Çok Yakınlık, Tez Cinsel Ayrılık

29 Temmuz 2026

Neden mutlu ilişkilerdeki insanlar da aldatır? İyi bir evlilik, sadakatin garantisi değil mi?

Bu soruya ilişkilerin ve modern arzunun küresel gurusu Esther Perel cevap verdi hem de 20 yıl önce.

Esther Perel yirmi yıl önce ne çok satan bir yazar ne popüler bir podcast sunucusu ne de adını herkesin ezbere bildiği o kültürel ikondu.

O yıllarda Perel, yalnızca çok önemli ve geleneksel ezberleri bozan bir gözlemi olan Belçikalı bir psikoterapistti.

Danışanlarının büyük bölümü birbirini seven, birbirini destekleyen, dışarıdan bakıldığında imrenilecek kadar sağlıklı görünen ilişkiler içindeydi. Buna rağmen ya tatmin edici bir cinsel yaşamları yoktu ya da yatak odaları çoktan ayrılmıştı ve çoğunun problemi aldatmaydı.

O dönemde psikoloji dünyasında hâkim görüş oldukça net ve konforluydu. Bir çiftin cinsel yaşamı, ilişkilerinin aynasıdır. İnsanlar birbirine ne kadar yakınlaşırsa, seks de o kadar iyi olur.

Ancak Perel’in kliniğinde gördüğü tablo bunun tam tersini söylüyordu. Ona göre duygusal yakınlık ile cinsel arzu çoğu zaman aynı yönde ilerlemiyordu hatta sık sık birbirinin tam karşısında duruyordu.

İşte tam da bu yüzden, Perel’in 2006’da yayımlanan Mating in Captivity (Esaret Altında Arzu) kitabının üzerinden yirmi yıl geçmesine rağmen bugün herkes hâlâ aynı temel kafa karışıklığını yaşıyor: Eğer birbirimizi bu kadar çok seviyor ve iyi anlaşıyorsak, cinsellik neden ölüyor, arzu neden dışarıda aranıyor?

Geleneksel mantık “İlişki bozulduğu için seks biter” der. Perel ise tam aksini söyleyen biri. İlişkide cinselliği öldüren şeyin çatışmalar değil, aksine inşa ettiğimiz o “aşırı güvenlik” ve “mükemmel uyum” alanı olduğunu söylüyor. Çünkü sevgi ile arzunun ihtiyaç duyduğu iklimler birbiriyle tamamen zıttır.

Sevgi yakınlık ister. “Biz biriz, birbirimizin her şeyiyiz, aramızda hiçbir mesafe yok” der. Sevgi, köprüler kurmak ve belirsizliği ortadan kaldırmak ister. Arzu ise mesafe ister. Arzu duyabilmeniz için karşınızda keşfedilecek, hala tam olarak sahip olamadığınız ayrı bir birey olması gerekir. İnsan zaten tamamen elinde olan, avucunun içini bildiği, cebine koyduğu bir şeye arzu duymaz onu sadece “sever”.

Katılıyorum, modern çiftler belirsizlikten ve yalnızlıktan o kadar korkuyor ki eşlerini hızla tek yumurta ikizi haline getiriyor. Ancak eşinizi bir “ev arkadaşı”, bir “suç ortağı” ya da bir “kardeş” kadar kendinize yakınlaştırdığınızda aradaki o çekici gerilimi kendi ellerinizle yok edersiniz. Birlikte bir bütün olursunuz ama artık arzu duyacak “öteki” kalmamıştır.

Bugünün dünyası kitlesel kaygılar, ekonomik krizler ve bitmeyen belirsizliklerle dolu. Böyle bir atmosferde insan doğası gereği bir sığınak arıyor. Marquette Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre gençlerin %66’sı “İnsanların çoğuna güvenilemez” diyor.

Böyle bir dünyada eşlerimiz artık sadece sevgilimiz değil aynı zamanda en yakın arkadaşımız, terapistimiz, kariyer danışmanımız ve dış dünyadaki fırtınalardan kaçıp sığındığımız tek güvenli limanımız haline geliyor.

Ona adeta bir can simidine sarılır gibi sarılıyoruz. Fakat sorun burada başlıyor. İnsan bir can simidine tutunur, ona minnet duyar, onu çok sever… Ama bir can simidiyle flört edemez. Perel’in dikkat çektiği şey tam olarak budur.

Güvenlik arayışını en öne koyan bir zihin flört edemez, yaramazlık yapamaz, oyun oynayamaz. Güvenlik o kadar baskın hale gelir ki erotizmin ihtiyaç duyduğu o küçük “risk alma” ve “oyun oynama” alanı tamamen yok olur.

İlişkilerde cinselliği bozan bir diğer unsur eşimizin sevgilimizin zihninde bize kapalı alanlar olabileceği fikrinden duyduğumuz korkudur. Google Maps ile yolda kaç dakika gecikeceğimizi bildiğimiz, ChatGPT ile her soruya anında yanıt aldığımız bu dijital çağda, belirsizliğe karşı toleransımız sıfırlandı.

Eşimizin bizden gizli bir hayalinin, bir fantezisinin ya da tam olarak ulaşamadığımız bir ruh halinin olması fikri bize güvensiz hissettiriyor. Onu yüzde yüz kontrol etmek, yüzde yüz tanımak istiyoruz.

Oysa bir insanı “Artık onu avucumun içi gibi biliyorum” dediğiniz an ona karşı merakınız biter. Merak bittiğinde ise erotizm ölür.

Geçtiğimiz Mayıs ayında New York’ta Perel’in bir etkinliğinde, salonda yazan şu cümle her şeyi özetliyor bence: “Seks için fazla meşgulseniz, aslında hayat için fazla meşgulsünüz.”

Çünkü Perel’in bahsettiği erotizm sadece yatak odasındaki eylemden ibaret değil insanın hayata karşı duyduğu merak, coşku ve canlılık halidir.

Günümüz kültürü ise duyuları uyuşturan şeylerle dolu. Mesela GLP-1 ilaçlarıyla bastırılan iştahlar, dost canlısı AI botları…

Oysa duyular köreldiğinde arzu da yok olur. İlişkileri öldüren şey her zaman kavgalar ya da sevgisizlik değil de bazen merakın sona ermesi ise çıkış yolu, eşimizi sevgilimizi tamamen kontrol etmeye çalışmaktan vazgeçip aradaki o gizemli mesafeyi yeniden kabul etmekten geçiyor.

Yani başınızdaki insanın zihninde hala keşfedilmemiş kıtalar olduğunu bilmekten korkmayın aksine bunu ilişkinizi canlı tutan tek şey olarak görün. Eşinizi her gün yeniden tanışılacak bir “yabancı” olarak görebildiğiniz gün sadece cinsel hayatınızın değil yaşam enerjinizi de geri kazanırsınız. Ama onu da her gün yeni bir isimle çağırmayın sonu iyi olmayabilir. Ben uyarayım da..

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.