Akademisyenden iyi araştırma yapması veya öğrencileri en iyi şekilde yetiştirmek için çabalaması beklenmiyor. Çok yayın yapması, fon bulması, atıf alması, konferanslarda görünmesi, sosyal medyada tanınması ve mümkünse bütün bunları dikkat çekici bir hayat hikâyesiyle tamamlaması isteniyor.
Arday; doktora tezi, özgeçmişi ve kamuoyuna anlattığı hayat hikâyesinde “doğru olması mümkün olmayan” detaylar bulunduğuna ilişkin iddiaların ardından 5 Ağustos’ta görevinden istifa etti. Dokuz gün sonra ise, henüz 41 yaşındayken Londra’daki evinde ölü bulundu. Ağustos başından beri İngiltere başta olmak üzere dünya gündemini akademisyen Jason Arday meşgul ediyor. 2023’te, 37 yaşındayken Cambridge tarihinin en genç “siyah profesörü” olarak atanan eğitim sosyoloğu Arday; doktora tezi, özgeçmişi ve kamuoyuna anlattığı hayat hikâyesinde “doğru olması mümkün olmayan” detaylar bulunduğuna ilişkin iddiaların ardından 5 Ağustos’ta görevinden istifa etti. Dokuz gün sonra ise, henüz 41 yaşındayken Londra’daki evinde ölü bulundu. Polis ölümü “beklenmedik fakat şüpheli olmayan” bir ölüm olarak değerlendiriyor.
Ölümünün ardından kısa bir açıklama yapan ailesine göre, Arday uzun süredir devam eden bir taciz ve yanlış bilgi kampanyasından olumsuz etkilendi. Gerçekten de Arday hakkında yapılan haberlerin sayısının oldukça fazla olduğunu fark etmemek elde değil. Öyle ki, Westminster Üniversitesi’nden Steven Barnett haber sayısını hesaplama ihtiyacı hissetti ve Arday hakkında yalnızca 22 günde 289 haber yayımlandığını tespit etti.
Arday hakkında ortaya atılan bir intihal iddiası, kısa sürede adeta bir çöküş gösterisine dönüştü. Şaşırtıcı olan nokta da tam olarak bu. Bir akademisyenin intihal yapması çoğu zaman gazetelerde okuduğumuz bir haber haline gelmez, geldiğinde dahi günlerce gündemi meşgul etmez. Bunun en yakın örneği Arday ile aynı kurumda görev yapan William O’Reilly. Yapılan incelemede O’Reilly’nin bir öğrencisinin iki ödevinden 12 sayfadan fazla bölümü neredeyse kelimesi kelimesine kendi makalesinde kullandığı tespit edildi. Makale geri çekildi, O’Reilly ise görevinde kaldı. Vaka haber oldu ama Arday olayında olduğu gibi bir sansasyona dönüşmedi.
Arday vakasında ise, intihal iddiasını akademisyenin hayat hikayesinde tutarsızlıklar bulunduğu iddiaları takip etti. Çalıştığını söylediği kurumlarda aslında çalışmadığı, röportajlarında yaptığını belirttiği şeyleri aslında yapmadığı haberleştirildi. Belirli bir kesim, O’Reilly’nin sürecini de örnek göstererek, Arday’in ırkçılık kurbanı olduğunu öne sürse de olayların büyümesinin temel nedeni ırkçılık değil.
Tek bir makalede intihal yapmış olan O’Reilly’nin süreci ile doktora tezinin özgünlüğü sorgulanan, Fakülte binasında uğradığını iddia ettiği saldırıların, akademik pozisyonlarının ve sportif başarılarının gerçek olmadığı öne sürülen Arday’in süreci arasında önemli farklılıklar var.
Arday’in bir gazeteciye yönelttiği bu cümle sorunun önemli bir bölümünü de özetliyor. İntihal iddiasından bağımsız olarak, Arday’in “başardığını” ya da “başına geldiğini” belirttiği pek çok olayın gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı.
Örneğin, Arday, Fakülte binasında iki kez maskeli bir kişiyle karşılaştığı ve ikinci seferde bıçakla tehdit edildiğini açıklamıştı. Fakat bu iddia, kamera görüntüleri veya tanıklarla desteklenemedi. Kamera kayıtlarında maskeli bir kişiye rastlanmadı; şüpheli kişiyi başka gören olmadı; Arday olayları o sırada herhangi birine bildirmedi ve “ikinci karşılaşmadan” iki saat geçmeden bir tez savunmasında görev aldı. Benzer şekilde, ailesinin evine kesik bir domuz başı bırakıldığı ve polisin bölgedeki kasaplarda araştırma yaptığını iddia etti, fakat Arday’in adını verdiği kasaplar polisle görüşmediklerini söylerken Metropolitan Police, böyle bir soruşturma yürütüldüğü bilgisini “kategorik olarak yanlış” şeklinde nitelendirdi.
Akademik özgeçmişindeki bazı bilgilerin de hatalı olduğu tespit edildi. Jesus College’ın internet sitesinde Arday’in Ohio State Üniversitesinde misafir öğretim üyesi olarak görev yaptığı yazılıydı. Ohio State ise herhangi bir istihdam kaydının bulunmadığını açıkladı. Yüksek lisans yaptığını belirttiği Birkbeck de kayıtlarında adına rastlanmadığını belirtti.
Arday’in sportif başarıları ve yardım faaliyetlerine ilişkin anlatıları da tutarsızlıklarla doluydu. Arday, 600 mili altı günde koştuğunu söylemiş, daha sonra dinlenme günleriyle birlikte mesafeyi gerçekte 12 günlük bir dönemde tamamladığını açıklamıştı. Arday’in WaterAid isimli kurumla birlikte Güney Amerika ve Batı Afrika’da su kuyuları açtığı anlatısı da doğrulanmadı; kurum, gönüllülerini yurt dışına göndermediğini ve bu tür ziyaretleri kolaylaştırmadığını açıkladı.
Arday’e yönelik iddiaların bu kadar ses getirmesinin sebebi akademinin sınırlarını aşmış bir “popüler kültür figürü” oluşu. Bu popülerlik aslında büyük ölçüde Cambridge Üniversitesi tarafından desteklendi. Üniversite, Arday’in atamasını duyururken akademik çalışmalarının yanı sıra 11 yaşına kadar konuşamadığını, 18 yaşına kadar okuyup yazamadığını ve bütün bu güçlükleri aşarak profesörlüğe ulaştığını özellikle vurgulamıştı. “Cambridge’in en genç siyah profesörü” olması da bu anlatının önemli bir parçasıydı. Akademik otorite, engellilik deneyimi, ırksal temsil ve medya görünürlüğü böylece tek bir kişisel hikâyede birleşti.
Bu hikâye önemli bir ticari değer de yarattı. Arday’in ünlü yayınevi Simon & Schuster tarafından yayımlanan Great and Unfortunate Things adlı anı kitabı, olağanüstü engeller karşısında kazanılmış bir zafer ve direnç hikâyesi olarak pazarlandı. Kitabın ABD baskısı, Arday’in ölümünden üç gün önce, 11 Ağustos’ta yayımlandı; Birleşik Krallık baskısının ise 27 Ağustos’ta çıkması planlanıyor. Böylece Arday’in kamuoyuna sunulan hayatı, yalnızca akademik başarısının arka planı olmaktan çıktı; başlı başına yayımlanabilir ve pazarlanabilir bir ürüne dönüştü.
Günümüz akademisi giderek bu dönüşümü teşvik ediyor. Akademisyenden iyi araştırma yapması veya öğrencileri en iyi şekilde yetiştirmek için çabalaması beklenmiyor. Çok yayın yapması, fon bulması, atıf alması, konferanslarda görünmesi, sosyal medyada tanınması ve mümkünse bütün bunları dikkat çekici bir hayat hikâyesiyle tamamlaması isteniyor. Bir nevi “imkânsız” arayışında, beklenen tüm kriterleri sağlayan kişinin “gerçek olamayacak kadar başarılı olması” tesadüf mü?
21 Ağustos 2026 - Gerçek olamayacak kadar başarılı akademisyen: Jason Arday
14 Ağustos 2026 - Amerikan şirketleri küresel asgari vergiden muaf mı?
1 Ağustos 2026 - Evlerini Airbnb üzerinden kiraya verenlere Danıştay’dan müjde!