Moskova da Pekin de bağımsız bir Kürt devleti kurulmasını veya Ortadoğu haritasının etnik çizgiler üzerinden yeniden şekillendirilmesini desteklemiyor. Tercih ettikleri model çok daha açık: Kürtlerin yaşadıkları ülkelerde kimliklerini koruyarak, güvenlik ve refah içinde, eşit vatandaşlar olmaları.
Kürt meselesini yıllardır izlerken bana en öğretici gelen noktalardan biri, büyük güçlerin söyledikleriyle uzun vadeli devlet çıkarlarını birbirinden ayırabilmenin önemidir.
Washington, Moskova veya Pekin’in Kürtlere yaklaşımını “dostluk” ya da “düşmanlık” üzerinden okumak bizi fazla uzağa götürmez. Büyük devletlerin kalıcı dostluklarından çok kalıcı çıkarları vardır. Önce kendi güvenliklerini, egemenlik anlayışlarını ve bölgesel dengelerini düşünürler.
Rusya ile Çin arasında elbette ciddi farklar var. Moskova Kürt meselesini daha çok güvenlik, askerî denge ve büyük güç rekabeti üzerinden okuyor. Pekin ise egemenlik, istikrar, ayrılıkçılıkla mücadele, enerji güvenliği ve ekonomik bağlantılar üzerinden bakıyor.
Ama iki başkent önemli bir noktada buluşuyor: Kürtlerin haklarının, refahının ve kimliğinin korunması ile yaşadıkları devletlerin toprak bütünlüğünün korunması birbirinin alternatifi olmak zorunda değil.
Rusların Kürtlerle ilişkisi yeni değil. Sovyet döneminden Irak Kürt hareketine, PKK’dan Suriye Kürtlerine uzanan uzun ve zaman zaman oldukça karmaşık bir geçmiş var.
Moskova’nın geleneksel diplomatik mahareti de zaten birbirleriyle ihtilaflı aktörlerle aynı anda konuşabilmesidir.
Bunun yakın tarihteki dikkat çekici örneklerinden biri 2016’da Moskova’da Suriye Kürtleriyle bağlantılı bir temsilciliğin açılmasıydı. Rusya burayı diplomatik misyon olarak tanımadı; hukuken bir sivil toplum kuruluşu statüsündeydi. Ancak Moskova’nın Kürt aktörlerle doğrudan iletişim kanalını açık tutmak istediği açıktı.
Bunda şaşılacak bir şey yok.
Büyük güçler, yarın bölgesel denklemde rol oynayabilecek aktörlerle bugünden konuşurlar. Washington’ın yaptığı da budur, Moskova’nın yaptığı da.
Fakat Rusya’nın başka bir ilkesi en az bunun kadar önemli: mevcut devletlerin egemenliği ve toprak bütünlüğü.
Suriye bunun en açık örneği. Moskova Kürtlerin Suriye toplumunun bir parçası olduğunu kabul ederken, çözümün Suriye devletinin bütünlüğü içerisinde bulunmasını savunuyor. Putin de Kürt meselesinin çözülmesi gerektiğini söylerken bunu Suriye’nin toprak bütünlüğü ve Türkiye’nin meşru güvenlik kaygılarıyla birlikte ele aldı.
Rus formülünü ben şöyle okuyorum:
Kimliğini koruyan ve haklardan yararlanan Kürt vatandaşlar; fakat parçalanmış devletler ve sürekli yeniden çizilen sınırlar değil.
Bunun arkasında Rusya’nın kendi devlet yapısını görmek gerekiyor.
Rusya Federasyonu tek etnili bir devlet değil. Federasyon içerisinde Tataristan, Başkurdistan, Dağıstan, Çeçenistan ve Saha gibi farklı tarihsel ve etnik kimliklerle bağlantılı cumhuriyetler bulunuyor.
Dolayısıyla etnik kimliğin otomatik biçimde ayrı devlet kurma hakkına dönüştüğü bir uluslararası düzen, Moskova’nın kendi devlet anlayışı açısından da kabul edilebilir olmaz.
Rusya’nın Ortadoğu’daki toprak bütünlüğü hassasiyetini yalnız dış politika tercihi olarak değil, kendi devlet yapısının mantığıyla birlikte okumak gerekiyor.
Çin hikâyesinin benim için biraz daha şahsi tarafı var.
Pekin’de görev yaptığım yıllarda Kürt meselesinin Çin tarafında nasıl algılandığını yakından görme fırsatım olmuştu. Çin medyasında PKK ve Kürt hareketi konusunda kullanılan bazı ifadelerden rahatsız olduğumuzu Çinli muhataplarımıza aktardığımızı, Türkiye’nin hassasiyetlerini anlatmak için uğraştığımızı hatırlıyorum.
O dönemde Uygur meselesi de ilişkilerin arka planında sürekli vardı. Karşılıklı hassasiyetler zaman zaman birbirinin aynasında okunuyordu.
Sonraki yıllarda Suriye savaşı Çin açısından bu konuyu daha ciddi bir güvenlik meselesine dönüştürdü. Uygur kökenli militanların Suriye’de radikal örgütlere katılması Pekin’in dikkatini bölgeye daha fazla yöneltti.
Pekin’de konuştuğum üst düzey bir Çinli generalin Suriye’de Türkiye sınırına kadar gittiğini anlatması beni o dönemde oldukça şaşırtmıştı.
Çin açısından artık mesele yalnız uzaktaki bir Ortadoğu çatışması değildi. Kendi iç güvenliğine kadar uzanabilecek bir boyut kazanmıştı.
Çin’in tutumunu anlamak için yine kendi devlet yapısına bakmak gerekiyor.
Çin’de Sincan Uygur, Tibet, İç Moğolistan, Guangxi Zhuang ve Ningxia Hui özerk bölgeleri bulunuyor. Bunların siyasi ve hukuki yapısı Rusya’nın federal cumhuriyetleriyle aynı değil. Ancak Pekin açısından temel ilke son derece açık: etnik ve kültürel farklılıklar devletin egemenliği ve toprak bütünlüğü içerisinde yönetilmelidir.
Tayvan meselesini de buna eklediğinizde Pekin’in başka ülkelerde etnik temelli ayrılmayı teşvik etmesini beklemek gerçekçi olmaz.
Bu yaklaşımın Türkiye’nin hoşuna gitmeyen sonuçları da var.
Çin, örneğin Kıbrıs konusunda Türkiye’nin tezini benimsemiyor; Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunuyor. Bu da aslında aynı devlet doktrininin başka bir coğrafyaya uygulanması.
Dolayısıyla Çin’in Kürt meselesindeki yaklaşımını Türkiye’ye verilmiş özel bir destek olarak okumamak gerekir.
Pekin Ankara’nın tezini desteklemekten önce kendi egemenlik doktriniyle tutarlı davranıyor.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Toprak bütünlüğünü savunmak, Kürtlerin kimliğinin veya meşru haklarının yok sayılması anlamına gelmemeli.
Irak Kürdistanı bunun iyi örneği. Hem Rusya hem Çin Irak’ın toprak bütünlüğünü tanırken Erbil ile siyasi ve ekonomik ilişkiler kurabiliyor. Rus şirketleri enerji yatırımları yapıyor; Çinli şirketler ticaret, enerji ve altyapı fırsatlarını değerlendiriyor.
Bağdat’ın egemenliğini kabul etmek, Erbil ile güçlü ilişki kurmaya engel değil.
Bence geleceğin daha gerçekçi modeli de burada yatıyor.
Kürtlerin yaşadıkları Türkiye, Irak, Suriye ve İran’da kimliklerini koruyarak, hukuk güvencesi altında, barış ve refah içerisinde, ülkelerinin eşit vatandaşları olarak yaşamaları yalnız Kürtlerin değil bölgenin tamamının çıkarına.
Moskova’nın da Pekin’in de uzun vadeli çıkarları böyle bir düzene daha yakın.
Çünkü aksi yönde teşvik edilen her etnik parçalanma düşüncesi, çok etnili yapılara sahip bu iki büyük devlet açısından da tehlikeli bir emsal oluşturabilir.
Birincisi, Türkiye kendi çözümünü kendisi üretmeli.
Kürt meselesini güvenlik boyutunu ihmal etmeden eşit vatandaşlık, hukuk, ekonomik kalkınma ve bölgesel entegrasyon perspektifiyle daha güçlü biçimde ele almalı.
Diyarbakır, Erbil ve Süleymaniye arasında ticaret, enerji, ulaştırma, eğitim ve yatırım bağlarının gelişmesi sınırları değiştirmeden bölgenin refahını artırabilir.
Refahın, hukukun ve aidiyet duygusunun güçlendiği yerde şiddetin toplumsal zemini de daralır.
Türkiye bunu başarabilirse yalnız kendi iç barışını güçlendirmez; Irak ve Suriye Kürtleriyle ilişkilerinde de çok daha güçlü bir çekim merkezi haline gelebilir.
İkincisi, Kürt siyasi aktörler geleceklerini dış güçlerin geçici himayesine bağlamamalı.
Washington’ın, Moskova’nın veya Pekin’in stratejik öncelikleri değişebilir. Bugün destek veren yarın başka bir anlaşmanın parçası olabilir. Büyük güçlerin Ortadoğu tarihi bunun örnekleriyle dolu.
Kalıcı olan coğrafyadır.
Bu nedenle en sağlam gelecek; yaşadıkları ülkelerde eşit vatandaşlık, demokratik temsil, ekonomik başarı, hukuk güvencesi ve güçlü kurumlar üzerine kurulabilir.
Belki de yeni Ortadoğu’nun ulaşması gereken denge tam olarak budur:
Kürtlerin kimliklerinden vazgeçmeden müreffeh, güvenli ve eşit vatandaşlar olarak yaşayabildiği; Türkiye, Irak, Suriye ve İran’ın da toprak bütünlüklerini, egemenliklerini ve siyasi istikrarlarını koruyabildiği bir düzen.
Bunun alternatifi yeni sınırlar, yeni çatışmalar, yeni göçler ve gelecek kuşaklara devredilecek yeni düşmanlıklar olabilir.
Bundan ne Kürtler kazançlı çıkar ne Türkler, Araplar ya da Farslar. Ne de bölge.
Haritaları değiştirmeden hayatları değiştirmek mümkün.
Asıl büyük siyasi başarı da budur.
15 Ağustos 2026 - Moskova ve Pekin Kürt Meselesine Nasıl Bakıyor?
14 Ağustos 2026 - Ne Doktoru Çöpe Atalım Ne Sarımsağı İlaç Sanalım
13 Ağustos 2026 - Atatürk Neden 57 Yaşında Öldü?
12 Ağustos 2026 - Bir Ülke İçeriden Nasıl Çökertilir?
11 Ağustos 2026 - Çocuğunuza Yapabileceğiniz En Büyük Kötülük: Ona Kolay Bir Hayat Vermek