ABD’de bir “savaş beyi” aniden öldü ama cenazesi bile savaş politikalarını şekillendirmeye devam etti 

Son 20 yılda Ortadoğu’daki bütün savaşları aktif olarak destekleyen ABD’li senatör Lindsey Graham’ın İran savaşının arkasındaki gerçek yönlendirici olduğu ortaya çıktı. “Trump’a fısıldayan adam,” hem Netanyahu’nun hem Zelenski’nin akıl hocasıydı ve onlara Trump’ı ikna etme taktikleri veriyordu. 

2 Ağustos 2026

ABD’nin en etkili siyasi figürlerinden biri olan Cumhuriyetçi Partili senatör Lindsay Graham’ın ani ölümü, kısmen bilinen ya da tahmin edilen bazı gerçekleri net bir şekilde su yüzüne çıkardı.

Graham, ABD’nin en “şahin” Cumhuriyetçilerinden biri ve hem İran savaşının hem de Ukrayna savaşının en başta gelen savunucusu olarak tanınıyordu. Ancak geçen hafta Graham’ın bundan fazlası olduğu ortaya çıktı. Bütün dünya İran Savaşı’nı İsrail Başbakanı Netanyahu’nun başlattığına inanırken, onun arkasındaki “danışmanın” Graham olduğu kesinleşti.

İngiliz yönetmen Alex Holder tarafından çekilen ve birkaç ay içinde yayınlanması planlanan “Lindsey’s Game” (Lindsey’in Oyunu) adlı belgeselin, geçen hafta sızdırılan bazı ham görüntüleri, senatörün bu savaşı başlatmak için nasıl yıllarca çalıştığını kendi sözleriyle gözler önüne serdi. 

Bu belgesel görüntüleriyle birlikte daha önce yayınlanan bir dizi haber ve kulis bilgisi de değer kazanarak, İran ve Ukrayna savaşlarına “sponsorluk” yapan Graham’ın ABD’yi savaşa sürüklemekte nasıl merkezi bir rolü olduğunu ortaya koydu.

Netanyahu’nun “koçu” Lindsay Graham’dı

Konuyu anlamak için bu yılın 6 Mart’ında yayınlanan bir Wall Street Journal (WSJ) haberine dönmemiz lazım. “Lindsey Graham’ın Trump’ı İran’a saldırmaya ikna etme serüveni” başlıklı haberde, Graham’ın Trump’ı savaşa ikna etme konusunda en başarılı kişi olduğu belirtilerek örneklerle onun kafasında bu konuya nasıl canlı tuttuğu anlatılıyordu.

WSJ’a göre Graham, o dönemde “İran konusunda ikna edici bir argüman oluşturmak üzere” birkaç kez İsrail’e giderek istihbarat teşkilatı mensuplarıyla görüşmüştü. “İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile görüşerek, harekete geçmesi için başkana nasıl baskı yapması gerektiği konusunda” ona rehberlik etmişti. Netanyahu da tavsiyeleri uygulamıştı. 

Bilindiği gibi Netanyahu, Trump’a Beyaz Saray’daki Kriz Odası’nda, Mossad Başkanı’nın da on-line olarak katıldığı bir sunum yapmış ve ellerindeki “istihbarat bilgilerini” aktararak onu harekete geçmeye ikna etmişti. İstihbarat şuydu: İran en zayıf anındaydı. İran liderlerinin bir toplantısı vardı ve o toplantı vurulursa savaş kısa sürecekti. Rejim devrilecekti. Trump “iyi fikir” dedi ve hava saldırısı emrini verdi. 

Belgeselin sızdırılan bir parçasında, Graham ekran karşısında Trump’ın İran’a saldırı açıklamasını yardımcılarıyla birlikte kahkahalarla izliyor ve “bakın ne yaptık” (neyi başardık) diyor. (Sevinçten) “neredeyse ağladığını” söylüyor. “Kaç yıldır bunun peşindeydik” diyen Graham, Trump ve Netanyahu ittifakını, II. Dünya Savaşı’ndaki Roosevelt ve Churchill ortaklığına benzetiyor. (Kayıtlar burada ve bir CNN haberine dönüşmüş haliyle burada izlenebilir. WSJ’ın bu kayıtlarla ilgili başlığı da şu: “Yayınlanmamış belgesel görüntüleri, Graham’ın İran savaşı için yaptığı takıntılı baskıyı ortaya çıkarıyor.”)

Graham 2023’ten beri yönetmen Alex Holder’ın kendisini izlemesine izin vermiş. Dünya liderleriyle buluşmalarını kayda geçirtmiş. Önünde önemli kişilerle telefon konuşmaları yapmış. Bunlardan biri Netanyahu ile yaptığı bir telefon konuşması ve bu konuşmada Netanyahu, “Şimdi İran’a odaklanıyoruz” diyor. 

Senatör Lindsay Graham, belli ki savaş çıkarmak dahil, tüm yaptıklarıyla gurur duyuyor ve bunların kamuoyunca da bilinmesini istiyordu. Peki Graham’ın motivasyonu neydi? El Cezire’nin aktardığına göre Graham 8 Martta Fox televizyonuna, “Bu rejim devrildiğinde, yeni bir Ortadoğu ortaya çıkacak ve biz de bir ton para kazanacağız,” demişti. Bu kadar basit miydi? 

Graham 20 yıldır Ortadoğu’daki bütün ABD müdahalelerini desteklemişti

En şahin senatörlerden biri olarak görülen Graham, yirmi yılı aşkın bir süredir, ABD’nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da gerçekleştirdiği tüm askeri müdahaleleri desteklemişti. 2003’teki Irak Savaşı, Suriye ve Libya’ya yapılan müdahaleler, Graham’ın desteklediği harekâtlar arasındaydı. Savaşlar, müdahaleler ve iç savaşlar bu üç ülkenin de yerle bir olmasına neden olmuştu. 

Irak Savaşı’nda 270.000’den fazla Iraklı sivil hayatını kaybetmişti. Libya uzun süre iç savaştan kurtulamadı. Hâlâ bölünmüş durumda ve iki rakip grubun kontrolü altında. Suriye’de 300.000’den fazla kişi hayatını kaybetti ve Suriye’nin savaş öncesi nüfusunun yaklaşık yarısı yerinden edildi; bu durum, Avrupa’ya kadar uzanan bir mülteci krizine yol açtı.

Graham, İran savaşında Suudi Arabistan’ın ve Körfez Ülkeleri’nin aktif olarak yer alması gerektiğini savunuyordu. Mücadelenin kapıları önünde gerçekleştiğini belirterek, “Eğer şimdi ordunuzu kullanmaya istekli değilseniz, ne zaman istekli olacaksınız,” diyordu. En çok Suudi Arabistan’ı eleştiriyordu. (Graham’ın Güney Carolina’da toprağa verildiği gün, sabaha karşı, Irak’taki İran destekli milis gruplarına yönelik ABD-Suudi Arabistan ortak hava saldırısı düzenlendi.)

Graham, 2016 yılında Cumhuriyetçi başkan adaylığı için yarışmış, ancak ön seçimler başlamadan adaylıktan çekilmişti. Trump’ın 2016 seçim kampanyası sırasında onu sert ifadelerle eleştiren Graham, görevi devraldıktan bir yıl kadar sonra Trump’ın Kongre’deki en yakın müttefiklerinden biri haline geldi ve her iki başkanlık dönemi boyunca onu destekledi.

Graham, Ocak 2019’da Senato Yargı Komitesi Başkanı oldu ve bu görevi Ocak 2021’e kadar sürdürdü. Bu dönemde Graham, Trump tarafından aday gösterilen 200’den fazla muhafazakar federal yargıcın jet hızıyla onaylanma sürecini yönetti. Asıl önemlisi, Trump’ın Yüksek Mahkeme’ye (Anayasa Mahkemesi) aday gösterdiği muhafazakar yargıçların onaylanmasında başrolü oynamış olmasıydı. Bir anlamda Trump’ın iktidar mimarisinin en önemli taşlarını Graham dizmiş, rejim değişikliği peşinde koşan Başkan’ın hükümet olmaktan iktidar olmaya geçişinin bir numaralı “kolaylaştırıcısı” olmuştu. 

Trump 2020’de seçimleri kaybettiğinde, birçok Cumhuriyetçinin aksine, Graham, Biden’ın hakkıyla kazandığını savunmuş, buna karşılık 6 Ocak’ta Trumpçıların parlamentoyu işgalinin incelenmesi için kurulacak komisyona “hayır” oyu vermişti. 

Türkiye ve Türk Amerikalılar Kongre Grubu (Türkiye Grubu) üyesi olan Graham, Trump’ın ilk döneminde, Ocak 2019’da Ankara’ya gelerek Külliye’de 2,5 saat Cumhurbaşkanı Tayyip Erdogan ile görüşmüştü. Konu Suriye’ydi. Bu görüşmenin ardından birlikte Fazıl Say’ın “Truva Sonatı” konserini izlemişlerdi. 

Senatörün cenazesinin perde gerisinde dahi savaş vardı

11 Temmuz’da “kısa ve ani bir hastalık” sonucunda ölen senatör Lindsay Graham için geçen hafta Salı günü Washington Ulusal Katedrali’nde devlet töreni yapıldı. Törene, Graham’ı yakın dostları olarak niteleyen, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski de katılmıştı. Bu törenden önce her iki lider ayrı ayrı Trump ile Beyaz Saray’da görüştü. Görünüşe göre Graham, toprağa verilirken dahi her iki savaşın da gidişatı üzerinde etkisini sürdürüyordu.

İlk görüşme Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’yleydi. Trump’un J.D.Vance ile bir olup Zelenski’yi Beyaz Saray’da dünya basınının önünde azarlamasının üzerinden bir buçuk yıl geçmişti. Bu bir buçuk yıl içinde Ukrayna hem Rusya’yı yerine mıhlamayı başardı hem de kendisinden beklenmeyen bir şekilde, Rusya’nın ulaşım altyapısına, enerji ve petrol tesislerine, askeri ve ticari lojistik hatlarına/merkezlerine, hatta başkentine sayısız başarılı saldırı düzenledi. Dünyanın önde gelen silah ve mühimmat üreticilerinden biri oldu. 

Zelenski, İran savaşında Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne 200’den fazla anti-dron uzmanı gönderdi. Bu ülkelerle 10 yıllık savunma işbirliği anlaşması imzaladı. Karşılığında da fosil yakıt ve enerji tedariki garantisi ile doğrudan finansal destek ve stratejik yatırım sözü aldı 

Zelenski artık, Trump’ın sevmediği “kaybedenler”den biri ve Putin’in şartlarını kabul ederek savaşı sonlandırmasını istediği kişi değildi. Ne olmuştu da, Zelenski bu kadar değişmişti? Nasıl olmuştu da Trump, ABD basınının tabiri ile, “Zelenski’ye ısınmaya başlamıştı;” ona karşı tavrını kökten değiştirmişti? Bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey Lindsay Graham’ın Zelenski’nin de akıl hocası olduğuydu. Bu yüzden Trump-Zelenski görüşmesi “çok sıcak ve olumlu” geçmişti. 

Graham, 11 Temmuz’daki ani ölümünden hemen önce, biri 8 Temmuz’da Ankara’da (NATO Zirvesi sırasında), biri 10 Temmuz’da Kiev’de olmak üzere iki kez Zelenski ile görüşmüştü. Konu muhtemelen Ukrayna’nın acil hava savunma ihtiyaçlarının karşılanması ve Rusya’ya uygulanan ambargonun genişletilmesiydi. Nitekim Ankara Zirvesi sırasında Trump Ukrayna’nın Patriot füzeleri üretmesine yeşil ışık yakmıştı. Ancak bu uzun bir süreçti. Aradaki zamanda füze tedariki ihtiyacı bakiydi. 

Trump’ın dikkatini İran’dan Ukrayna’ya çevirmesi için Zelenski’nin uyguladığı görüşme taktiği, İran savaşı ile Ukrayna savaşının aynı zeminde buluştuğunu göstermekti. Zelensky, Ukrayna istihbaratının, Rusya’nın Tahran ile uydu görüntülerini paylaştığına ve bu sayede İran’ın ABD askeri tesislerine ve Körfez ülkelerine saldırmasına imkân sağladığına dair kanıtlara sahip olduğunu ileri sürüyordu. Ayrıca, İran ve Rusya Hazar Denizi üzerinden birbirlerine askeri lojistik destek veriyordu. Bu görüşü pekiştirmek için olsa gerek, Zelenski Graham’ın cenazesi için Washington’a gelmeden önce, Ukrayna dronları, Hazar Denizi’nde seyreden bir İran nakliye gemisini hedef almıştı. Dünya basını bu gelişmeyi “İki savaş birleşiyor mu,” nidalarıyla karşıladı. “Halim-selim” Zelenski’nin nasıl böyle şahinleştiği, bu akılları kimden aldığı sorgulanmadı. 

Graham’ın Netanyahu üzerindeki büyük etkisi geri mi tepti?

Savaşın uzamasının kendi gelecek planlarını bozduğunu fark eden Trump, barışı zorlamaya başladığında Netanyahu’nun “sabotajı” ile karşılaştı. Barışın şartlarından biri Lübnan’da ateşkesin sağlanmasıydı. Lübnan’ın güney kesimini işgal eden Netanyahu’nun burada savaşı sürdürmesi Trump’ı deli etmişti. 

Trump’ın kapalı kapılar ardında Netanyahu ile ilgili küfürlü ifadeler kullandığı söyleniyordu. Nitekim, Axios ve WSJ’ın aktardığı, Trump’ın da bizzat doğruladığı bir telefon görüşmesinde Trump, Lübnan ile sürekli savaşan Netanyahu’ya sinirlenerek yüzüne karşı “Sen lanet olası bir deli misin? diye bağırdığı ortaya çıktı

Netanyahu’nun İran’ın yer altındaki yeni nükleer tesisiyle ilgili istihbaratı Trump’la gizlice paylaşmak yerine dünya kamuoyuna ilan etmesi üzerine Trump, Fox TV’ye, “İstihbarat almak için Bibi’ye (Netanyahu) ihtiyacım yok. Orada ne olduğunu zaten çok iyi biliyoruz. Bibi bunu sadece beni savaşın içinde tutmak istediği için dünyaya duyuruyor,” dedi.

Çatışma iyice su yüzüne çıkmıştı. Netanyahu sürekli Trump ile görüşmek istiyor ama randevu alamıyordu. Cenaze öncesindeki görüşmenin olup olmayacağı da son ana kadar belli değildi.

Trump ile görüşmeyi garantilemek için Netanyahu, Güney Lübnan’daki birkaç “pilot bölgeden” İsrail güçlerini geri çekmeyi kabul etti. Ayrıca İsrail’in, Trump başkanlığındaki “Barış Kurulu” üyelerinin Gazze’ye girişine izin vereceğini duyurdu.

Sonuçta görüşme gerçekleşti. Trump, nezaketen olduğu izlenimini uyandıran bir ifade ile, kendi sosyal medyasında, görüşmenin “çok iyi” geçtiğini ve “birçok önemli konunun” konuşulduğunu yazdı. Netanyahu ise “yaptığımız en iyi görüşmelerden biri” dedi ve iki liderin İran’ın nükleer silah edinmesini engelleme konusunda ortak hedefe bağlı olduklarını söyledi.

Konuşmada Türkiye de gündeme gelmişti. Trump Netanyahu’nun Suriye’den çekilmesini istemişti. Suriye’nin ABD kontrolünde normalleşmesi öngörülüyordu. Ancak İsrail’in Suriye’nin güneyindeki askeri varlığı işleri bozuyordu. İsrail basınına, hükümet kaynaklarından sızdırıldığı anlaşılan bir habere göre Netanyahu, Trump ile görüşmesinde bir harita açarak, İsrail’in güvenlik gerekçesiyle Suriye topraklarının binde 1’ini kontrol altında tutarken, Türkiye’nin Suriye topraklarının yüzde 5’inde askeri varlığı olduğunu anlatmıştı.

İran savaşının geleceğine ilişkin toplantıda neler konuşulduğu belirsiz. İsrail’in sürmekte olan savaşta bir rolü olup olmayacağı da belirsizliğini koruyor. Ancak, Netanyahu’nun Trump üzerindeki etkisinin tümüyle ortadan kalktığı da söylenemez. Trump yönetimi 22 Temmuz’da Suudi Arabistan’la sivil nükleer iş birliği anlaşması imzalandığını duyurdu. Ancak 23 Temmuz’da Trump, bir son dakika yön değişikliği yaparak, Suudi Arabistan’ın İbrahim Anlaşmaları’na katılıp İsrail’le ilişkilerini normalleştirmesi ve sivil maksatlı uranyumu zenginleştirmemesi halinde anlaşmanın geçerli olacağını açıkladı. Bu değişikliği, Marko Rubio üzerinden Netanyahu sağlamıştı. 

“Maktulü nasıl bilirdiniz?” – “İyi bilmezdik.”

Bütün bu gelişmelerde Graham’ın rolünün nerede başlayıp nerede bittiğine ilişkin bilgiler belki de hakkında yapılan belgeselin 400 saatlik ham çekimleri arasında bir yerde duruyor. Öyle görünüyor ki, “Lindsey’in Oyunu” belgeselinin yayınlanması, yayınlanmaması veya ayıklanarak yayınlanması, önümüzdeki ayların en önemli olaylarından biri olacak. Belki de ham çekimlere “ulusal güvenlik” gerekçesiyle el konulacak. Bir tek şeyi kesin olarak söyleyebiliriz: ABD’nin Ortadoğu’daki her müdahalesini destekleyen, Zelenski ile Netanyahu’nun arkasındaki figür olan, Trump’ı hükümet olmaktan iktidar olmaya taşıyan adamın, gerçek motivasyonunun ne olduğu, ya da daha komplocu bir tonla söylersek, asıl onun arkasında kimlerin olduğu her durumda karanlıkta kalacak.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.