Pazartesi Notu…

10 Ağustos 2026

“Atlar da Vururlar” adlı bir filmde, Büyük Buhran yıllarında insanlar ekonomik çaresizlik içindeyken, bir dans maratonunda günlerce, haftalarca ayakta kalmaya çalışan kişiler anlatılır. 

Kazanan yalnızca bir çift olacaktır.

İnsanları küçük düşüren feci muameleyi nutkunuz tutularak izlersiniz.

Ama  filmdeki asıl meselesi o kadar da değildir;

İnsanlar, kazanma umudu üzerinden bir gösterinin parçasına dönüştürülmektedir.

Filmde, yarışamayacak kadar tükenmiş bir atın öldürülmesiyle, tükenmiş insanın hâlâ yarışmaya zorlanması arasında bir paralellik de vardır.

Ve insan  onurunu bu kadar küçük düşüren fırsatçılar da birer insandır.

Bugün dansın yerinde, bir yerlerde birazdan başlayacak  acayip bir koşturma ve çılgın hız var.

Ama kural aynı:

Durma.

Yetiş.

Daha hızlı ol.

Kaptır kendini. Görme başkasını. Bir de o halinle öğün.

Çağın sessiz şiddetlerinden biri de bu oldu.

İnsanı, tükenene kadar yarışmaya ikna edildi.

Sonra hâlâ ayakta durabilmek  için ne yapacağı ayrı bir mevzu olacak .

Bunun  için koca bir sektör var.

İlaçlar, takviyeler, gençlik vaatleri, yaşlıya kol kanat geren sen çok  yaşa e mi endüstrisi…

Yani şimdi yarışabilecek kadar ayakta kalmak da satılıyor.

Hem yollar, metrolar, uçaklar; hem eczaneler, hastaneler dolup taşıyor.

Etraf  kulaklara uyutma üfleyen pompacı dolu.

İsteyen istediği yere koşsun. Yolları açık olsun.

Ama  bu kadar  vahşileşen bencillikten iyilik çıkmaz.

Daha açık söyleyeyim:

Bence bir bok çıkmaz.

Her tercihin bir de sonu var çünkü.

İnsanları dış kapının dış mandalı olarak gören kibire aşina değiliz, kime neler hissettirdiğine gözünün ucuyla bile bakmadan yaşayanların kapısında herhalde çiçekle bekleyen de olmaz.

Zahmet edip kimse kapıyı açmasın yani.

Öyleleri sağ, biz selamet, bize müsade arkadaşlar.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.