İrem Hanım merhaba,
44 yaşındayım, 18 yıllık evliyim. Kocamla kötü bir evliliğimiz yok. Aldatma olmadı, büyük kavgalarımız da yok. İyi bir baba, düzgün bir adam. Ama son iki yıldır ona karşı yakınlık isteğim neredeyse tamamen kayboldu. Akşam bana sarıldığında bile bazen istemsizce geri çekiliyorum. O da ‘Artık beni istemiyorsun’ diyor. Ben de yaş, hormonlar, yorgunluk diye açıklamaya çalışıyorum. Ama geçenlerde yalnızken düşündüm. Galiba ona kızgınım. Çocuklar küçükken geceleri hep ben kalktım. Okullar, doktorlar, evin bütün planı yıllarca bendeydi. Ben yorulduğumu söylediğimde ‘Söyleseydin yardım ederdim’ derdi. Ben söylemeden görmesini bekledim. O görmedi. Ben de kavga çıkmasın diye sustum. Şimdi çocuklar büyüdü, hayatımız rahatladı. Kocam bana yeniden yaklaşmak istiyor ama benim içimden gelmiyor. İnsan yıllar önce söylemediği şeylere bugün bedeniyle kızıyor olabilir mi?
Değerli Okurum,
Yakınlık bazen yatak odasında kaybolmaz. Çok daha önce, mutfakta, çocuk odasında, gece saat üçte ateşi çıkan çocuğun başında yavaş yavaş aşınır.
Her seferinde büyük bir kavga çıkması da gerekmez. Dışarıdan bakıldığında evlilik gayet sakindir. İçeride ise küçük kırgınlıklar sessizce birikir. Bu yüzden azalan yakınlığı hemen hormonlara, yaşa ya da uzun evliliğin kaçınılmaz sonucuna bağlama.
Bazen isteğin önünde duran şey arzu eksikliği değil, çözülmemiş öfkedir. Ama burada eşinin on yıl önce görmediği her şeyi bugün kendiliğinden anlamasını da bekleme. O zaman söyleyemediğin şeyleri şimdi söylemen gerekiyor. “Sen hiç yardım etmedin” yerine “O yıllarda kendimi çok yalnız hissettim” diyebilirsin. Çünkü suçlama savunma yaratır. Kırgınlığı anlatmak ise yakınlık için bir kapı açabilir.
Anlatacağın yeniden yakınlaşmadan önce ihtiyacın romantik bir hafta sonu değil, yıllardır yapılmamış bir konuşmayı yapmak.
İrem Hanım merhaba,
38 yaşındayım, 9 yıllık evliyim. Kocamla birbirimizi seviyoruz ama kavga etmeyi hiç bilmiyoruz. Konu küçücük bir şeyle başlıyor. Mesela bana haber vermeden arkadaşlarıyla plan yapmış oluyor. Ben ‘Bana neden söylemedin?’ diyorum. Beş dakika sonra konu onun ailesine, üç yıl önceki tatile, benim anneme söylediği bir söze kadar geliyor. Ben sesimi yükseltiyorum. O susup başka odaya gidiyor. Ben peşinden gidiyorum çünkü konuşmadan uyuyamıyorum. O daha çok kapanıyor. Sonunda birimiz mutlaka ‘O zaman boşanalım’ diyor. Ertesi sabah sakinleşiyoruz, sarılıyoruz ve hayat devam ediyor. Ama hiçbir şeyi de gerçekten çözmüyoruz. Geçen gün düşündüm. Bizim sorunumuz anlaşamamak değil de tartışmayı bilmemek olabilir mi?
Değerli Okurum,
İyi ilişkilerin sırrı hiç kavga etmemek değil, kavga ederken birbirini yok etmemeyi öğrenmektir. Arkadaşlarla yapılan bir planla başlıyorsunuz, üç yıl önceki tatilde bitiyorsunuz. Buna ben “evliliğin arşiv odasını açmak” diyorum.
Bir tartışmada bütün dosyaları masaya dökerseniz hiçbirini çözemezsiniz. İkinizin de kavga sırasında farklı bir refleksi var. Siz peşinden gidiyorsunuz çünkü konuşup çözmek istiyorsunuz. Eşiniz uzaklaşıyor çünkü sakinleşmek istiyor.
Siz onun uzaklaşmasını ilgisizlik olarak görüyorsunuz. O da sizin peşinden gelmenizi baskı olarak yaşayabilir.
İlk kural basit. “Sen zaten hep böylesin” yerine “Bu olduğunda ben böyle hissediyorum” demek. Çok yükseldiyseniz ara verin ama ortadan kaybolmayın. “Yarım saat sakinleşelim, sonra konuşmaya devam edeceğiz” deyin.
Ve “Boşanalım” kelimesini her tartışmada masaya koymayın. Gerçekten boşanmak istemiyorsanız o kelime çözüm değil, tehdit haline gelir. Bir süre sonra ilişkinin güvenini kemirir.
Ama en önemlisi şu. Kavgada hedefiniz haklı çıkmak değil, problemi çözmek olmalı. Çünkü eşinizi yenerek kazandığınız bir tartışmanın sonunda eve kupayla dönmüyorsunuz. Aynı yatağa giriyorsunuz.