Reklamcıların, unutulmamış Türkçe şarkıları remix yapar gibi kesip biçerek jingle’a dönüştürmeyi alışkanlık hâline getirdiklerinin farkındayım.
Doğrusu, ortak hafızamızdaki o tanıdık melodilerin ürün satmak için kullanılmasının her zaman işe yaradığına da pek emin değilim.
Ben “Bana Bir Masal Anlat Baba” dizi müziğini severdim.
O lirik sözlerde çocuk masumiyetinin, baba-evlat ilişkisinin, güvenin ve iyi bir dünya umudunun sıcaklığı vardı.
Bizim dilimizde aynı kelimelerle kurulan başka bir cümle daha var:
“Bana masal anlatma.”
Bu kez masalın anlamı bambaşkadır.
Son günlerde ekranlarda birbirini tekrarlayan büyük harflerle kurulmuş cümleleri dinlerken aklımdan tuhaf bir fikir geçiyor.
Acaba bu masallı uyarıyı da hafif hüzünlü bir remix yapıp çok kısa bir jingle hâline mi getirsek?
Televizyon haber bültenlerinde…
Yorum programlarında…Tanıtım filmlerinde… Hatta mitinglerde…
Her iddialı söylemin ardından usulca girse: “Bana masal anlatma…”
Belki o zaman o uyarı, iri lafların ardından çalan bir gong sesi olurdu.
Belki de reklamcıların keşfettiği yöntemin yalnızca ürün satmak için değil; umut, vaat ve algı satılırken de işe yarayabileceğini, farklı seslerin katkısı gibi tersinden kullanılabileceğini fark etmiş olurduk.
Çünkü dilin kemiği olmadığı gibi, bazen değişen de fikir değildir.
Yeni diye sunulan her şeyin yeni olmayışı gibi.
Ama fondaki müzik kesin değişebilir.
Müziğin uyarıcı gücünü de herkes bilir.
Galiba yaşlanmak, masalları sevmekten vazgeçmek değil, söylenenlerin hangilerinin masal olduğunu biraz daha erken fark etmektir.
“Pink Floyd”un gitaristi ve söz yazarlarından Roger Waters bazı eleştirili konuşmaları yüzünden otellere almıyorlarmış; yokluğu belki grubun beraberliğini, turne performanslarını etkiliyordur; hâline şükretmek lazım” diyebilirsiniz.
Olabilir.
Ama bu da eski “Sen cambaza bak” söyleminin yeni düzenlemelerinden biri olmaz mı?
Anlaşılıyor ki, yalnız fondaki müzik değil, davulcunun ritmi de değişebiliyor.
Davulcular bir başkasının temposuyla da pekâlâ çalabiliyor.