Bozcaada Notları 2

27 Temmuz 2026
Adada tanıştığım insanların ortak bir özelliği var. Bırakmak istedikleri izi üreterek bırakıyorlar. Doğanın içindeki küçük evinde tatil yapmaktan çok; "Nasıl daha iyi bağ yaparım?", "Nasıl daha iyi resimler üretirim?", "İşimi ve ekibimi nasıl daha iyi yönetirim?", "Ada için nasıl fayda yaratırım?", "Nasıl daha iyi yemekler çıkarırım?", "Nasıl daha iyi kitap yazarım?" diye düşünüyor.

Siz ilk Ada Notları’nı okurken ben ikincisini yazmaya başlamıştım bile.

Ada bu.

Az ama öz.

Sade ama etkisi çok.

Gençler bu işi biliyor.

“Madem yazı adada geçiriyorsun, hem çalışıp hem tatil yapıyorsun; bunu bir ada serisine dönüştür.” dediler.

İyi ki de demişler.

Bakalım bu küçücük adadan kaç yazı daha çıkacak…

Beş mi, altı mı, yedi mi?

Genç, yaşlı, CEO, öğrenci, ünlü, ünsüz…

Hepimiz yaşadıklarımız ve yaptıklarımızla bir iz bırakma peşindeyiz.

Ama her gün dünyaya kötü izler bırakan insanların yaptıklarını okuyup, izleyerek “Ya sabır…” diyoruz.

‘Ada insanı’ diye bir şey var.

Kolaya değil, zorluğa katlanmaktan kaçmayan; yeni fikirlere açık, yeni öğrendiği bir şeyin peşine tutkuyla düşen ve bütün bunları yapmak için adayı seçmiş insanlar…

Bazen bir girişimci, bazen bir sanatçı, bazen bir müzisyen, bazen bir film yapımcısı, bazen de patron ya da yönetici.

Adada tanıştığım insanların ortak bir özelliği var.

Bırakmak istedikleri izi üreterek bırakıyorlar.

Doğanın içindeki küçük evinde tatil yapmaktan çok;

“Nasıl daha iyi bağ yaparım?”

“Nasıl daha iyi resimler üretirim?”

“İşimi ve ekibimi nasıl daha iyi yönetirim?”

“Ada için nasıl fayda yaratırım?”

“Nasıl daha iyi yemekler çıkarırım?”

“Nasıl daha iyi kitap yazarım?” diye düşünüyor.

Bazı arkadaşlarım bağ budama döneminde günlerce denize gitmeyi unutuyor.

Bazıları ise sabah balık halindeki dükkânında restoranların sipariş ettiği balık ve karidesleri hazırlıyor.

Akşam olduğunda beyaz keten gömleğini giyip eşiyle birlikte eline şarabını alıyor ve caz festivalinin yolunu tutuyor.

Bir gün öğreniyorsunuz ki sizden yalnızca bir kilometre ötede yaşayan komşunuz, İsviçre’nin en önemli korno sanatçılarından biri.

Ya da kurumsal hayata devam eden veya benim gibi onunla vedalaşmış iş insanları…

İş hayatında yıllarca aynı cümleleri kuran, aynı mahallede yaşayan, aynı yerlerde yürüyüş yapan, aynı derneklere üye olan, aynı mağazalardan giyinen, aynı saati takan insanlarla tanıştıktan sonra,

“Önümüzdeki otuz yıl yeni kimseyle tanışmayacağım.” diye düşündüğüm çok oldu.

Sonra bir gün adaya geliyorsunuz.

“Önceki hayatımda bu insanlarla neden hiç karşılaşmadım?” diye hem şaşırıyor hem de üzülüyorsunuz.

Üniversitede birinci sınıfta “Davranış Bilimleri” diye bir ders almıştım.

Hayatımda ilk ve son kez bütünlemeye kaldığım dersti.

Derslerden aklımda çok şey kalmadı ama “kara insanı” ile “ada insanı” karakterlerini anlatan kısmı hâlâ hatırlıyorum.

O gün kendi kendime, “Ben ada insanı olacağım.” demiştim.

Kara insanı; yer değiştirmeyen, geleneklerini sorgulamayan, yeniliklere ve yeni insanlara kapalı, gelişmekten çok elindekini korumaya çalışan insandı.

Kitapta okuyunca başka, yaşayınca bambaşka…

Adada doğup büyümekle sonradan adalı olmak da farklı.

Feribota bağlı bir hayat…

İşe, okula, ticarete, insana ulaşım…

Gemi varsa var, yoksa birçok şeyi kendiniz üretmek zorundasınız.

Bu da bolca yaratıcılık ve çözüm üretme becerisi gerektiriyor.

Belki de bu yüzden iş hayatında bana en çok ilham veren şey, iş dünyasının dışındaki disiplinlerden beslenmek oldu.

Okuduğum kitaplar…

Seçtiğim mutfaklar…

Gittiğim şehirler…

En popüler olanlar değil; hikâyesi az bilinen, karakteri güçlü olanlar ilgimi çekti.

Ada insanı, ister adada doğmuş olsun ister sonradan adalı olmuş olsun, benim için de öyle.

Her biri ayrı bir film karakteri.

İsterseniz ve onlar da izin verirse filmlerinde küçük bir rol alabilirsiniz.

Ya da onları kendi filminize davet edebilirsiniz.

Zorlama yok.

Mecburiyet yok.

Akış ne diyorsa o.

Hep aynı insanlarla, aynı fikirlerle vakit geçirdikten sonra başka bir şeyin mümkün olduğunu görmek adada çok daha kolay.

En iyi film yapımcılarından birinin yıllar sonra yemek ve şarap konusunda yeniden öğrenci olması…

Dünyanın en iyi şarap ekipmanlarını araştırması…

Fırınları, pişirme tekniklerini ve mutfak ekipmanlarını tutkuyla öğrenmesi…

Otuz yıldır yaptığı asıl işi ise siz sormazsanız hiç anlatmaması…

İşte tutku tam da böyle bir şey.

İnsan yeni hayatlarla yeniden canlanıyor.

Bir akşam yemeğinde tanıştığınız bir insanın ertesi sabah sizi arayıp, “Sizinle daha iyi tanışmak istiyoruz, kahveye gelebilir miyiz?” demesi…

Bir yıl içinde adadaki en yakın dostlarınızdan olması…

İstanbul’daki evinizin müzik sistemiyle sizden daha fazla ilgilenmesi…

Büyük şehirde bunlar biraz masal gibi geliyor.

Adada ise hayatın doğal akışı.

Belki de bu yüzden Bozcaada’da önce mekânları değil, insanları seviyorsunuz.

Sonra o insanlar sizi kendi sevdikleri yerlere götürüyor.

Kimse size “Şuraya git.” demiyor.

İnsanlar sizi hayatlarının içine davet ediyor.

Mekânlar ise o hikâyelerin fonu oluyor.

İş hayatında da yıllarca bunu aradım aslında.

En iyi şirketler, en iyi ofisler ya da en büyük unvanlar değil…

İçinde merak olan, tutkuyla öğrenen, birbirini dönüştüren insanlar.

Çünkü Bozcaada’nın sırrı mekânlarında değil; sizi hayatlarına davet eden insanlarda saklı.

İlk yazıda, hayatı tamamen kontrol edemeyeceğimizi söylemiştim.

Bu yazıda ise şunu fark ettim:

Belki de geriye bıraktığımız en değerli şey, yaptığımız işler değil; insanların hayatında bıraktığımız iz.

Belki de iyi iz bırakmak tam olarak böyle bir şey.

Tuğrul Ağırbaş Kimdir?

30 yılı aşkın süre ile Türkiye, Rusya ve CIS ülkelerinde FMCG alanında değişik görevler alan Tuğrul Ağırbaş, son 20 yıldır Efes’in global marka olma, satınalma ve birleşme projeleri ve yeni pazarlara giriş işlerini yürüten ekipte, büyüme odaklı projelere liderlik yapmıştır.

Pertevniyal Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu olan Tuğrul Ağırbaş öğrenim hayatı boyunca Kapalıçarşı’da değişik alanlarda çalışarak, ticareti ve tüketici davranışlarını öğrenme şansına sahip oldu.

İş hayatına 1990 yılına Anadolu Efes’te Pazarlama uzmanı olarak başlayan Ağırbaş, sırasıyla Proje Geliştirme, Satış ve Pazarlama’da görev aldıktan sonra, son olarak da değişik ülkelerde 16 yıl boyunca Genel Müdürlük görevlerini sürdürdü.

Anadolu Efes’in Rusya operayonunu 10 yıl boyunca yönetti ve dünyanın en büyük bira pazarlarından biri olan Rusya’da satınalma ve birleşmelerle firma pazar payını ikinciliğe taşıyan ekibe liderlik yaptı. Türkiye,Rusya ve çalıştığı diğer ülkelerde büyüme odağıyla çok sayıda yeniliği ve markayı tüketicisiyle buluşturdu.

Efes Türkiye Genel Müdürlük görevini yürüttüğü dönemde ise, marka ve kurumun topluma katkısını büyütme amaçlı, pazarı büyütmeye yönelik, bira kültürü oluşturma ve inovasyon, kültür, sanat, turizm ve spor alanında çok sayıda projeye öncülük etmiş ve tüm paydaşlara katkı sağlayan stratejileri hayata geçirmiştir.

İnovasyon ve yeni ürünlerin hem hızını artırma hem de etkisini büyütme amaçlı, inovasyon ve kurum içi girişimcilik çalışmalarını yapılandırarak ve ekosistemdeki çok sayıda girişimle işbirliği kurarak, Efes’in Start-Up dostu şirket olması yönünde çalışmalara öncülük etmiştir.

Halen çalışmalarını yurtiçi ve yurtdışı şirket ve girişimlere danışmanlık ve üst düzey yöneticilere koçluk yaparak sürdürmekte olan Ağırbaş, Türkiye’de kurumsal şirketlerin, girişimci kurumlara dönüşmesi vizyonu ile 2018’de kurulan ‘ Girişimci Kurumlar Platformu’nun danışma kurulu üyesi ve başkanıdır.

2022 sonunda, ortağı Zeynep Kurmuş ile birlikte, 40+ yaş ve kurumsal deneyimi olanlar için, birikmiş deneyim ve tecrübelerin yeni işlere ve girişimlere dönüşmesini sağlayan, üretim ve paketleme kampı Genwise girişimini hayata geçirmiştir.

Köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluma yayılacak yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek için 2016’da kurulan Köy Okulları Değişim Ağı- KODA’nın yönetim kurulunda görev almaktadır.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.