Ada Notları 3

Kırk yıl boyunca "Yazlık almak ne kadar saçma... Yılda üç dört hafta kalacağın bir eve para yatıracağına her yıl başka bir yerde tatil yaparsın." demişliğim çoktur. Ta ki Bozcaada'yı görene kadar... Sonrası yavaş yavaş oldu. Ada yaşamına sindire sindire alıştım.

3 Ağustos 2026
İşte bana Bozcaada serisini yaz diyen girişimci gençler..

En önemli değerim özgürlük.

Oysa ada, bir taraftan insana bambaşka özgürlükler verirken, diğer taraftan etrafını ve ulaşımını sularla sınırlar. Belki de özgürlük tam olarak budur; sınırların içinde kendine ait bir hayat kurabilmek.

Adada yaşamın esası basitlik. Canınızın istediği koya giderken arabanın arkasına iki portatif sandalye atmanız yeterli. “Bugün başka bir yerde yiyelim” deseniz bile çok uzun sürmez; yine sevdiğiniz yerlere dönersiniz.

Adada kasmaya, övünmeye, hava atmaya pek rastlamayız. Rastlarsanız da uzun kalmadan o masadan uzaklaşırsınız.

Adanın ritüelleri var. Severseniz, hiç sıkılmadan onların içinde akıp gidersiniz.

Her salı akşamı saat altıda kurulan pazara gidip taze yumurta, sebze ve meyveleri bez çantanıza doldurup eve dönmek gibi. Her hafta pazarda rastlaştığınız uzak komşularla kısa sohbetler etmek gibi. Sabah yürüyüşünden sonra merkezde çay molası verip kahvaltılık simitleri sırt çantanıza koyarak eve dönmek gibi. Yeni sergileri gezmek, hatta açılışlarına katılmak gibi. Eş dostla haftada bir iki kez uzun sofralarda buluşup işi, gücü, bağı, bahçeyi ve çocukların geleceğini konuşmak gibi. Sevdiğiniz farklı dostları üç dört günlüğüne eve davet edip yılın özetini ve bilançosunu birlikte yapmak, uzun sohbetlere dalmak gibi.

Soğuk ama cam gibi denizine günde en az bir kez girmek gerekir

Adanın en sevdiğim yanı ise, gemiye yetişmek dışında gerçek bir koşturmacasının olmaması. Ada hayatı sakin ve yavaş akar. İş hayatındaki çeviklik, hız ve hedef tutturma telaşı burada yok.

Haziran’daki Bozcaada Yarı Maratonu belki de koşulması gereken tek şeydir. Öğleden sonra denizden çıkıp Vahit’te bira ve patates yemek ise yapılması gereken ritüellerdendir. Soğuk ama cam gibi denizine günde en az bir kez girmek gerekir.

Her gün aynı insanları görmek, selamlaşmak, iki dakikalık sohbetler etmek… Mahalle kültürünü seven benim gibiler için birebirdir.

Ben sevdiğim kitapları ve filmleri tekrar tekrar okumayı, izlemeyi de severim. Stajyer, Aile Arasında ya da Haruki Murakami kitapları gibi… Ada hissi de biraz buna benziyor. Her dönüşte aynı yere geliyorsunuz ama her seferinde başka bir şey keşfediyorsunuz.

Hayatımdan çıkardığım kelimelerden biri “vasat”. Burada o kelime pek kullanılmaz. “İyi” ve hatta “çok iyi” daha sık duyulur.

Sakın her şey mükemmel demek istediğimi sanmayın. Şikâyet edecek şey yok mu? Olmaz mı…

Formula pilotu gibi araç kullanan ve dehşet saçan taksi ve minibüs şoförlerini ilk sıraya yazabilirim. Ya da adaya en son yerleşenlerin bile “Ada çok doldu, her yer ev oldu.” söylemini…

Gerçekliği kesin var. Özellikle Akvaryum’a yakın yıllardır süren ucube site yapılaşması ve Sulubahçe’deki hapishaneyi andıran otel, geçerken gözümü kapattığım taş yığınlarından.

İşte özgürlük hissimi en çok burada yaşıyorum

Kırk yıl boyunca “Yazlık almak ne kadar saçma… Yılda üç dört hafta kalacağın bir eve para yatıracağına her yıl başka bir yerde tatil yaparsın.” demişliğim çoktur.

Ta ki Bozcaada’yı görene kadar…

Sonrası yavaş yavaş oldu.

Ada yaşamına sindire sindire alıştım.

Yeni dostlar…

Eski dostlar…

Uzayan sofralar…

Lezzetli yemekler…

Ada üzümlerinden yapılan şaraplar.

Karşı kıyıdan gelen nefis peynirler.

Rüzgârın altında kitap okumanın keyfi.

Sabah kuş sesleriyle uyanmak.

Gece gökyüzündeki yıldızları izlemek.

Her gün aynı yöne bakıp her seferinde başka bir şey görmek.

Yeni keşifler…

Yeni tatlar…

İşte özgürlük hissimi en çok burada yaşıyorum. İster yalnız kalabiliyorum, ister merkeze inip kalabalığa karışıyorum. İster kitabımı okuyorum, ister beş dakika sonra koyu bir sohbetin parçası oluyorum. İster bağda bahçede uğraşıyor, ister yazının başına oturuyorum.

En önemlisi de yavaşlayıp sadeleşebiliyor; ne üreteceğimi, nasıl yaşayacağımı düşünmek için kendimle baş başa kalabiliyorum.

Unutmamam gereken tek şey ise…

Dalgın dalgın yürürken taksilere dikkat etmek.

Tuğrul Ağırbaş Kimdir?

30 yılı aşkın süre ile Türkiye, Rusya ve CIS ülkelerinde FMCG alanında değişik görevler alan Tuğrul Ağırbaş, son 20 yıldır Efes’in global marka olma, satınalma ve birleşme projeleri ve yeni pazarlara giriş işlerini yürüten ekipte, büyüme odaklı projelere liderlik yapmıştır.

Pertevniyal Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu olan Tuğrul Ağırbaş öğrenim hayatı boyunca Kapalıçarşı’da değişik alanlarda çalışarak, ticareti ve tüketici davranışlarını öğrenme şansına sahip oldu.

İş hayatına 1990 yılına Anadolu Efes’te Pazarlama uzmanı olarak başlayan Ağırbaş, sırasıyla Proje Geliştirme, Satış ve Pazarlama’da görev aldıktan sonra, son olarak da değişik ülkelerde 16 yıl boyunca Genel Müdürlük görevlerini sürdürdü.

Anadolu Efes’in Rusya operayonunu 10 yıl boyunca yönetti ve dünyanın en büyük bira pazarlarından biri olan Rusya’da satınalma ve birleşmelerle firma pazar payını ikinciliğe taşıyan ekibe liderlik yaptı. Türkiye,Rusya ve çalıştığı diğer ülkelerde büyüme odağıyla çok sayıda yeniliği ve markayı tüketicisiyle buluşturdu.

Efes Türkiye Genel Müdürlük görevini yürüttüğü dönemde ise, marka ve kurumun topluma katkısını büyütme amaçlı, pazarı büyütmeye yönelik, bira kültürü oluşturma ve inovasyon, kültür, sanat, turizm ve spor alanında çok sayıda projeye öncülük etmiş ve tüm paydaşlara katkı sağlayan stratejileri hayata geçirmiştir.

İnovasyon ve yeni ürünlerin hem hızını artırma hem de etkisini büyütme amaçlı, inovasyon ve kurum içi girişimcilik çalışmalarını yapılandırarak ve ekosistemdeki çok sayıda girişimle işbirliği kurarak, Efes’in Start-Up dostu şirket olması yönünde çalışmalara öncülük etmiştir.

Halen çalışmalarını yurtiçi ve yurtdışı şirket ve girişimlere danışmanlık ve üst düzey yöneticilere koçluk yaparak sürdürmekte olan Ağırbaş, Türkiye’de kurumsal şirketlerin, girişimci kurumlara dönüşmesi vizyonu ile 2018’de kurulan ‘ Girişimci Kurumlar Platformu’nun danışma kurulu üyesi ve başkanıdır.

2022 sonunda, ortağı Zeynep Kurmuş ile birlikte, 40+ yaş ve kurumsal deneyimi olanlar için, birikmiş deneyim ve tecrübelerin yeni işlere ve girişimlere dönüşmesini sağlayan, üretim ve paketleme kampı Genwise girişimini hayata geçirmiştir.

Köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluma yayılacak yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek için 2016’da kurulan Köy Okulları Değişim Ağı- KODA’nın yönetim kurulunda görev almaktadır.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.