Kurumsalda Mutlu Yaşam Mümkün mü?

Kurumsal dünyanın en çok önem verdiğini söylediği konu, yazıda da sözde de hep “insan” oldu. Ama gerçek hayatta bunun iyi örneklerini her zaman göremedik. Oysa yöneticilerin en önemli görevlerinden biri, çalışma arkadaşlarının mutlu ve verimli çalışmasını sağlamak.

26 Ekim 2026
Ofisteki toplantı odasında bahar bayramında çalışanlara pancake pişiriyoruz.

Çalışmak istemeyen insan olmaz diye düşünürüm. Çalışmak, üretmek, kazanmak, başarmak… Bunlar hayatımıza anlam katan en önemli motiflerden.

Nasıl çalışmak istediğini ve ne yapmak istediğini iyi bilenler hep bir adım önde. Sevdiğin işi bulmak, sevdiğin bir takımla çalışmak, şirketin değerlerinin seninkilerle örtüşmesi büyük fark yaratıyor. İşte bu farkı anlayan şirketler, girişimler ve liderler hem iş sonuçlarında hem de çalışanlarıyla kurdukları bağda bir adım önde başlıyor.

Kurumsal dünyanın en çok önem verdiğini söylediği konu, yazıda da sözde de hep “insan” oldu. Ama gerçek hayatta bunun iyi örneklerini her zaman göremedik. Oysa yöneticilerin en önemli görevlerinden biri, çalışma arkadaşlarının mutlu ve verimli çalışmasını sağlamak.

İş hayatımızda her türlü dönemi yaşadım: Satın almalar, satışlar, birleşmeler, büyümeler, küçülmeler, büyük yatırımlar, yatırımların kesilmesi… Hepsi var. İniş çıkışlar olmadan öğrenmek de başarmak da mümkün değil.

Sevdiğin işi yapmak fark yaratıyor

İşini, takımını, markanı sevmek önemli. Çünkü bu, hayatının tamamını etkiliyor. İşe giderken zıpkın gibi kalkmak, tatilde işten telefon gelince heyecanla açmak, ev alışverişinde kendi markanı en öne dizmek için zaman ayırmak, çok yorgun olmana rağmen ekibinin maçına gidip hafta sonu onları desteklemek…

Bütün bunlar hem seni hem de ekibini daha iyisini yapmak için motive ediyor. Birlikte başarmak, yeni fikirler yaratmak, mutlu çalışmak… Bir de yaptığın işin ardından “Vay be, yine yaptılar!” denmesi var. İnsanın keyfini yerine getiriyor, havaya sokuyor. Anlatacak, yazacak hikâyeler yaratıyor.

İyi bir ekiple iyi işler yapıyorsan, işinden keyif alıyorsan, kurumun değerleri ve yönetim anlayışı sana uygunsa aklına kendi işini kurmak falan gelmiyor.

Ama burada başka bir sorun başlıyor. İşini çok sevince kendine bir hobi bulmayı, ileride ne yapacağını düşünmeyi, iş dışında da bir hayat kurmayı ihmal edebiliyorsun. İşin derinliklerine dalıp yalnızca ona odaklanıyorsun. Oysa geleceğe hazırlanmak, kendine başka alanlar açmak da gerekiyor.

Arada nadasa durmak, acele etmemek önemli. Üniversite biter bitmez koşa koşa işe başlamadan önce bir durmak, düşünmek, araştırmak, soru sormak, hatta biraz gezmek iyi gelebilir. İki iş arasında ya da ara vermek gerektiğinde de nadasa durmak… Nereden nereye geldiğini, nereye gitmek istediğini anlamak için okumak, sormak, durmak ve aramak. Bu molalar olmazsa sonraki adımlarımız istediğimiz gibi gitmeyebiliyor.

Moskova yıllarından kalan dersler

Kurumsal hayattaki hikâyelerimi anlatırken hep en keyifli ve verimli dönemlerimin yurt dışı yıllarım olduğunu söylüyorum. Bunun nedenini bazen 33 yaşın enerjisine, genç kafama, yeniliğe açık tüketicilerin ihtiyaçlarını karşılamak için girişimci kafasıyla hızlı hareket etmemize bağlıyorum.

Ama asıl nedeni, eski bilgisayarımda arşivlenmiş 12 yıllık fotoğrafları bulunca anladım. İnanın, hepsine bakma fırsatım bile olmamıştı. Her yıl için onlarca fotoğraf arşivlemişiz. Üstelik fotoğrafların hepsinde ben yokum.

Arşivde önce yıl, ardından etkinliklerin adı var: Bayiler toplantısı, Krilya Bira Festivali, yılbaşı partisi, Blues Festivali, fabrika satın alma ve açılış törenleri… Bir sürü başlık, bir sürü anı.

Fotoğraflara bakarken şunu gördüm: Takım olarak çok çalıştığımız kadar birlikte vakit geçiriyor, yaptığımız işleri birlikte kutluyorduk.

Peki, fotoğraflar bana ne anlatıyordu?

  • Her yaştan ve her kademeden insanın, unvanlarına bakılmaksızın bir arada olduğunu.

  • Küçük büyük ayrımı yapmadan bir araya gelmenin ve kutlamanın yarattığı motivasyonu.

  • Herkesi yaptığımız işlere katmayı, işin bir parçası hâline getirmeyi.

  • İş dışında da birlikte eğlenmenin keyfini.

İşten aldığımız keyif ve elde ettiğimiz sonuçlar o kadar iyiydi ki iş-yaşam dengemizin pek de ideal olmadığını sanırım o zamanlar fark etmiyorduk.

Ama orada aldığım bir karar, hayatımın önemli kararlarından biri oldu: Hafta sonları işe gitmeyecek, işle ilgilenmeyecektim.

Cumartesi günleri, ağırlıklı olarak eşi ve çocukları olmayan yönetici arkadaşlarım işe gider, hafta içindeki işlerini toparlar, sonra birlikte vakit geçirirlerdi. Bense genellikle sirkte ya da çocuk operasında olurdum.

Hafta içindeki yoğunluktan sonra hafta sonları ailemden taviz vermemeye karar vermiştim. Eşim de hafta içi çalıştığı için birlikte vakit geçirmek bizim için çok önemliydi.

Küçük kızım Moskova’da doğmuş, doğumunun ardından bir kalp problemi olduğunu öğrenmiştik. Altı aylıkken ve bir buçuk yaşındayken kalp ameliyatları geçirmişti. Normal hayatımıza devam ederken ailece birlikte geçirdiğimiz zamanın değerini daha iyi anlamıştım. İyi ki de öyle yapmışım.

Güven, sorumluluk ve birlikte başarmak

İş hayatımız ise tam tempoydu. Neredeyse her hafta konuklarımız vardı. Gündüz ve gece devam eden ağırlamalar, yeni kampanyalar, yeni satın almalar, fabrikalara ve bayilere ziyaretler…

Bizim işimizin güzel taraflarından biri, yaptıklarımızın sonuçlarını sokakta, pazarda görebilmek. Bazen bakkal rafında, bazen restoranda, bazen de havaalanındaki kafelerde markalarımızın geçit töreni yapar gibi karşımıza çıkması birçok sorunun cevabını veriyor.

Ama Moskova dönemini en keyifli dönemim olarak anlatmamın asıl nedeni, her sabah işe giderken sevdiğim takımla yeni işler üreteceğimizi ve sonuçlarını alacağımızı bilmekti. Kendimize ve takımımıza güvenimiz tamdı. Üstelik başka bir ülkede, başka bir kültürdeydik.

Neden mi?

  • Pazarı ve tüketiciyi biz biliyorduk. İyi bir ekip kurmuştuk.

  • İyi çalışanların kolayca iş bulabildiği bir pazarda ekibin değerini biliyor, insanları üzmemeye özen gösteriyorduk.

  • Denemeleri daha kolay yapıyor, yaptıklarımızın arkasında duruyorduk.

  • İştahlı, hırslı gençleri işe alıyor ve onlara sorumluluk veriyorduk.

  • Kimsenin aklına gelmeyen işler deniyor, ses getiriyorduk. Bir kampanyanın kazananına uzay seyahati vermek gibi!

Eski fotoğraflara baktığımda dikkatimi çeken bir başka şey de çalışma kültürümüzdü. Güç gösterisi ve kibir yoktu. Saygı ve güven vardı. Unvanlar değil, iyi fikirler kazanıyordu. Herkes aynı masada buluşuyordu.

Kimi zaman ailecek piknik yapıyor, kimi zaman futbol maçında buluşuyor, kimi zaman da birlikte dans ediyorduk. Yöneticilerin genç ekibe ve yaptıkları işe duyduğu saygı ve güven yüzlerinden okunuyordu.

İşte kurumsal hayatta mutlu olmanın sırrı biraz da burada. Herkesin söz hakkının olması, güvene dayalı ilişkiler kurmak, ekibin bir parçası olduğunu hissetmek… Bunlar kendiliğinden oluşmuyor. Birlikte çalıştığın insanlarla, yöneticilerinle ve kurumun kültürüyle şekilleniyor.

İş hayatı, hayatın tamamı değil

Peki, kurumsalda mutlu yaşam mümkün mü?

Bence mümkün.

Ama yalnızca işini sevmen yetmiyor. Birlikte çalıştığın insanlara güvenmen, onların da sana güvenmesi, fikirlerinin dinlenmesi ve yaptığın işin bir anlamı olduğunu hissetmen gerekiyor.

Bir de işin hayatın tamamı olmadığını unutmamak…

Tuğrul Ağırbaş Kimdir?

30 yılı aşkın süre ile Türkiye, Rusya ve CIS ülkelerinde FMCG alanında değişik görevler alan Tuğrul Ağırbaş, son 20 yıldır Efes’in global marka olma, satınalma ve birleşme projeleri ve yeni pazarlara giriş işlerini yürüten ekipte, büyüme odaklı projelere liderlik yapmıştır.

Pertevniyal Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu olan Tuğrul Ağırbaş öğrenim hayatı boyunca Kapalıçarşı’da değişik alanlarda çalışarak, ticareti ve tüketici davranışlarını öğrenme şansına sahip oldu.

İş hayatına 1990 yılına Anadolu Efes’te Pazarlama uzmanı olarak başlayan Ağırbaş, sırasıyla Proje Geliştirme, Satış ve Pazarlama’da görev aldıktan sonra, son olarak da değişik ülkelerde 16 yıl boyunca Genel Müdürlük görevlerini sürdürdü.

Anadolu Efes’in Rusya operayonunu 10 yıl boyunca yönetti ve dünyanın en büyük bira pazarlarından biri olan Rusya’da satınalma ve birleşmelerle firma pazar payını ikinciliğe taşıyan ekibe liderlik yaptı. Türkiye,Rusya ve çalıştığı diğer ülkelerde büyüme odağıyla çok sayıda yeniliği ve markayı tüketicisiyle buluşturdu.

Efes Türkiye Genel Müdürlük görevini yürüttüğü dönemde ise, marka ve kurumun topluma katkısını büyütme amaçlı, pazarı büyütmeye yönelik, bira kültürü oluşturma ve inovasyon, kültür, sanat, turizm ve spor alanında çok sayıda projeye öncülük etmiş ve tüm paydaşlara katkı sağlayan stratejileri hayata geçirmiştir.

İnovasyon ve yeni ürünlerin hem hızını artırma hem de etkisini büyütme amaçlı, inovasyon ve kurum içi girişimcilik çalışmalarını yapılandırarak ve ekosistemdeki çok sayıda girişimle işbirliği kurarak, Efes’in Start-Up dostu şirket olması yönünde çalışmalara öncülük etmiştir.

Halen çalışmalarını yurtiçi ve yurtdışı şirket ve girişimlere danışmanlık ve üst düzey yöneticilere koçluk yaparak sürdürmekte olan Ağırbaş, Türkiye’de kurumsal şirketlerin, girişimci kurumlara dönüşmesi vizyonu ile 2018’de kurulan ‘ Girişimci Kurumlar Platformu’nun danışma kurulu üyesi ve başkanıdır.

2022 sonunda, ortağı Zeynep Kurmuş ile birlikte, 40+ yaş ve kurumsal deneyimi olanlar için, birikmiş deneyim ve tecrübelerin yeni işlere ve girişimlere dönüşmesini sağlayan, üretim ve paketleme kampı Genwise girişimini hayata geçirmiştir.

Köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluma yayılacak yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek için 2016’da kurulan Köy Okulları Değişim Ağı- KODA’nın yönetim kurulunda görev almaktadır.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.