Hata Yapma, Bilmiyorum Deme!

Toplum içinde yaptığımız hataları ise çoğu zaman sahiplenmek istemiyoruz. Çünkü bize yıllardır başka bir şey öğretildi: Hata yapma. Hata yaparsan zayıf görünürsün. Hatanı anlatma. Bilmediğini söyleme. Her şeyi biliyormuş gibi konuş. Bence tam da burada büyük bir yanılgının içine giriyoruz.

21 Eylül 2026
En çok hata yaptığım ve bilmiyorum demeyi öğrendiğim Moskova’da ekipke birlikte Baykal seyahatinden.

“Hata yaptım ve bilmiyorum.”

Benim hayatımda en çok kapı açan cümle bu oldu. Çünkü bu cümleyi kurduğum anda öğrenmeye başlıyorum. Bir hata yaptığımda, benden daha genç ya da daha yaşlı, o konuyu benden daha iyi bilen insanların söylediklerini dinliyorum. Hatanın nedenini anlamaya çalışıyorum. Öğreniyorum.

İlk defa duyduğum, merak ettiğim, az bildiğim ya da hiç bilmediğim bir konu olduğunda da aynı şeyi yapıyorum: Soruyorum, araştırıyorum, okuyorum.

Hiç başarısız olmadık mı?

Şunu kendimize dürüstçe soralım: Hayatımızda ‘hep’ başarılı olduğumuz bir dönem oldu mu? Okulda hiç başarısız olmadık mı? İş hayatında hiç yanlış karar vermedik mi? Bir projeyi batırmadık mı? Bir insanı yanlış tanımadık mı? Yanlış bir işe girmedik mi?

Hepimizin başarısızlıkları, yanlış kararları ve pişmanlıkları var. Ama en büyük problemimiz başarısız olmak değil. Başarısızlığı hayatımızın ya da kariyerimizin sonu gibi görmek. Hata yaptığımızı veya bir işi beceremediğimizi başkalarının önünde kabul etmekte zorlanmak.

Toplum içinde yaptığımız hataları ise çoğu zaman sahiplenmek istemiyoruz. Çünkü bize yıllardır başka bir şey öğretildi: Hata yapma. Hata yaparsan zayıf görünürsün. Hatanı anlatma. Bilmediğini söyleme. Güçlü görün. Başarılı görün. Her şeyi biliyormuş gibi konuş.

Bence tam da burada büyük bir yanılgının içine giriyoruz.

Bugün kullandığımız pek çok teknoloji, ürün ve yöntem; insanların ‘Acaba bunu başka türlü yapabilir miyiz?’ diye sormasıyla ortaya çıktı. Hiç kimse hata yapmasaydı, sadece kendisine öğretilenleri eksiksiz biçimde tekrar etseydi, bugün yaşadığımız dünya çok farklı olurdu.

İlerleme, çoğu zaman denemekten ve yanılmaktan geçiyor. Başarısızlık olmasaydı, başarı hikâyelerinin önemli bir bölümü de olmayacaktı. Çünkü başarıya ulaşan hemen her yolun üzerinde düşüşler, yanlış kararlar, vazgeçişler ve yeniden başlama anları vardır.

Bir insanın CV’sinde yalnızca başarılarını yazması bana artık çok şey anlatmıyor. Asıl merak ettiğim, o başarıların arkasındaki hikâye. Nerede düştü? Hangi kararı yanlış çıktı? Kimden yardım istedi? Nasıl yeniden ayağa kalktı?

Çünkü insanın karakterini ve öğrenme kapasitesini çoğu zaman başarılarından çok, başarısızlıklarından sonra ne yaptığı gösteriyor.

Kurumsal hayatta bize ilk ne öğretiliyor?

Kurumsal hayatın içine girdiğinizde, sizden daha kıdemli bir yöneticinin, ablanızın veya ağabeyinizin size vereceği ilk tavsiyelerden biri çoğu zaman şudur: ‘Hatalarını anlatma. İyi bildiklerini ve yaptıklarını öne çıkar.’

Çünkü hata yaptığınızı anlatırsanız yatırım alamayabilirsiniz. Zayıf görünebilirsiniz. Terfi edemeyebilirsiniz. İlk gözden çıkarılan kişi olabilirsiniz.

Bu korkuların nereden geldiğini anlamak mümkün. Ama bunun sonucunda ortaya başka bir problem çıkıyor: Herkes başarılı görünmeye çalışıyor, ama kimse başarısızlıklarını konuşmuyor.

Oysa başarısızlıkları konuşmadığımızda, aynı hataları tekrar tekrar yapıyoruz. Birinin yıllar önce yaptığı hatayı başkası bugün yeniden yapıyor. Deneyim aktarılmıyor.

Önemli olan hiç hata yapmamak değil. Hatamızdan ne öğrendiğimiz.

İkinci büyük meselem: Her şeyi biliyormuş gibi davranmak

‘Bilmiyorum’ kelimesini kullanmayı yıllar içinde neredeyse unuttuk. Bugün her kuşakta ‘Ben bunu zaten biliyorum’ havası var.

Üstelik bugün bunu yapmak çok kolay. Bir sohbetin ortasında cep telefonumuzu çıkarıyoruz. Bir şeyler okuyup hemen konuşmaya, hatta tartışmaya katılıyoruz. Bir konu hakkında birkaç dakika önce öğrendiğimiz bilgiyi, yıllardır o alanda çalışan insanın bilgisiyle aynı seviyede görüyoruz.

Böyle olunca öğrenmeye de gerek kalmıyor. Kitap okumaya, araştırmaya, konunun uzmanını dinlemeye ihtiyaç duymuyoruz. Çünkü biliyormuş gibi görünmek, bilmekten daha kolay.

Ben yaş aldıkça başka bir şeyi daha fazla fark ediyorum: Yaş almak, otomatik olarak daha çok bilmek anlamına gelmiyor. Tam tersine, zaman geçtikçe bilmediğimiz şeylerin ne kadar arttığını daha iyi anlıyoruz.

Dünya değişiyor. Meslekler değişiyor. Teknoloji değişiyor. Eğitim değişiyor. Çocuklarımızın öğrendiği bilgiler, bizim okulda öğrendiklerimizden çok farklı. Yeni meslekler ortaya çıkıyor. Yeni üniversite bölümleri açılıyor. Yeni çalışma biçimleri oluşuyor.

Dün doğru olan bir bilgi, bugün eksik veya geçersiz hale gelebiliyor. Profesör de olsak, genel müdür de olsak, aile babası da olsak, çok başarılı bir girişimci de olsak değişimden kaçamıyoruz.

Bilgi artık bir kişinin, bir okulun veya bir kurumun tekelinde değil. Benim gençliğimde okuduğumuz birçok bilgiye ulaşmak için kitaplara, kütüphanelere, öğretmenlere ve üniversitelere ihtiyaç vardı. Bugün ise dünyanın farklı ülkelerindeki üniversitelerin araştırmalarına, raporlarına, tezlerine ve kitaplarına ulaşmak çok daha kolay.

Bu nedenle yeni kuşakların dünyaya bakışı da değişiyor. Biz teknolojinin içine doğmadık. Çocuklarımız doğdu. Onlar için bilgiye ulaşmak hayatın doğal bir parçası.

Bu nedenle bizim “Ben bunu bilirim” dediğimiz yerde onların ‘Bilmiyorum, bir bakalım’ demesi bana çok daha anlamlı geliyor.

İnsanı başarılı yapan her şeyi bilmesi değil, bilmediğini fark edip öğrenmeye devam etmesidir. Belki de çağımızın en büyük yetkinliği bilgi sahibi olmak değil, öğrenmeyi öğrenmek.

Ve belki de dünyanın bütün kapılarını açan iki cümle gerçekten çok basit:

‘Hata yaptım.’

‘Bilmiyorum.’

Bu iki cümleyi söyleyebildiğimiz gün savunmayı bırakıp öğrenmeye başlıyoruz. Öğrenmeye başladığımız gün de değişmeye.

Ve değişebildiğimiz sürece, yaşımız kaç olursa olsun, yeniden –ve sıfırdan- başlayabiliyoruz.

Tuğrul Ağırbaş Kimdir?

30 yılı aşkın süre ile Türkiye, Rusya ve CIS ülkelerinde FMCG alanında değişik görevler alan Tuğrul Ağırbaş, son 20 yıldır Efes’in global marka olma, satınalma ve birleşme projeleri ve yeni pazarlara giriş işlerini yürüten ekipte, büyüme odaklı projelere liderlik yapmıştır.

Pertevniyal Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu olan Tuğrul Ağırbaş öğrenim hayatı boyunca Kapalıçarşı’da değişik alanlarda çalışarak, ticareti ve tüketici davranışlarını öğrenme şansına sahip oldu.

İş hayatına 1990 yılına Anadolu Efes’te Pazarlama uzmanı olarak başlayan Ağırbaş, sırasıyla Proje Geliştirme, Satış ve Pazarlama’da görev aldıktan sonra, son olarak da değişik ülkelerde 16 yıl boyunca Genel Müdürlük görevlerini sürdürdü.

Anadolu Efes’in Rusya operayonunu 10 yıl boyunca yönetti ve dünyanın en büyük bira pazarlarından biri olan Rusya’da satınalma ve birleşmelerle firma pazar payını ikinciliğe taşıyan ekibe liderlik yaptı. Türkiye,Rusya ve çalıştığı diğer ülkelerde büyüme odağıyla çok sayıda yeniliği ve markayı tüketicisiyle buluşturdu.

Efes Türkiye Genel Müdürlük görevini yürüttüğü dönemde ise, marka ve kurumun topluma katkısını büyütme amaçlı, pazarı büyütmeye yönelik, bira kültürü oluşturma ve inovasyon, kültür, sanat, turizm ve spor alanında çok sayıda projeye öncülük etmiş ve tüm paydaşlara katkı sağlayan stratejileri hayata geçirmiştir.

İnovasyon ve yeni ürünlerin hem hızını artırma hem de etkisini büyütme amaçlı, inovasyon ve kurum içi girişimcilik çalışmalarını yapılandırarak ve ekosistemdeki çok sayıda girişimle işbirliği kurarak, Efes’in Start-Up dostu şirket olması yönünde çalışmalara öncülük etmiştir.

Halen çalışmalarını yurtiçi ve yurtdışı şirket ve girişimlere danışmanlık ve üst düzey yöneticilere koçluk yaparak sürdürmekte olan Ağırbaş, Türkiye’de kurumsal şirketlerin, girişimci kurumlara dönüşmesi vizyonu ile 2018’de kurulan ‘ Girişimci Kurumlar Platformu’nun danışma kurulu üyesi ve başkanıdır.

2022 sonunda, ortağı Zeynep Kurmuş ile birlikte, 40+ yaş ve kurumsal deneyimi olanlar için, birikmiş deneyim ve tecrübelerin yeni işlere ve girişimlere dönüşmesini sağlayan, üretim ve paketleme kampı Genwise girişimini hayata geçirmiştir.

Köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluma yayılacak yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek için 2016’da kurulan Köy Okulları Değişim Ağı- KODA’nın yönetim kurulunda görev almaktadır.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.