Dürüst ol, ciğerimi ye!

22 Ağustos 2026

Öğrencilik yıllarımda Türkçe derslerinde ‘münazara’ denilen bir fikir çarpışması yapılırdı.

İki karşıt görüş, iki ayrı grup tarafından savunulurdu. Kim daha etkili, ikna edici kanıtlarla konuşmalarını yaparsa o grup, tartışmayı değerlendiren diğer öğrencilerce oylanarak seçilirdi.

Sözgelimi bu tartışmalardan biri, kişi ailesinden mi çevresinden mi daha çok etkilenir ve şekillenir, konusuydu.. İkisi de doğru diyebilirsiniz ama öyle bir seçenek olmazdı.

Şimdi düşündüğümde çevrenin hatta giderek toplumun, ülkenin bu etkiyi yarattığını düşünüyorum. Kimliğimizi, kişiliğimizi, inançlarımızı da bu belirliyor sonuçta. Youtube’da rastladığım bir videoda, 94 yaşındaki Jacque Fresco adlı bir konuşmacı, 2010 yılında Stockholm’da yaptığı bir konuşmada, bir başka münazara konusuna değiniyor. ‘Dünyadaki koşullar altında iyi insan olunabilir mi?”.

Yanıta geçmeden önce Ertuğrul Özkök gibi yapayım. Okumaya devam edin…

Bu adam, dünyada kullanılan diller dahil her şeyin artık eskidiğini ve günümüzün iletişimini sağlayamadığını söylüyor. Birkaç saatte bile akıl almaz teknolojik yeniliklerin piyasaya sürüldüğü bir dünyada; yeni araçlar, yeni kelimeleri, markaları hayatımıza sokuyor. Ve onun onların daha ne olduğunu anlayamadan benzerleri türüyor.

Seçim yapıp hangisini hayatınıza sokacaksınız?  Hangilerini kullanacak ve iş yapacaksınız? Bu bile bir soru işaretiyken, yenilikleri  dile ve iletişime yansıtacak, anlamlarını derinleştirecek bir zaman bile olmuyor. 

Dildeki bu durum, direkt olarak siyasete de yansıyor. Siyasetin dili de yetersiz kalıyor, yeni dünyada.

Üretim araç-gereçlerindeki baş döndürücü gelişim, eski tarz siyasal yapıları da boşlukta bırakıyor. İdeolojilerin olmadığı bir dünyada, teknoloji kralları hem sermayenin, hem dünyanın gidişatını belirliyor.

Savaşlar var ama bir yandan da yok. 

Belirsizlik tek belirli durum. 

Bu nedenle kimsenin, hele bir siyasal yapının, partinin konum alması, olanaksız.

Yapay görüntüler, sahte haberler, realiteyi organik gıda kadar değerli hale getiriyor.

Yapay zekâ göçleri ve saldırıları yeni bir tehdit olarak ufukta beliriyor. YZ’nin ihtiyaç duyduğu enerji ve su, insanlığın harcadığı miktarları aşma 

yolunda ilerliyor. Eski göçmenler yenileri istemiyor, ev sahibi hiçbirini.

En çok zulüm gören, ‘Gestapo’dan Yasef’ haline gelebiliyor, fıkradaki gibi.

Çevre, kabullenildiğiniz anda sizi yeniden şekillendiriyor.

Aslınızı unutacak kadar.

Şimdi cevaba geldik.

Bu karmaşık durumda, “ Dünyada iyi insan olunabilir mi?” sorusu ne kadar anlamlı? 

Çünkü olunamıyor. İyi hava da yok oluyor. Ormanlar da… Buzullar da…

O iyi insanlar da o güzel atlarına binip çoktan gittiler… Bu cümleyi hatırlarsınız.

Dört yanınız kuşatılmışken ve her türlü sözel, ticari, ahlâki saldırıya, dolandırıcılığa açıkken, güven sıfırlanmışken, iyi insan olarak kalabilmek mümkün değil. 

Kime göre iyilik, neye göre iyilik?

Matematik bir durum olmadığı için de tartışmalı hep. 

İletişim, karşılıklı olduğunda tanımı doğrudur. Birbirine karşı olduğunda değil. 

İnsanlar, uluslar farklı değil aslında.

Önyargılar farklı, tanımlamalar var hizaya sokmak için herkesi. Rekabetin ve çatışmanın olduğu yerde ben iyiyim konumlaması inandırıcı değil. Dünya iyi değil çünkü. 

Haaa, ama bir şey var ki mümkün.

Dürüst olabilirsiniz. 

Merak duygunuzu geliştirebilirsiniz.

Empati duymayı deneyebilirsiniz.

Kendinizle barışabilirsiniz.

Milliyetinize göre değil insanlığı temel alarak davranabilirsiniz.

Yenilikleri tehdit olarak algılamayı bırakabilirsiniz.

Sevgiyi kabullenebilirsiniz.

Bunları öne sürmekte haklı mıyım?

Haklı olmak için yazmadım.

İkna etmek için de değil.

Düşünmeniz için yazdım.

Düşünün!

Öyleyse varsınız…

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.