Washington’da Testosteron Siyaseti

26 Temmuz 2026

Geçen hafta The Telegraph’ta öyle bir yazı okudum ki, “Bunu mutlaka yazmalıyım” diye notlarımın arasına kaldırdım.

Fotoğrafta Donald Trump yine o meşhur kırmızı MAGA şapkasını takıyor. Hani üzerinde “Make America Great Again” (Amerika’yı Yeniden Harika Yap) yazan şapka…

Ama bu kez yazının yerini devasa, pazusunu şişirmiş bir kas figürü almış. Mesaj çok net: Amerika’yı yeniden büyük yapmanın yolu artık ekonomiden ya da diplomasiden değil, testosterondan geçiyormuş gibi bir hava estiriliyor.

Aslında fotoğraf abartmıyor. Donald Trump yönetimindeki üst düzey isimler son aylarda testosteronu yalnızca bir hormon olarak değil, erkek sağlığının, gücün ve hatta ulusal kudretin sembolü gibi anlatmaya başladı.

Bu söylemin en dikkat çeken ismi ise 72 yaşındaki ABD Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. Kennedy, daha önce testosteron kullandığını ve bunu “yaşlanma karşıtı protokolünün” bir parçası olarak gördüğünü açıklamıştı.

Bakan olduktan sonra ise herhangi bir bilimsel kanıt sunmadan Amerikalı gençlerin testosteron seviyelerinin dramatik biçimde düştüğünü öne sürdü. Hatta daha da ileri giderek, Donald Trump’ın 70 yaş üstünde gördüğü “en yüksek testosteron seviyelerine sahip kişi” olduğunu iddia etti.

Geçen hafta Savunma Bakanı Pete Hegseth de tartışmayı bambaşka bir noktaya taşıdı. Pentagon’un, 30 yaş ve üzerindeki askerler için her yıl testosteron eksikliği taraması yapmayı planladığını açıkladı. Gerekçesi ise dikkat çekiciydi: Askerlerin görevlerini “en yüksek performansla” yerine getirebilmeleri için doğru testosteron seviyelerine sahip olmaları gerektiğini savundu.

Trump’ın oğlu Eric Trump da tartışmaya farklı bir cepheden katıldı. Ana akım medyayı eleştirirken gazetecileri “low-T”, yani “düşük testosteronlu” diye nitelendirdi.

Böylece yıllarca yalnızca internetin erkek odaklı alt kültürlerinde hakaret olarak kullanılan bir ifade, Amerikan siyasetinin günlük diline kadar taşınmış oldu.

Ancak mesele yalnızca açıklamalardan ibaret değil. Trump yönetimi son dönemde adeta “hiper-maskülen” bir imaj inşa ediyor.

Geçtiğimiz aralık ayında Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. ile Ulaştırma Bakanı Sean Duffy’nin bir basın toplantısında barfiks çekme yarışına girmesi bunun en ilginç örneklerinden biriydi.

Haziran ayında Beyaz Saray’ın Trump’ın doğum günü ve Amerikan Bağımsızlığı’nın 250. yılı için düzenlediği kutlamalardan biri ise bu yaklaşımın adeta sembolüydü: Ultimate Fighting Championship (UFC) organizasyonu…

Bir başka deyişle, Washington’da testosteron artık yalnızca laboratuvarda ölçülen bir hormon değil; siyasi mesajın da bir parçası hâline gelmiş durumda.

Peki bütün bunlar sadece siyasi bir gösteriden mi ibaret? Aslında hayır.

Bilim insanları son birkaç on yıldır erkeklerde testosteron düzeylerinin kademeli olarak düştüğünü gösteren çalışmalar yayımlıyor. Ancak aynı bilim insanları çok önemli bir uyarı da yapıyor: Bu durum popülist söylemlerle ya da sosyal medyada dolaşan “erkeklik krizi” anlatılarıyla karıştırılmamalı. Çünkü klinik testosteron eksikliği gerçek bir hastalık. Kas kaybı, sürekli yorgunluk, karın çevresinde yağlanma, cinsel istekte azalma, ereksiyon problemleri ve doğurganlık sorunlarının yanı sıra diyabet, kalp-damar hastalıkları, osteoporoz ve depresyonla da ilişkili olabiliyor. Ancak tanı yalnızca kan tahliline bakılarak konulmuyor; kişinin belirtileriyle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.

İşte tam da bu noktada tablo karmaşıklaşıyor.

Bir tarafta gerçekten testosteron eksikliği yaşadığı hâlde tanı alamayan erkekler var. Diğer tarafta ise hiçbir tıbbi gerekliliği olmamasına rağmen testosteronu “daha güçlü”, “daha alfa”, “daha başarılı” olmanın kısa yolu gibi gören sağlıklı genç erkekler…

Çünkü sosyal medya onlara yıllardır aynı hikâyeyi anlatıyor: Daha kaslı olmak, daha özgüvenli görünmek, daha başarılı olmak ve hatta daha çekici hissetmek istiyorsan çözüm testosteron.

Fitness fenomenleri, wellness guruları ve performans koçları da aynı dili konuşunca testosteron, tıbbi bir tedaviden çok bir yaşam tarzı ürününe dönüştü.

Türkiye de bu küresel eğilimden tamamen bağımsız değil. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği ile yerli endokrinoloji kaynakları, testosteron eksikliğinin mutlaka şikâyetler ve en az iki ayrı sabah kan ölçümüyle doğrulanması gerektiğini vurguluyor.

Sadece halsizlik hissetmek, spor performansının düşmesi ya da sosyal medyada anlatılan belirtilerin sizde de olması testosteron tedavisi için yeterli kabul edilmiyor.

Son yıllarda Türkiye’de de “anti-aging”, “longevity”, performans klinikleri ve sosyal medya içerikleri sayesinde testosterona olan ilginin arttığını görmek mümkün. Ancak uzmanlar, hormon tedavisinin vitamin takviyesi gibi görülmemesi gerektiğini özellikle hatırlatıyor. Çünkü gereksiz testosteron kullanımı; sperm üretiminin azalması, kısırlık, kan yoğunluğunun artması ve bazı hastalarda kalp-damar riskinin yükselmesi gibi önemli sonuçlara yol açabiliyor.

Washington’daki testosteron siyaseti bir yana belki de asıl mesele testosteronun kaç çıktığı değil; erkeklere yıllardır “Gerçek erkek olmak için sürekli daha güçlü, daha sert, daha kaslı olmalısın” denmesi. Çünkü bazen hormon eksikliğinden çok, beklenti fazlalığı insanı yoruyor. Ve bunun reçetesini henüz hiçbir laboratuvar yazamıyor.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.