrini ortaya atan komutandı…
Savaş 10 yıl sürmüştü.
Eve Dönüş de bir 10 yıl aldı.
Böylece insanlık tarihinin en eski destanlarından birini, Nolan’ın yorumuyla izleyeceğiz.
Ben de geçen Perşembe’den bugüne işte o yolu yaptım ve yazıyı hikayenin son bulduğu adadan yazıyorum.

Odysseus, dünyanın ilk fantastik macera romanıdır…
Bugün Çanakkale Köprüsü’nün Anadolu ayağında kalan Troya bölgesinden, Yunanistan’ın Kuzeyindeki Ithaka adasına yolculuktur.
Aslında normal şartlarda ve o günün gemi teknolojisi ile 2 haftada gidilebilecek bu yolculuk 10 yıl sürer.
Çünkü tabiat ve kader Odysseus’u, maceradan maceraya, tehlikeden tehlikeye sürükler.
Bu yolculuk boyunca neler göreceğiz, nelerle karşılayacağız…
Lotus Yiyenler kavmi. Hafızayı ve eve dönüş arzusunu unutturan bitki.
Odysseus’un tek gözlü devi zekâsıyla alt etmesi.
Devlerin saldırısıyla filonun büyük kısmının yok olması.
Adamlarının domuza çevrilmesi. Ölüler Diyarı’nda (Hades)Kâhin Teiresias’tan geleceği öğrenmesi.
Sirenlerin baştan çıkarıcı şarkıları.
Filmin en tartışılan yanı ise şu:
Troyalı “Güzel Helen” bu filmde siyah bir kadın.
Hayatı boyunca sarışın bir Helen figürüne alışmış insanlar için şaşırtıcı bir tercih.

Tarihin ilk erkeklik sorusu işte bu yolculuğun sonuna doğru soruldu.
Bütün Odysseus hikayesinin en dramatik bölümüdür bu.
Odysseus, gemisi fırtınada battıktan sonra Ogygia Adası’na sürüklenir.
Tamamen hayali bir adadır burası. Bazılarına göre Malta yakınındaki Gozo adası. Bazılarına göre ise Fas yakınında bir yer.
Adada yaşayan güzel ve ölümsüz su perisi Kalypso, Odysseus’u kurtarır ve ona âşık olur.
Kalypso, Odysseus’un adada kalmasını ister. Hatta ona ölümsüzlük ve ebedî gençlik vaat eder.
Ancak Odysseus’un aklı eşi Penelope, oğlu Telemakhos ve vatanı İthaka’dadır.
Destana göre Odysseus yaklaşık yedi yıl Kalypso’nun adasında kalır.
Bu sürenin büyük bölümünde eve dönemediği için üzgündür; sık sık deniz kıyısına oturup İthaka’yı özleyerek ağlar.
Sonunda tanrıça Athena, Odysseus’a yardım edilmesi için tanrıların kralı Zeus’u ikna eder.
Zeus, haberci tanrı Hermes’i Kalypso’ya gönderir ve Odysseus’u serbest bırakmasını emreder.
Kalypso buna üzülse de tanrıların buyruğuna uyar. Odysseus’un bir sal yapmasına yardım eder, ona yiyecek, su ve giysiler verir.
Odysseus denize açılır ve yolculuğuna devam ederek sonunda İthaka’ya ulaşır.

Tarihin ilk büyük erkeklik tercihidir bu…
Kendisine ebedi bir gençlik, genç bir beden vaadeden bir tanrı kadını reddederek, ölümlü ve yaşlı bir eşe dönüş…
Bir karşılaştırma yapmanız için yazayım:
Calypso rolünü Charlize Theron, Penelope rolünü Anne Hathaway oynuyor.
Biri siyah öteki sarı saçlı.
Hikaye, bu yolculuğun sonunda ulaştığa Ithaka adasında son bulacaktır.
Odysseus vatanına döner ve ama Enis Batur’un şiirindeki gibi “Döndüm ki döndüğüm yer değildir…”
Aradan 20 yıl geçmiştir.
Karısı Penelope’yle evlenmek isteyen çok sayıda erkek vardır.
Kimse onu tanıyamaz. Ithaka Kralı Odysseus’u tanıyan tek canlı yaşlı köpeği Argos’tur…
O güne kadar bütün taliplilerini rededen Penelope de karşıdan gelen pejmürde ve yaşlı adamı tanımaz.

Bunun üzerine tarihin ilk kritik kadınlık sorusu sorulur:
“Sen gerçekten benim erkeğim misin?”
“Evet” der Ithaka’nın eski kralı.
Penelope’nin şüphesi gitmez.
Kocası diye tanıtıp evlenmek isteyen birisi zanneder.
Emin olmak için onu birlikte yattıkları yatakla sınamaya karar verir.
Odysseia’nın en ünlü ve en duygusal sahnelerinden biridir.
Penelope hizmetçisine şöyle seslenir: “Odysseus’un yatağını odadan dışarı çıkarın ve misafire hazırlayın.”
Bunu özellikle söyler; çünkü gerçek Odysseus’un vereceği tepkiyi merak etmektedir.
Odysseus bunu duyunca öfkelenir ve şöyle karşılık verir: “Bu mümkün olamaz! O yatağı kimse yerinden oynatamaz. Çünkü onu ben yaptım. Odamızın içinde yaşayan bir zeytin ağacı vardı. Ağacı kesmedim; gövdesini yatağın direği yaptım ve odanın duvarlarını onun etrafına inşa ettim.”
Yani evlilik yataklarının bir ayağı, toprağa kök salmış canlı bir zeytin ağacıdır.
Bu yüzden yatağı sökmeden veya ağacı kesmeden taşımak imkânsızdır. Penelope bu ayrıntıyı yalnızca kendisinin ve Odysseus’un bildiğini bilir. Odysseus’un bu sırrı söylemesi üzerine artık onun gerçekten kocası olduğuna kesin olarak inanır, yanına koşar ve ona sarılır.
Bu sahne, Homeros’un eserinde yalnızca bir kimlik doğrulaması değil; aynı zamanda evlilik bağının, sadakatin ve ortak hatıraların simgesi olarak yorumlanır.
Kökleri toprağa bağlı zeytin ağacından yapılmış yatak, Penelope ile Odysseus’un sarsılmaz evliliğini temsil eder ve Odysseia’nın en güçlü sembollerinden biri kabul edilir.
2500 yıllık bu hikaye bizim topraklarımızda başlıyor.
Yani Troya’dan…
Biz de geçen Perşembe günü işte buradan yola çıktık ve “Homeros rotası” denilen yolu izledik.
Ama 10 yıllık yolculukta kader ve tabiat onu Tunus’un Cerbe adasına kadar sürüklemişti biz daha kestirme bir yoldan gittik.
Önce Pelapones Yarımadasına geldik. Yani Osmanlı tarihinde “Mora Yarımadası” diye bildiğimiz topraklardan.
İlk durağımız Kalamata idi.
Hani şu zeytininden tanıdığımız yer.
Burada Yunanlıların Kythira, Osmanlıların Çuha Adası dediği yerde Nestor Mağarasını gördük.
Burası Odysseus’un tek gözlü dev Kiklop Polyphemos’u kör edip kaçtığı ada.
Nolan filmin bu bölümünü bu mağara çekmiş.

Oradan İthaka’ya, yani kavuşma sahnesinin yaşandığı adaya geldik.
Yeşil bir ada burası.
Kıta Yunanistan’ı ile Kefalonya arasında sıkışmış bir yer.
Odysseus adaya hangi tarafından gelmiş ve nerede adaya çıkmış bilinmiyor.
Zaten adada böyle bir hikayenin yaşandığına dair en küçük iz yok.
Sadece 2500 yıllık bir hikaye ve efsane var.
Biz adaya Vathi kasabasının iskelesinden girdik.
Daha 50 metre gitmeden karşıdaki duvarda kabartma bir heykel bizi karşılıyor.
Kabartmanın altında şu yazıyor:
“Odysseus: İthaka Kralı…”

Buna karşılık bütün dükkanlarda Homeros ve Odysseus’a ait hediyelik eşya dolu.
Penelope figürlü kartpostallar, Odysseus ile köpeği Argos’un buluşmasını temsil eden baskılar, kitaplar, seramik ve tabaklar hemen her dükkanda sizi bekliyor.
Bu dükkanların arasında dolaşırken aklım yine bizim “Troya’daydı…”
2500 yıllık bu epik hikayenin en büyük bölümü bizim topraklarımızda geçiyor.
Oysa Nolan filmin Troya bölümünü bile Fas’ta çekti…
Yıllardır yazıyorum ve ömrümün sonuna kadar da yazacağım, savunacağım.
Çanakkale Köprüsünün adı “Troya” olmalıydı.
Veya en azından “Çanakkale-Troya…”

Bu film uzun yıllar konuşulacak.
Mesela acaba kaçımız, şu sırada Roma’nın Kolezyum denilen en sembolik mekanında bizim Troya Müzesinden gönderilen çok kıymetli eserlerin sergilendiğinin farkında.
Bu filmin çıktığı günlerde, İtalya’da bile böyle bir olay var.
Yıllardır yazıyorum ama başarabildiğim tek şey, Troya Müzesine giden yola biraz daha büyük bir yol işareti koydurabilmek oldu.
Belki ömrüm yeterse, günün birinde oraya şöyle bir tabela da koydurabilirim:
“En büyük hikaye burada başladı…”
Son gece Kefalonya adasına geçtik.
Bu adada da beni bekleyen bir başka Penelope hikayesi var.
“Corelli’nin Mandolini” filmi bu adada çekilmişti.
O filmden Penelope Cruz’un güzelliğini ve insanı mahfeden o kırık İngilizcesini hala unutamıyorum.
Demek ki bu topraklara gelen her erkeği bekleyen bir Penelope varmış.

Dönüş yolunda, bugün gösterime giren filmin iki oyuncusu Matt Damon ile Tom Holland’ın bir mutfak sohbetini okudum.
New York Times’da yayınlanan mülakatta pizza sohbeti yapıyorlar.
Oradan öğreniyoruz ki filmde Odysseus rolünü oynayan Matt Damon “Glutenli pizza” yiyemezmiş.
Birden gözümde Ithaka adasında glutensiz ekmek bulmaya çalışan bir Odysseus geldi…
İşte bu olmadı dedim…
“Kahramana uymaz…”
Haa..bu arada yazıyı bitirmeden unuttuğum son bir ayrıntıyı vereyim.
Odysseus, yokluğu sırasında 20 yıl boyunca karısına göz diken, “Kocan öldü” diye aldatıp onunla evlenmek isteyen ne kadar erkek varsa, ilk işi onları öldürmek olmuş…
Eee ne de olsa Anadolu’ya bulaşmış bir erkekti o…
“Namus cinayetini” herhalde orada öğrenmiştir.
Buna bir de Troya’da tahta atla kandırdığı insanları insafsızca kılıçtan geçirme tecrübesini eklerseniz…
Standart yani…
ChatGPT şöyle bir tasviye sıralaması yapmış:
(*) İlk kez okuyacaksanız, direk klasik Yunanca’dan çeviren Azra Erhad, A. Kadir çevirisi.(Ben onlardan okudum)
(*) Homeros’un şiirsel dilini daha çok hissetmek isterseniz Talat Sait Halman çevirisi.
(*) Akademik veya karşılaştırmalı okumak isterseniz Hasan Ali Ediz çevirisi.
Bu büyük destanın türkçede bir de çok başarılı bir çocuk versiyonu var.
Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan sınıf arkadaşım Bilgin Adalı’nın yaptığı “Odysseia Destanı: İthake Kralı Odysseus’un Serüvenleri” adlı kitap.
Destanın tam metin çevirisi değil.
Bir tür çocuklar için uyarlaması diyebilirsiniz.
Dili çok basit çok akıcı ve kolay anlaşılır.
Çok keyifle okudum.
Bence filmi izleyecek büyükler için de çok iyi bir hazırlık kitabı olabilir.
Yapı Kredi Yayınlarından çıktı.