İrem Hanım merhaba,
Ben 39 yaşında 9 yıllık evli bir erkeğim. 2 yaşında bir kız çocuğumuz var. Bunu yazarken kendimi biraz suçlu hissediyorum. Kızımı dünyalar kadar seviyorum. Eşim de harika bir anne. Zaten sorun da burada başlıyor. Evde artık üç kişi değiliz. İki kişi var: Eşim ve kızımız. Ben ise sanki evin şoförü, tamircisi ve faturaları ödeyen kişisiyim. Akşam işten geliyoruz. İlk sarıldığı kişi kızımız. Gece onunla uyuyor. Sabah ilk öptüğü yine o. Geçen hafta eşime ‘Bu akşam biraz baş başa oturalım mı?’ dedim. ‘Kız uyuyunca bakalım’ dedi. Kız uyudu. Bu kez de telefondan onun videolarını izlemeye başladı. Sonra da ‘Çok yoruldum’ deyip uyudu. İki yıldır bütün romantik planlarımız ‘Çocuk biraz büyüsün’ cümlesine erteleniyor. Bazen çok kötü hissediyorum. Kızımı kıskanmıyorum ama… Karımı özlüyorum. Bunu söylediğimde de kendimi kötü bir baba gibi hissediyorum. Bir erkek, eşini çocuğundan kıskanır mı? Yoksa ben bencil miyim?
Değerli okurum,
Bu köşeye gelen en sessiz ama en yaygın sorunlardan birini yazmışsın. 2 yaşında kızın olduğuna göre önceden cinsel hayatının olduğunu varsayıyorum ve cevabım hayır… Sen kızını kıskanmıyorsun. Sen eşini özlüyorsun. Bu ikisi arasında dağlar kadar fark var.
Anne olduktan sonra birçok kadının beyni adeta yeniden programlanıyor. Özellikle ilk birkaç yılda çocuğun ihtiyaçları öylesine öncelikli hale geliyor ki, eş farkında olmadan ikinci sıraya düşebiliyor.
Sorun, çocuğun birinci sırada olması değil. Sorun, eşin listenin tamamen dışına çıkması. Çünkü çocuk büyütmek bir ekip işi. Ekip arkadaşlarından biri kendini görünmez hissetmeye başladığında, evlilik sessizce yıpranıyor.
Bir cümle dikkatimi çekti: “Bütün romantik planlarımız ‘Çocuk biraz büyüsün’e erteleniyor.” Sana küçük bir sır vereyim… Evlilikler “çocuk büyüyünce” kendiliğinden düzelmez. Çünkü o iki yaşındaki çocuk dört olur. Sonra okul, ödev, doğumgünleri başlar. Hayatın yapılacaklar listesi hiç bitmez.
Romantizm, boş zaman kalınca yapılan bir aktivite değildir. Boş zaman yaratılarak yaşatılan bir ilişkidir. Bir de erkekleri artık ihtiyaç duyulmadığı duygusu cinsellikten bile önce yaralıyor. Çünkü mesele sadece seks değil.
Kafadaki asıl sorular :“Eşim bana hâlâ dokunmak istiyor mu?” “Beni görünce hâlâ mutlu oluyor mu?” “Ben onun için sadece iyi bir baba mıyım, yoksa hâlâ sevdiği adam mıyım?”. Eşine “Beni ihmal ediyorsun” demek yerine şunu söylemeyi dene: “Harika bir annesin. Ama ben de seni sadece kızımızın annesi olarak değil, eşim olarak özlüyorum.”
Ve son bir not… Çocukların en büyük ihtiyacı, sadece onları çok seven anne babalar değildir. Birbirini sevmeye devam eden anne babalardır. Çünkü çocuklar sevginin ne olduğunu, anne ve babalarının birbirine nasıl baktığını izleyerek öğrenir.
İrem Hanım merhaba,
Sorunum biraz garip. Ben 37 yaşındayım 5 yıllık evli bir kadınım çocuğumuz yok. Eşim beni çok arzuluyor. Gerçekten çok. Sürekli dokunmak istiyor, fırsat bulsa yakınlaşmak istiyor. Başta hoşuma gidiyordu. Ama artık yoruldum. Sorun şu ki… Ben onun kadar istemiyorum. Onu sevmediğimden değil. Başka birine ilgim yok. Ama o akşam heyecanla yaklaşırken ben bazen ‘bugün hiç modumda değilim’ diyorum.O zaman da surat düşüyor. ‘Artık beni istemiyor musun?’ bakışı geliyor. Ben istemeyince suçlu hissediyorum. İstemeden yakınlaşınca da görev yapıyormuşum gibi hissediyorum. Bir kadının arzusu neden dalgalı olur?Ve bir kadının sürekli hazır olmaması normal mi? Yoksa bende bir problem mi var?
Değerli okurum,
Önce şu cümleyi kalın harflerle yazıyorum: Kadın arzusu dümdüz bir çizgi değildir. Dalga grafiğidir. Kadınlarda arzu bağlamsaldır. Örneğin zihin rahatsa olur, yorgunsa olmaz. Ve en önemlisi: Kadın arzusu çoğu zaman spontan değil, tepkisel çalışır. Yani “durduk yere içimden geldi”den çok, “doğru atmosferde içimden geldi” şeklinde.
Eşinin yüksek arzusu bir sorun değil. Senin daha değişken arzunuz da sorun değil. Sorun arzu eşitliği beklenmesinde.
Oysa iki insanın libidosu nadiren senkron çalışır. Biri akşam isterken, biri sabah isteyebilir. Evlilikte hedef “hep aynı anda istemek” değildir. Hatta en sağlıklı şey “istemediğin zaman suçluluk hissetmemek”tir. Sürekli hazır olman gerekmiyor.
Ama burada ince bir nokta var: Eğer sürekli geri çekiliyorsan, bazen mesele libido değil, zihinsel yük olabilir. Gerçekten istemiyor musun, yoksa dinlenmen mi gerekiyor? Ya da arzunun ortaya çıkması için daha uzun bir ön alana mı ihtiyacın var? Bunu eşinle açıkça paylaş.
Arzu bir performans değildir. Zaman zaman azalması, ilişkinin azaldığı anlamına gelmez.