Benim için İstanbul Maratonu ve diğer koşuların anlamı tam da burada. Hem sağlığınıza iyi geliyor hem sosyalleşiyorsunuz hem de bir amaç uğruna harekete geçiyorsunuz. Ama bence en önemlisi, o atmosferi ve coşkuyu yaşamak, umutlanmak ve kalabalığın içindeki ortak enerjinin gücünü hissetmek.
Yolun her anından ayrı bir keyif alıyorsunuz. Toplam 6,5 kilometre. Köprü üzerindeki dümdüz yolların ardından Barbaros yokuşunda hafif bir tırmanış, sonra Beşiktaş'a doğru kendinizi durduramadığınız güzel bir iniş... Yıllardır doğada, patikalarda, şehir merkezlerinde severek yaptığım bir aktivite var: yürümek.
Yürürken edilen sohbetlere, alınan kararlara, akla gelen yeni fikirlere çok inanırım. Fabrika bahçelerinde ekip arkadaşlarımla oturup çay içmek yerine yürürken fikir alışverişi yapmak, birbirimize geri bildirim vermek bana hep daha iyi gelmiştir. Sanırım beyne giden oksijenin de olumlu bir etkisi var!
Son üç yıldır bu yürüyüş keyfine İstanbul Maratonu Halk Koşusu, Antalya 10K ve Bozcaada Halk Koşuları da eklendi.
Pazar sabahı, gönül verdiğimiz ve desteklediğimiz KODA için yine Altunizade’de buluştuk. KODA çalışanları, yönetim kurulu üyeleri, destekçilerimiz ve KODA için koşan şirketlerin ekipleriyle bir araya geldik. Sohbet ettik, fotoğraf çektirdik, hasret giderdik.
Her yıl, yağmurda ya da güneşli havada, beni oraya götüren ve vazgeçemediğim şey, orada hissettiğim coşku ve herkesi saran enerji.
Kendi adına, çalıştığı kurum adına ya da bir sivil toplum kuruluşunu desteklemek için gelen insanların birbirlerine gülen gözlerle günaydın demesi, gülümsemesi, gösterdiği nezaket…
Dört saate yakın beklememize rağmen en ufak bir gerginlik, kavga ya da tartışmaya rastlamamak.
Aslında kolay bir süreç değil. Sabah erkenden kalkıp bir şekilde Altunizade’ye ulaşacak, numaranızı defalarca kontrol noktalarında gösterecek, ekibinizi bulmaya çalışacak ve start alabilmek için farklı kurumların, sivil toplum kuruluşlarının bayraklarını taşıyan insanlarla yan yana uzun süre bekleyeceksiniz.
Ama bu uzun bekleyişin her anında başka bir hareket var. Fotoğraf çektirenler, ısınma hareketleri yapanlar, Instagram için paylaşım hazırlayanlar, destekledikleri sivil toplum kuruluşları adına videolar çekenler, uzun zamandır görmedikleri arkadaşlarıyla sohbete dalanlar…
Neredeyse bir buluşma ve hasret giderme toplantısı gibi. Üstelik dünyanın en güzel yerlerinden birinde: İki kıtayı birbirine bağlayan, denizin üzerindeki köprüde.
Düdükler çalıp binlerce kişiyle birlikte köprüye çıktığınızda heyecan daha da artıyor. Koşanlar, yürüyenler, sadece denizi seyredenler, fotoğraf çekenler… Yüzün üzerinde şirketten çalışanların aynı amaçla orada olması insana ayrıca iyi geliyor.
Her sektörden, her şirketten insanlar hem kendilerine iyi gelmek hem birlikte bir şeyler başarmanın mümkün olduğunu görmek hem de seçtikleri bir sivil toplum kuruluşuna destek toplamak için orada. Koşarken ya da yürürken bir amaca katkıda bulunmanın mutluluğunu yaşıyorlar.
Hangi şirkette çalıştığınızdan çok hangi sivil toplum kuruluşunu desteklediğiniz önem kazanıyor. Yarışın sonunda kurulan sivil toplum ekiplerinin yanına uğrayıp çak yapmadan, alkış almadan bitişe doğru ilerlemiyorsunuz.
Yolun her anından ayrı bir keyif alıyorsunuz. Toplam 6,5 kilometre. Köprü üzerindeki dümdüz yolların ardından Barbaros yokuşunda hafif bir tırmanış, sonra Beşiktaş’a doğru kendinizi durduramadığınız güzel bir iniş…
En keyifli bölüm ise bitişe yaklaşırken Dolmabahçe’nin önündeki ağaçlı yol. Sağlı sollu su masalarından suyunuzu alıp pazar günü güneşinin altında, ağaçların gölgesinden geçerek İnönü Stadı’na doğru ilerliyorsunuz.
Göğüs numaranız işaretlenip madalyanız boynunuza takıldığında derin bir nefes alıp huzurla bir oh çekiyorsunuz. Sonra arkadaşlarınızı da peşinize takıp bir şeyler atıştırmak için Joker’e doğru yola koyuluyorsunuz.
Şahane bir pazar günü geçirmiş olmanın keyfiyle, Köy Okulları Değişim Ağı (KODA) için 200 kişiyle birlikte topladığımız bağışların hedefe ulaşıp ulaşmadığını merak ederek rakamları kontrol etmeye devam ediyorsunuz. Yorgun ama gururlu, Beşiktaş’tan Kadıköy motoruna atlayıp huzurla evin yolunu tutuyorsunuz.
Ama İstanbul Maratonu’nda koşmak, bir günlüğüne yarışa katılıp eve dönmekten çok daha fazlası.
Bir sivil toplum kuruluşunu desteklemek için koşuyorsanız, aslında maratondan haftalar önce başlayan bir yolculuğa çıkıyorsunuz.
En az üç hafta önce Adım Adım platformunda kampanyanızı açıyor, desteklediğiniz sivil toplum kuruluşunu ve neden onun için koştuğunuzu anlatıyor, ulaşmak istediğiniz bağışçı sayısını ve bağış hedefinizi belirliyorsunuz.
Ardından sosyal medyada, Linkedin’de, Instagram’da duyurular yapıyor; WhatsApp ve e-postalarla eşe dosta, tanıdıklara, tanımadıklara, içinde bulunduğunuz gruplara haber salıyorsunuz.
Mesajınız aslında çok basit:
Köy okullarındaki öğretmenlerin gelişimi için koşuyorum. Bir öğretmen gelişirse yüzlerce çocuğun hayatı değişir. Bizimle koşmak ya da bu yolculuğa destek olmak ister misin?
Gelen her destek yüreğinizi hoplatıyor. Kendinizi neredeyse her on dakikada bir kampanyanızın sayfasını kontrol ederken, toplanan bağışlara ve destek veren isimlere bakarken buluyorsunuz.
Üstelik yarış bittiğinde işiniz de bitmiyor. Yarış günü iletişim devam ediyor, sonrasında da 15 gün boyunca bağış ve destek toplamayı sürdürüyorsunuz.
Çünkü bir amaç için çalışan, bir meseleyi dert edinen sivil toplum kuruluşlarının en önemli kaynak yaratma araçlarından biri maratonlar ve koşu bağışları.
Benim için İstanbul Maratonu ve diğer koşuların anlamı tam da burada.
Hem sağlığınıza iyi geliyor hem sosyalleşiyorsunuz hem de bir amaç uğruna harekete geçiyorsunuz. Ama bence en önemlisi, o atmosferi ve coşkuyu yaşamak, umutlanmak ve kalabalığın içindeki ortak enerjinin gücünü hissetmek.
İşte bu yüzden koşulara katılmak, yürümek, bir sivil toplum kuruluşunun arkasında durmak CAN’DIR!
3 Kasım 2026 - İstanbul Maratonu ve Mutluluk Sebebim
26 Ekim 2026 - Kurumsalda Mutlu Yaşam Mümkün mü?
12 Ekim 2026 - Batırma Hikâyelerimizi Önce Kendimize Anlatmak Lazım
5 Ekim 2026 - Yabancı Yönetici Herşeyi Bilir mi? Expatsa Koy Sepete
Tuğrul Ağırbaş Kimdir?
30 yılı aşkın süre ile Türkiye, Rusya ve CIS ülkelerinde FMCG alanında değişik görevler alan Tuğrul Ağırbaş, son 20 yıldır Efes’in global marka olma, satınalma ve birleşme projeleri ve yeni pazarlara giriş işlerini yürüten ekipte, büyüme odaklı projelere liderlik yapmıştır.
Pertevniyal Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu olan Tuğrul Ağırbaş öğrenim hayatı boyunca Kapalıçarşı’da değişik alanlarda çalışarak, ticareti ve tüketici davranışlarını öğrenme şansına sahip oldu.
İş hayatına 1990 yılına Anadolu Efes’te Pazarlama uzmanı olarak başlayan Ağırbaş, sırasıyla Proje Geliştirme, Satış ve Pazarlama’da görev aldıktan sonra, son olarak da değişik ülkelerde 16 yıl boyunca Genel Müdürlük görevlerini sürdürdü.
Anadolu Efes’in Rusya operayonunu 10 yıl boyunca yönetti ve dünyanın en büyük bira pazarlarından biri olan Rusya’da satınalma ve birleşmelerle firma pazar payını ikinciliğe taşıyan ekibe liderlik yaptı. Türkiye,Rusya ve çalıştığı diğer ülkelerde büyüme odağıyla çok sayıda yeniliği ve markayı tüketicisiyle buluşturdu.
Efes Türkiye Genel Müdürlük görevini yürüttüğü dönemde ise, marka ve kurumun topluma katkısını büyütme amaçlı, pazarı büyütmeye yönelik, bira kültürü oluşturma ve inovasyon, kültür, sanat, turizm ve spor alanında çok sayıda projeye öncülük etmiş ve tüm paydaşlara katkı sağlayan stratejileri hayata geçirmiştir.
İnovasyon ve yeni ürünlerin hem hızını artırma hem de etkisini büyütme amaçlı, inovasyon ve kurum içi girişimcilik çalışmalarını yapılandırarak ve ekosistemdeki çok sayıda girişimle işbirliği kurarak, Efes’in Start-Up dostu şirket olması yönünde çalışmalara öncülük etmiştir.
Halen çalışmalarını yurtiçi ve yurtdışı şirket ve girişimlere danışmanlık ve üst düzey yöneticilere koçluk yaparak sürdürmekte olan Ağırbaş, Türkiye’de kurumsal şirketlerin, girişimci kurumlara dönüşmesi vizyonu ile 2018’de kurulan ‘ Girişimci Kurumlar Platformu’nun danışma kurulu üyesi ve başkanıdır.
2022 sonunda, ortağı Zeynep Kurmuş ile birlikte, 40+ yaş ve kurumsal deneyimi olanlar için, birikmiş deneyim ve tecrübelerin yeni işlere ve girişimlere dönüşmesini sağlayan, üretim ve paketleme kampı Genwise girişimini hayata geçirmiştir.
Köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluma yayılacak yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek için 2016’da kurulan Köy Okulları Değişim Ağı- KODA’nın yönetim kurulunda görev almaktadır.