Bezirganlar Çağı

28 Temmuz 2026

Çocukken o oyunu oynardık.

İki arkadaşımız ellerini havaya kaldırıp bir kapı kurardı. 

Biz de tek sıra hâlinde o kapının altından geçerken hep bir ağızdan söylerdik:

“Aç kapıyı bezirgânbaşı…

Kapı hakkı ne istersin?”

O zaman ne bezirgânın kim olduğunu bilirdik ne de “kapı hakkı”nın ne anlama geldiğini.

Oysa bugün dönüp bakınca, o ezginin sanki başka bir dünyanın hafızasını taşıdığını düşünüyorum. 

Ticaretin yalnızca çarşıda değil, hayatın kapılarında da hüküm sürdüğü eski bir dünyanın…

Eskiden bezirgânlar çarşılarda olurmuş.

Dükkânları, terazileri, malları varmış. Ne sattıkları da belliymiş.

Bugün ise çarşının sınırları kayboldu.

Artık yalnızca mallar değil, dikkat, öfke, umut, korku, itibar, görünürlük, güven, hatta vicdan bile alınıp satılabilen bir dolaşıma girmiş durumda.

Michael Sandel, bu düzeni yalnızca bir “piyasa ekonomisi” değil, bir “piyasa toplumu” olarak tanımlıyor.

Çünkü piyasa artık sadece ekonominin değil, hayatın dili.

Koca koca profesörler o dile alıştı. 

Nice bilim insanı mesleğini değil artık o işleri yapıyor.

Bugünün bezirgânı bir ürün satmıyor: Bir duygu, bir kanaat, bir kimlik, bir korku, bir aidiyet ya da bir umut satıyor. 

Etkilemek bir genel meslek.

Borsaları onlar inip çıkarıyor.

Siyasette, gözünü diktiği siyasetçiler üzerinden öfke pazarlıyor.

Medyada haberden çok dikkat satıyor.

Sosyal medya platformlarında onların elleriyle içerikten çok görünürlük dolaşımda.

İnsanlar bile kendilerini bir marka gibi sunmaya teşne, buna teşvik ediliyor.

Bezirgan zihniyetinin en belirgin özelliği, hiçbir şeyi kendi değeriyle bırakmamasıdır.

Her şeyi bir değişim değerine indirger.

Tam da bu durum.

Bezirganların ellerinde, dostluklar “network”e, bir çocuk kendi zihniyetimizin “yatırımı”na,

bir şehir “marka”ya, bir orman “arsa”ya, bir sanat eseri “yatırım aracı”na, bir insan ise “kişisel marka”ya dönüşebilir.

Sorun ticaret değildir.

Ticaret, insanlık tarihi kadar eski.

Sorun, ticaretin mantığının hayatın bütün alanlarını yönetmeye başlamasıdır.

Bir şeyin doğru olup olmadığı değil, satılıp satılamadığı…

Bir fikrin haklı olup olmadığı değil, ne kadar ilgi çektiği…

Bir insanın nasıl yaşadığı değil, nasıl göründüğü… 

Bunlar önem kazanmaya başladığında, 

artık sadece bir piyasa ekonomisinde değil; bir bezirganlar çağında yaşamaya başlamışız demektir.

Belki de Michael Sandel’in “piyasa toplumu” diye tarif ettiği dünyanın Türkçedeki en güçlü karşılıklarından biri, yüzyıllardır dilimizde duran eski bir kelimedir:

Bezirgan.

Bazen eski bir kelime, yeni bir dünyayı herkesten daha iyi anlatır.

Sanki çocukken söylediğimiz o ezgi de bize bugünü anlatıyormuş.

“Aç kapıyı bezirgânbaşı…”

O kapının altından geçerken, bir gün her şeyin pazara çıkabileceği bir dünyaya doğru yürüdüğümüzü bilmiyormuşuz.

Galiba gerçekten Bezirganlar Çağı’nda yaşıyoruz.

Birçok insan o kapılarda elimizden kayıp gitti.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.