Dünya Kupası, Lakers, Liverpool… Sırada ne var?  Cengaver taraftar, sermayeye karşı…  

Spora sermaye yeni girmedi. Ama sanki bu kez farklı bir durum var. Popüler sporlara ABD’de eğlence endüstrisi olarak bakılıyor ve bu durum küresel planda yaygınlaşacak. Teknoloji dışı alternatif yatırım alanları aranıyor. Gözler ikonik markaların üzerinde. 

23 Ağustos 2026

Baştan söyleyeyim, bu yazı futbolla, basketbolla ilgili değil. Değişen dünya ahvalinin, popüler spor dallarında da yerleşik düzeni alt üst etmeye başlamasıyla ilgili… Baş rollerde FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun yanı sıra, Amazon’un sahibi Jeff Bezos, Trump’ın damadının kardeşi Joshua Kushner de var.

Bu yazıyı tetikleyen geçen hafta fırlatılan üç “işaret fişeği”ydi. Önce NBA’in efsane takımlarından Los Angeles Lakers’ın çoğunluk hisselerinin satılması için ön anlaşmanın gerçekleşmiş olduğu açıklandı. Ardından, İngiltere Premier Ligi’nin bir başka efsane takımının, Liverpool’un azınlık hisselerinin bir grup yatırımcıya satılacağı haberi geldi. Hafta sonuna doğru ise FIFA Başkanı’nın istifası için taraftar kuruluşlarının imza toplamaya başladığı duyuruldu. 

Futbol taraftarı FIFA Başkanı’na karşı ağırlığını koydu

“Futbol, stadyumları dolduran, kulüplerini ve milli takımlarını zaferlerde de hayal kırıklıklarında da destekleyen, ülkeler ve kıtalar arasında seyahat eden, bu sporu bir nesilden diğerine aktaran ve yılın her günü onu yaşatan insanlara aittir.”

Her kıtadan yüz milyonlarca taraftarı temsil eden taraftar örgütlerinin change.org’da açtıkları imza kampanyasının metni bu sözlerle başlıyor. Metinde, kampanyanın amacı, “Gianni Infantino’nun istifasını ve FIFA’nın yeniden yapılandırılmasını” sağlamak olarak tanımlanıyor. Kampanya’yı örgüt olarak imzalayan tüm dünyadan 44 taraftar kuruluşu var. Şu ana dek on binlerce bireysel taraftar da kampanya metninin altına imza atmış durumda.  

Kampanya metni konuyla ilgili en can alıcı noktaya da parmak basıyor. FIFA Başkanı Infantino’nun “projesini” sadece milyonlarca futbolseverden değil, FIFA’nın kendi üyelerinden de gizlediğini ortaya koyuyor. Bir tür “tek adam rejimi”nden söz ediyor yani…

Neydi Infantino’nun “futbolun ruhunu satmak” diye nitelenen projesi?

Nobel barış ödülünü alamayan Trump’a, kendi yarattığı bir “Barış Ödülü”nü veren, Trump’ın isteği üzerine, Dünya Kupası finallerinde kırmızı kart gören ABD’li futbolcunun cezasını kaldırtan, “Trump yalakası” diye anılan FIFA Başkanı Gianni Infantino, Dünya Kupası’nın ticari haklarının bir kısmını özel sermaye (private equity) şirketlerine satmayı planlıyordu.  Hatta New York Times’ın spor gazetesi The Athletic’te Perşembe günü yayınlanan bir haberde, Infantino’nun, geçen yıl, 15 yaş altı bir “Dünya Kupası” etkinliği geliştirilmesi ve ticarileştirilmesi olasılığını yatırımcılarla “değerlendirdiği” bildiriliyordu.

Avrupa futbolunun patronu UEFA başta olmak üzere, Kuzey Amerika ve Asya futbol konfederasyonları Infantino’nun projesine sert tepki gösterdi. 55 federasyonun üye olduğu UEFA, oy birliği ile, Dünya Kupası’nı boykot etme kararı aldı. Infantino’nun 8 başkan yardımcısından 5’i projeyle ilgileri olmadığını ve tasvip etmediklerini açıkladı; en yakın çevresinden kıdemli bir danışmanı ve operasyon direktörü istifa etti.   

Infantino rüşvet ve şantaj silahlarını da kullandı. Elde edilecek 20 milyar doların büyük kısmını üye federasyonlara dağıtmayı vaat etti (ülke başına söz verilen altyapı fonu 8 milyon dolardan 20 milyon dolara çıkarılacaktı). Ardından plana karşı çıkan ülkelerin bu fonlardan mahrum bırakılacağı tehdidi ortaya atıldı. Bütün bunlar para etmedi. Sonunda Infantino, 31 Temmuz’da projeyi rafa kaldırdığını açıkladı.

FIFA ile NBA’in bağlantı halkası: Joshua Kushner

Infantino’nun açıklamasından bir gün önce The Guardian, projeyle ilgili bir yorumda, “Eğer bu hikayede bir Donald Trump bağlantısı bekliyorsanız, işte burada: Potansiyel yatırım grubunun başındaki isim… Trump’ın damadı Jared Kushner’ın kardeşi Josh Kushner” diyordu. Jared Kushner’i hatırlayacaksınız: Hani şu Trump’ın gölge dışişleri bakanı gibi Ortadoğu’da hem siyaset hem ticaret yapan, İran’la barış görüşmelerine katılan, yakın zamanda İsrail Başbakanı Netanyahu’yu Trump’ın Gazze planına ikna etmek üzere İsrail’e giden damat… Joshua Kushner işte onun kardeşi… Belki de Infantino’nun 2023’ten beri gündeminde olan projesinin canlandırılmasında, Joshua Kushner ve arkadaşlarının rolü olmuştu.

Peki bu ekip, Dünya Kupası’na ortak olma projeleri suya düşünce ne yaptı? Üç haftadan az bir süre içinde rotasını Los Angeles (LA) Lakers’a çevirdi. NBC News’un haberine göre, Lakers’ı satın almadan hemen önce Joshua Kushner, iş ortağı, Disney’in eski CEO’su Bob Iger ile birlikte NBA’in Las Vegas’ta kurmayı planladığı yeni genişleme takımını (Expansion Team) satın almak için resmi girişimlerde bulunuyordu. Genişleme takımı, NBA’de takım sayısını artırmak için yönetimin sıfırdan kurulmasına izin verdiği ve 7-10 milyar dolar gibi büyük giriş ücretleriyle faaliyete geçen takımlara deniyor. Bu yolla lige en son 2004’te Charlotte Bobcats katılmıştı. 

Kushner ile Iger, Mark Walter’ın Lakers’ı satma niyetini duyar duymaz genişleme takımı projesini bir kenara atıp Walter’a Lakers’ın %65 hissesini 12,5 milyar dolarlık toplam değer üzerinden satın almayı teklif ettiler.

Mark Walter fena halde nakite sıkıştı.

Alanın niye aldığı bir tarafa, satan niye satıyor?

12,5 milyar dolar, NBA’de bugüne kadar bir takıma biçilen en yüksek değer… Ama, bir “genişleme takımına” 7-10 milyar dolar arası bir para ödenen bir “piyasada” efsane bir takımın %65 hissesine sahip olmak için 8,1 milyar dolar ödeyecekseniz, buna “kelepir” denmez de ne denir?  

Nasıl oluyor da böyle kelepir bir fırsat ortaya çıkıyor? Madem bu karlı bir yatırım, satan niye satıyor? Bu hisselerin satıcısı konumundaki, Mark Walter, hisseleri satın aldığı Buss ailesine o zamanki rekor teklifi yapan ve 10 milyarlık değer üzerinden 6,5 milyar dolar ödeyen bir yatırımcı… Satın alma işlemini NBA yönetimi geçen Ekim’de onaylamış. Yani, satın alma anlaşmasından 14 ay sonra, NBA onayı daha birinci yılını doldurmadan, aldığı hisseleri %25 kârla satıyor Mark Walter. Reddedilemez bir teklifle karşılaşmış ve kabul etmiş, öyle mi? Değil. Bu kadar basit değil. 

Mark Walter, sahibi olduğu sigorta şirketlerinden kendi iş imparatorluğuna usulsüz şekilde milyarlarca dolar aktardığı iddiasıyla çok kapsamlı bir federal dolandırıcılık soruşturması altında… İddiaya göre Walter, sigorta poliçesi sahiplerinin paralarından oluşan havuzdan 16 ila 21 milyar dolar arasındaki bir tutarı, paravan aracı kurumlar kullanarak gizlice kendi şirketlerine (ve dolaylı olarak spor yatırımlarına) fon olarak aktarmış. Bu aktarımları da “kendisiyle ilişkisi olmayan” şirketlere “kredi vermek” şeklinde muhasebeleştirmiş. 

Walter, LA Lakers hisselerinin satışından elde ettiği nakdi (aralarında beyzbol liginin efsane takımlarından LA Dodgers’ın da bulunduğu) başka yatırımlarını elden çıkararak edinecekleriyle birleştirerek bilançosundaki, “kirli kredileri” temizlemekte kullanacak, yani sigortalılara ait olan parayı yerine koyacak. Bu konuda yetkililerle bir uzlaşma sağladığı söyleniyor.  Bu onu mali sorumluluk davalarından kurtarsa da ceza davalarından kurtaramayacak tabii…

İşte kelepir satışın hikayesi bu. Mark Walter bunları yapmıştır, yapmamıştır diyecek bir dayanağım yok. Sadece benim değil, kimsenin böyle bir dayanağı yok. “Mahkemeler bitince gerçek ortaya çıkacaktır” da diyemiyorum. Çünkü soruşturmayı başlatanlar arasında, Trump’ın bir numaralı iktidar “araçları” ABD Adalet Bakanlığı ve FBI ile Trump’a sadık bir başkanı olan Borsa Komisyonu var. Bunların ne kadar “gerçeğin” peşinde olacaklarını takdirinize bırakıyorum. Sadece, bu soruşturmanın LA Lakers’ı “kelepirleştirdiğini” düşünüyorum, o kadar…

Kushner ve Iger, LA Lakers’ı “çöpsüz üzüm” olarak istiyorlar

Buss ailesi, çoğunluk hisselerini Mark Walter’a satarken, %17,8’lik azınlık hisselerine sahip olmalarına rağmen, başkanlığın kendi ailelerinde ve onu temsilen Jeanie Buss’da (Lakers’a 10 NBA şampiyonluğu kazandıran efsanevi başkan Jeff Buss’un kızı) kalmasını anlaşmanın bir parçası haline getirmiş. Kushner ve Iger bu hisselere de talip olmuş. Önce reddedilmişler, sonra Jeanie dışındaki 5 kardeş satmayı kabul etmiş. Bu 5 kardeşle görüşmeler, kulübün “Guvernörü” (Başkanı) Jeannie Buss’ın arkasından yürütülmüş. 

Jeanie, 2017’deki bir mahkeme kararına dayanarak, vakıf mülkiyetindeki hisselerin satılabilmesi için vakfın resmi üç “eş-vasisinin” (Jeanie, Janie ve Joey Buss) birlikte onay vermesi gerektiğini ve kendi onayı olmadığı için satış kararının hukuksuz olduğunu savunuyor. 

Burada üzerinde durmak istediğimiz nokta, Kushnergillerin çoğunluk hissesi ile yetinmemesi, takıma “hiçbir baş ağrısı olmadan” sahip olmak istemesi…  Bu nokta Lakers’a nasıl baktıklarının bir göstergesi olarak kabul ediliyor.

“Gereksiz ayrıntılara” yer vermeyen bir resmi açıklama

Aslında Amazon’un kurucusu Jeff Bezos’un da içinde yer aldığı bir konsorsiyumun bir futbol efsanesi olan İngiliz Liverpool futbol takımından hisse satın aldığı haberleri önceki hafta basına sızmıştı. Ancak resmi açıklama geçtiğimiz hafta geldi. 

Haberler basına “Bezos Liverpool’u satın alıyor” diye yansımıştı ama, kulübün sahibi Fenway Sports Group’un (FSG) resmi açıklamasına göre, Liverpool’un azınlık hisselerinin satışı konusunda “1892 Holdings” adlı bir konsorsiyumla anlaşmaya varılmıştı. Açıklamada FSG’nin takımı yönetmeye devam edeceği bilgisi de veriliyordu. 

Liverpool’u satın almak üzere özel olarak kurulan ve bu nedenle de takımın kuruluş yılına atıfla “1892 Holdings” adı verilen konsorsiyumda göze çarpan isimler, İngiliz-Hintli milyoner iş insanı Amit Bhatia (konsorsiyum lideri), Amazon’un kurucusu Jeff Bezos ile Facebook kurucu ortağı Eduardo Saverin ve ABD’li girişimci Bryan Baum’du.

Resmi açıklamada satılan hisse miktarına yer verilmemişti. Basına sızdırılan ilk bilgilerde satışa konu hisse oranının %30-33 civarında olduğu belirtiliyordu. Ancak, The Athletic ve BBC Sport gibi kaynaklar, kısa sürede, konsorsiyumun kulübün %38’lik hissesini satın aldığını ve 12 ay içinde çoğunluğu elde etmesini sağlayacak bir payı daha alma opsiyonuna sahip olduğunu ortaya çıkardı.  

Kulübün sahibi FSG, yakında kulübün kontrolünü devredebileceği “ayrıntısına”, açıklamasında yer vermemişti. Ayrıca, FSG “yönetim bende olacak” demişti ama, BBC Sport’un haberine göre, konsorsiyumun lideri İngiliz-Hintli milyoner iş insanı Amit Bhatia, Liverpool’un genişletilmiş yönetim kuruluna başkan yardımcısı olarak katılacaktı. 1892 Holdings’in hissedarı ve Saverin’in eşi Elaine Saverin ile K5 Global’in kurucu ve yönetici ortağı Amerikalı girişimci Bryan Baum da yönetime girecekti. Jeff Bezos pasif ortak olarak kalacak onu Baum temsil edecekti. 

Açıklamaların gerçeği tam olarak yansıtmamasına Liverpool taraftarı hemen tepki göstermişti. İngiltere’nin ilk, dünyanın önde gelen taraftar sitesi “This is Anfield” (Burası Anfield – Anfield Liverpool’un stadyumu) daha çok basındaki yorumlardan alıntılar yaparak, Liverpool anlaşmasının bildirildiğinden daha büyük olduğunu duyuruyor ve FSG’nin neden şeffaf davranmadığını sorguluyordu. 

Sitede ayrıca Liverpool taraftar grubu “Spirit of Shankly”nin (Shankly Ruhu) henüz onaylanmayı bekleyen anlaşmanın “durum tespiti”nin yapılmasını sağlamak amacıyla bağımsız futbol düzenleme kuruluyla temasa geçtiği duyuruluyordu. Yani, bağımsız kuruldan, anlaşmanın iç ve dış kurallara uygunluğunu, alıcının güvenilirliğini, ödenen rakamı vb incelemesi istenmişti. 

Bezos İngiltere’de imajını güçlendirme peşinde mi?

Amit Bhatia, İngiliz Futbol camiasının yabancı olmadığı bir isimdi. Dünyanın iki numaralı çelik devi ArcelorMittal’in kurucusu Hintli milyarder iş adamı Lakshmi Mittal’ın damadı olan Bhatia, 18 yıl boyunca bir başka ünlü İngiliz takımı olan Queens Park Rangers’ın ortağı ve yönetim kurulu üyesiydi. Geçen ay bu kulüpteki hisselerini elden çıkarmıştı. Yaklaşık 17 milyar dolarlık serveti olduğu belirtilen Mittal ailesi, konsorsiyumun arkasındaki en büyük finansal destek olarak niteleniyor. Buna rağmen bu satın alma operasyonunda, katılım payı muhtemelen Mittal ailesinden daha küçük olan, 256 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin kişileri arasında yer alan ve Trump’a yakınlığıyla bilinen Bezos’un ismi öne çıkıyor.

Liverpool’un taraftar sitesine göre FSG, sattığı hisse karşılığında 2 milyar pound (2,7 milyar dolar) almıştı. (Satılan hisseyi %38 olarak alırsak, Liverpool’un bugünkü piyasa değeri 5,2 milyar pound yani 7,1 milyar dolardı.) Bezos bu tutarın tamamını ödese dişinde kırıntı olurdu. Peki, neden bu nispeten küçük yatırıma girişti?

Bezos’un İngiltere’de, başta Amazon’un yerel operasyonlarını destekleyenler olmak üzere milyar dolarlık yatırımları var. Bunlar arasında bir start-up şirketine yaptığı yatırım stratejik önemde… Aynı start-up şirketine İngiltere hükümeti de yatırım yapmış durumda. Guardian’ın bir ay önce duyurduğuna göre, CuspAI adlı Cambridge merkezli bu şirket, “nadir malzemeler”le ilgili bir İngiliz yapay zeka girişimi… Bezos’un aynı ölçüde stratejik bir başka yatırımı ise, Elon Musk’ın Starlink projesine rakip olarak geliştirilen ve uydu bazlı geniş bant internet sunmayı hedefleyen küresel “Project Kuiper” ağının İngiltere ayağı. 

Liverpool ortaklığı, geleceğe dönük olarak, Bezos’un İngiltere’deki imajını güçlendirme atağı mı? Bunun için bir futbol takımına, hele Liverpool’a yatırım yapmak doğru seçim mi?

Alıcılar ve satıcılar taraftardan, taraftar yeni patronlardan korkuyor

Yanlış anlaşılmasın, Liverpool çok başarılı bir takım. Premier Lig’de 20 şampiyonlukla kupayı en çok kaldıran ikinci takım. Deloitte Football Money League 2026 raporuna göre İngiltere’nin birinci, Avrupa’nın beşinci en çok gelir üreten takımı. Bunda Avrupa kupalarındaki en başarılı İngiliz takımı olmasının büyük rolü var. “Doğru seçim mi” derken kastettiğim bu değil.

Liverpool öyle bir takım ki, onun taraftarını karşınıza almak istemezsiniz. Bezos ise daha sahaya adımını atarken “işçi sınıfı takımı”nın taraftarını çileden çıkartmış durumda. Yukarıda sözünü ettiğim ve anlaşmanın “incelenmesi” için bağımsız futbol düzenleme kuruluna baş vuran “Spirit of Shankly” taraftar grubunun aşağıdaki sözlerine bir göz atılırsa, ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir: 

“Bizler nesiller boyu emeğin, alın terinin ve dayanışmanın sembolü olmuş bir liman şehriyiz. … Kendi depolarındaki işçilerin en temel sendikal haklarını engelleyen, tuvalete gitme sürelerini bile kısıtlayan bir zihniyetin, Liverpool FC’nin yönetim kurulunda ya da arkasındaki sermayede yeri olamaz.” 

Kulübün efsanevi menajeri Bill Shankly’nin “Futboldaki sosyalizm, herkesin aynı amaç için çalışması ve ödülü paylaşmasıdır” sözünü hatırlatan taraftar grubu, “Shankly’nin değerleri satılık değildir,” diyordu. (“Burası Anfield”, “Asla yalnız yürümeyeceksin,” gibi sloganların, sonradan tüm kulüplerin benimsediği kondisyon antrenmanlarının mucidi, Anfield Stadyumu önüne heykeli dikilmiş Bill Shankly gerçekten bir sosyalistti.) 

İşte bu taraftardan korkulduğu için anlaşmanın ayrıntıları gizlenmiş, Liverpool’un kademeli olarak el değiştirmesi planlanmıştı. Hiç şüphesiz kulübün taliplisi sermaye grubu bunları biliyordu. Ama muhtemelen, taraftarın gönlünü büyük bir yatırımla, parlak transferlerle ve ardı ardına gelen başarılarla kazanabileceklerini düşünüyorlardı. Ancak taraftar şimdilik, “kupa kazanmak istiyoruz ama ruhumuzu da satmak istemiyoruz” modundaydı… 

Taraftar korkusu LA Lakers’ın satışında da vardı. O yüzden satış şimşek hızıyla gerçekleşmiş, takımın geleneksel yöneticileri (50 yıllık gelenek!) kabul edilen Buss ailesinin dışlanma operasyonu gizli tutulmaya çalışılmıştı. Taraftar, tepkisini, yerel basın üzerinden ve sosyal medya aracılığıyla ortaya koymuştu. Taraftarlar sosyal medyada büyük ölçüde Jeanie Buss’ın yanında saf tutarak “Buss mirasına sahip çıkılması” yönünde kampanyalar başlatmıştı. Taraftarın inancı takımın artık bir “finansal araç” haline geleceği, sadece finansal çıkarlar için değil, belki de politik çıkarlar için de kullanılacağıydı. 

Los Angeles’in bağımsız, yerel, ödüllü web platformlarından L.A.TACO’nun, “Lakers hâlâ Los Angeles’ın takımı mı?” başlıklı haberinde yer verdiği  taraftar röportajlarında bu görüşler tekrar tekrar dile getiriliyordu: “Bu, o gerçek Los Angeles havasını değiştirecek… Artık bir özel sermaye şirketi, bir borsa ekibi gibiyiz. Kazanmak ya da kültürümüzü sürdürmek için oynanan maçlar yerine, para için oynanan maçlar olacak gibi görünüyor. …Bu sadece sahiplik yapısında yaşanacak bir kültürel değişimden duyulan bir korku değil, aynı zamanda bu kuruluşu kendi daha büyük amaçları ya da mesajları için bir araç olarak kullanacaklarından duyulan korku da bir parça var.”

Tesadüflere inanırım, ama bu kadarı bana bile fazla geliyor…

Ben dünyada olan-biten her şeyin, belirli bir amaç doğrultusunda hareket eden “mihrak”larca önceden planlanmış olduğuna inananlardan değilim. Aksine, hayatın akışında tesadüflerin büyük rolü olduğunu kabul ederim. 

Yine de yukarıda anlattığım vakalar arasında dikkatimi çeken paralelliklerden söz etmeden geçemeyeceğim. “İşaret fişekleri” olarak tanımladığım, biri sonuçsuz kalmış üç “finansal faaliyet”in arkasındaki isimlerin hepsinin Trump ile yakın bağlantısı olması sizin de dikkatinizi çekmiştir. Olabilir. Dünya çapında sayılabilecek girişimlerin, dünya çapındaki aktörlerinin, dünyanın zirvesindeki adamla bir bağlarının olması gayet normal. 

Bir başka paralellik, Los Angeles ile Liverpool’un siyasi duruşlarıyla ilgili… Los Angeles “sapına kadar” Demokrat bir kent. Hatta ABD’nin bu açıdan en önde gelen kentlerinden biri. Oyuncularının bile çoğu Demokrat…  Liverpool ise ağırlığını uzun yıllardır İşçi Partisi’nden yana koymuş bir kent. Sosyalist Bill Shankly’nin geleneğini sürdürmekle övünüyorlar. Kendilerini İngiliz olmaktan önce Liverpoollu görüyorlar zaten… Her iki kentte de “kültürümüz elden gidiyor” endişesi belki biraz bu yüzden de var. Kulüpler “düşerse”, kent de düşer mi? (Aman tanrım, neler söylüyorum!)

İlginç olanı, LA Lakers’ı alan iki isimden Bob Iger’ın militan seviyede bir Demokrat olması. Buna karşılık Joshua Kushner daha ılımlı ama kendini “ömür boyu Demokrat” olarak tanımlıyor. Gerçi Jeff Bezos da eskiden Demokrattı. İnsanlar değişiyor. 

Kushner’in en yakınındaki isimlere bakınca biraz kuşku duyuyor insan: Open AI’ın Sam Altman’ı, Palantir’in Peter Thiel’i, Hintli petrol devi Mukesh Ambani, KKR & Co.’nun kurucu ortağı Henry Kravis, eski Goldman Sachs CEO’su Lloyd Blankfein ve TPG Capital CEO’su Jon Winkelried… Bu isimleri, Joshua Kushner hakkında övgü dolu bir yazı yayınlayan Wall Street Journal’dan öğreniyoruz.

ABD’de popüler sporlara “eğlence endüstrisi” olarak bakılıyor

Spora sermaye yeni girmedi. Bir itibar aracı veya siyasi otoriteye yanaşma vesilesi olarak kulüplerin kullanılması da yeni icat edilmedi. Ne iş yaptığı belli olmayan bir takım “iş adamları” kulüp başkanlığı ile kendilerine itibar satın aldılar. Az gelişmiş ülke milyarderleri ve oligarklar gelişmiş ülke kulüplerini satın alarak statü peşinde koştular. Şirketlerin adı stadyumlara yazıldı, formalara dikildi. Maç saatleri reklamverenlerin istekleri doğrultusunda değiştirildi. 

Ama sanki bu kez farklı bir durum var. Bu kez alanı finans-ekonomi-politika üçgeni tümüyle domine ediyor gibi. Geçmişte taraftarın “yeni başkan (patron) kulübün kültürünü değiştirecek” korkusu olmazdı. Zaten sektör dışından kimse gelip de başkan olamazdı. Gelen, her kimse, kulüp kültürünü değiştirmeyi aklından geçirmez, paşa paşa ona uyum sağlardı. Politik eğilim filan hiç söz konusu değildi.

Dünya Kupası gibi organizasyonlar pekala politik amaçlara alet edilebilirler. Katar Dünya Kupası belki bunun ilk örneklerindendir. Ancak bu aşamada ikonik, kurumsal yapısı olan, muazzam gelirler üreten spor kulüplerini bekleyen geleceğin, daha çok, finansal varlıklara dönüşmek olduğunu düşünüyorum. Popüler sporlara ABD’de eğlence endüstrisi olarak bakılıyor ve bu çerçevede yatırım yapılıyor. Bu durum küresel planda yaygınlaşacak. Sektörlerin gelenek yaratmış isimlerinin yerini bireysel yatırımcılar, konsorsiyumlar alacak. 

Özellikle teknoloji sektöründeki yatırımcılar büyük paralar kazanıyorlar. Ama yatırımlar dönüp dolaşıp aynı sektörde çakılıp kalıyor. Yapay zekanın balonunun patlamasından büyük korku duyuluyor. Teknoloji dışı alternatif yatırım alanları aranıyor. Bu arayış, gözlerin büyük gelir üreten markalara dikilmesine yol açıyor. Bu yeni bir yatırım stratejisi. Çok sürmez, lüks tüketimde, eğlence sektöründe benzeri el değiştirmelere şahit olabiliriz. Belirtiler var. Eğlence sektörünün bir parçası olarak görülen sporda ne bütün dallar, ne bütün kurumlar, takımlar hedefte… Ama Lakers’a Liverpool’a yeni isimler katılacak ve bunu ne yazık ki en cengaver taraftar dahi engelleyemeyecek.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.