Metin Münir sona doğru, doğup büyüdüğü adada elini üzerinden hiç çekmediği bahçesine çekildi.
Büyük denilen kentte insanlar çocukluğundan gelen yalnızlığını artırmışlardı.
Bir gün bana bir kendini rahatlatma tavsiyesi gibi, her sabah kalk ve birşeyler yaz, dedi.
Kendi o niyetle yazmaya başladıklarını bir zaman sonra bir romana dönüştürdü.
Başlangıçta adını “Bulutlara Bakmaya Doyamıyorum” koymuştu.
Bu başlığı sevmiştim.
Metin’e çok uygundu.
Çok tekbaşına bir insandı Metin, belki fazla yalnız.
Travmanın insanın göz bebeklerini kaskatı kestirdiğini, siz isteseniz de onların kolay gülmediğini yaşadıklarımdan öğrenmiştim.
Ben Metin’i yüzünü de gülerken pek görmedim.
Ama bakışlarının sık sık bir şeye takılmış gibi ve suskun dalışını biliyorum.
Bulutlara öyle bakardı.
İngiliz okulu eğitiminin okuma tutkusunun; orman korucusu babasının doğa merakının; ellerinde büyüdüğü aile kadınlarının ve esnaf lokantası işleten dedesinin gelişmiş ağız tadının ve Adalı ruhunun esası olduğunu biliyordum.
Sonra, “Saklı Adam” yaptı romanın adını, İstanbul’a birkaç önde yayınevine gönderildi.
Basmadılar.
İngilizcesi Kıbrıslı Türkçesinden muhakkak ki daha iyiydi.
Öyle yaz, dışarıda bastırmaya çalışırız, dedim.
Gençliğinde ölüme epey yaklaşmış bir mücahitti.
Yaşanmışları, kaybettiği ve unutmadığı arkadaşlarının Kıbrıs’ını da anlatıyordu romanında.
Belki Rumlar basar romanı, diyordum. Eğleniyorduk.
Neler nelere yayın şansı veren genç editörlere kızgınlığı insanlara duyduğu kırgınlığına eklenmeden, sık kullandığı o kelimeyle “boşver” dedi bana, o sayfa kapandı.
En az 10 kez okuduğumu sanıyorum o romanın manüskrilerini.
Orada yazdıklarıyla onu biraz daha tanıdım.
Son yazılışında şöyle bir bölüm vardı, değiştirdiği ad oradan mı geliyordu, sormadım:
“Kişi, yalnızken, kimi zaman bir saklı köşeye çekilir. Burada, bazen, kendine bile başkadır. Cemil o köşeye gidecek, oradaki adamla tek kişi olacaktı.”
Romanı basmadılar, ama Metin ardında böyle cümleler bırakabilmiş biriydi.
Bugün çekip gideli üç yıl oluyor.
Yetiştirdiği onca ağaç eminim mahsundur.