Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 414 ismin yargılandığı İBB Davası'nda 75. duruşma tamamlandı. Ekrem İmamoğlu, "İddialar çöptür ve çökmüştür" diyerek duruşmaların canlı yayınlanması çağrısını yineledi. Mahkeme heyeti, Ali Rıza Akyüz ve Serkan Öztürk hakkında tahliye kararı verdi. Ekrem İmamoğlu dahil 51 ismin tutukluluğu devam edecek.
Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 414 ismin yargılandığı İBB Davası’nda 75. duruşma tamamlandı. 53 kişinin tutuklu yargılandığı davada gün boyu tahliye beyanları alındı. İPA Başkanı Buğra Gökce, tahliye talebinde bulunduğu beyanında “İBB Başkanı ile telefonda konuşmayıp, belediyede baz vermezsem nasıl çalışacağız?” diye sordu ve “Adalet istiyorum” dedi. Kürsüye çıkan Ekrem İmamoğlu, “İddialar çöptür ve çökmüştür” diyerek duruşmaların canlı yayınlanması çağrısını yineledi. Savcının 53 tutuklunun tamamı için tutukluluğun devamını istediği mütalaanın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, Ali Rıza Akyüz ve Serkan Öztürk hakkında tahliye kararı verdi. Ekrem İmamoğlu dahil 51 isim tutuklu kalacak.
Çarşamba günü Fatoş Pınar Türker’e kadar gelen tahliye talepleri beyanları, perşembe sabahı Türker’in ifadeleriyle yeniden başladı ve gün boyu tutuklu isimlerin talepleriyle sürdü. Duruşmanın son bölümünde kürsüye çıkan Ekrem İmamoğlu, iddiaların çöktüğünü belirterek adil yargılama ihlallerine tepki gösterdi. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in canlı yayın sözlerine tepki gösteren İmamoğlu, duruşmaların canlı yayınlanması çağrısını yineledi.
Beyanların tamamlanmasının ardından mütalaasını sunan duruşma savcısı, 53 tutuklunun tamamının tutukluluk halinin devamını talep etti. Aranın ardından ara kararını açıklayan heyeti ise Ali Rıza Akyüz ve Serkan Öztürk hakkında tahliye kararı verdi. Ekrem İmamoğlu dahil 51 kişi tutuklu kalmaya devam edecek.
107 tutuklu ile başlayıp Beyoğlu Belediyesi dosyasının eklenmesiyle 110 tutukluya çıkan ’nda yapılan ilk tutukluluk incelemesinde 18, ikincisinde 15, üçüncüsünde 9, dördüncüsünde 9 ve beşincisinde 6 olmak üzere bugüne kadar 57 kişi tahliye edilmişti. Son kararla birlikte davada tahliye edilen toplam isim sayısı 59 oldu.
Gün boyu yaşananlara bakalım.
Sabah sanık kürsüsüne ilk gelen isim Fatoş Ayık oldu. Ayık, Kadir Topbaş döneminde İBB’de işbaşı yaptığını belirtti ve “Varlığından haberdar olmadığım bir örgüt yüzünden 1,5 yıldır çile çekiyorum” ifadelerini kullandı.
Kamu kurum ve kuruluşlarını zarara uğratmakla suçlandığını belirten Fatoş Ayık, tam aksine hizmet alımlarında Medya A.Ş.’de yüzde 40 kar olduğunu belirtti. Ayık, ne kendisinin ne de annesiyle babasının başını öne eğdirecek bir eylemde bulunmadığını ifade etti.
Fatoş Ayık ve avukatının ardından sıra bir diğer tutuklu sanık Taner Çetin’in tutukluluk incelemesine yönelik beyanlarına geldi. Çetin’in yerine söz alan avukatı Pınar Çengel, müvekkilinin suçlandığı ihale yöntemleriyle 2019’dan öncekilerin aynı olduğunu belirtti ve “Önceki dönemlerde aynı ihaleleri yapan insanların hepsi ödüllendirilmiş. Bazıları bugün bakanlık bünyesinde görev yapıyor” dedi.
Buğra Gökçe kürsüde
Taner Çetin’in avukatlarının tahliye taleplerinin ardından sanık kürsüsüne Buğra Gökce geldi. Gökce, “Belediye encümeninin aldığı kararlara imza atmak suç ise, Çankaya’da, İzmir’de de binlerce yıl ceza alacak kadar suç işlemiş olabilirim. Bu suçu Türkiye’de işlememiş bürokrat yoktur. Hatta bazıları şu an bakanlıklarda çalışıyordur” ifadelerini kullandı.
Attığı imzaların örgüt adına olduğuna yönelik iddiaya ilişkin de konuşan Buğra Gökce, “Örgüt adına olması için menfaat sağlamam lazım. Kredi ile aldığım bir evim var, arabam yok. Cezaevinde yattığım sürede de maddi sıkıntı yaşıyorum ve bununla da onur duyuyorum” dedi. Gökce, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olmak için İBB’deki görevinden istifa ettiğini hatırlattı ve “Beni aday yapmadılar, ben nasıl örgüte hizmet etmiş olabilirim” şeklinde konuştu.
Sanıklardan kimsenin kendisinden bahsetmediğini, mahkeme başkanının ve duruşma savcısının dahi kendisine soru sormadığını ifade eden Buğra Gökce, Ekrem İmamoğlu’yla arasındaki HTS ve baz kayıtlarına ilişkin, “İBB Başkanı ile telefonda konuşmayıp, belediyede baz vermezsem nasıl çalışacağız” ifadelerini kullandı.
Buğra Gökce kendisinden önce aynı görevi yapan isimlerin daha sonra Ulaştırma Bakanı ve İller Bankası Başkanı olduğuna değindi. Gökce, sözlerini bitirirken “Sizden merhamet istemiyorum, adalet istiyorum” dedi.
Buğra Gökce ve avukatının beyanlarının ardından kürsüye Ramazan Gülten geldi. Gülten, hakkında menfaat elde ettiğine dair somut bir delil ya da beyan olmadığına değindi ve “İmar planının onay etkisi idarede değil, belediye meclisindedir. Görev ve sorumluluğum olmayan bir yerden suçlanıyorum ve hakkımda beyan da yoktur” dedi.
Savunmasında, tutukluyken dünyaya gelen kızının pek çok ilkini kaçırdığını vurgulayan Gülten, şunları kaydetti:
“Onun birçok ilkini kaçırdığımı; hiç değilse ilk yaş gününü ve ilk adımlarını kaçırmak istemediğimi söylemiştim. Tutukluluğumun devamı nedeniyle onları da kaçırdım. Sevgili eşim, yokluğumu kızımıza hissettirmemeye çalışarak onu büyütürken, benim yerime onun ilklerine tanıklık etti. Sonra gördüklerini ve yaşadıklarını haftalık bir saatlik görüşlerimizde ve on dakikalık telefon konuşmalarımızda bana anlatarak beni kızımın hayatının içinde tutmaya ve babalığımı eksiltmemeye çalıştı. İlk adımlar ve ilk yaş günü geride kaldı.”
Ramazan Gülten’in avukatı Enes Ermaner kendisi ve avukat Hüseyin Ersöz hakkında mahkeme heyetine yönelik hakaret iddiasıyla soruştuma başlatıldığını açıkladı. Ermaner yarın Çağlayan’da ifade vereceklerini söyledi. Mahkme Başakanı konu hakkında bir şey söylemedi.
Ermaner’in sözlerinin ardından sanık kürsüsüne Barış Kılıç geldi. Tutuklu sanık Barış Kılıç, 16 eylemden sorumlu tutulduğunu, bunların 7’sinde imzasının dahi bulunmadığını ifade etti. Kılıç, çalıştığı süre içinde mal varlığında bir artış olmadığına değindi. Kılıç’ın ardından avukatı Cansu Çiftçi söz aldı. Avukat Çiftçi, müvekkilinin ceza aldığı takdirde infazının 8 aya tekabül ettiğini ancak 18 aydır tutuklu olduğunu belirtti. Çiftçi’nin sözlerinin ardından mahkeme heyeti duruşmaya öğle arası verdi.
Ara sona erdi. Tahliye talebine ilişkin Güldem Şık söz aldı. Mahkeme heyetine seslenen Şık, “Kişi kartımla irtibat kurduğumdan bahsediliyor. İrtibat kurmak 18 ay cezalandırmamı mı gerektiriyor?” dedi. Tahliyesini talep eden Şık’ın ardından avukatı Tuba Fidancı söz aldı.
Güldem Şık’ın avukatı Tuba Fidancı, dosyada bir kanıt, görgüye dayalı bir beyan bulamadığını söyledi. Müvekkiliyle ilgili alanın sadece 2,5 sayfa olduğunu ve tekrarlanarak iddianameye konulduğunu belirten avukat Fidancı, “Hepimiz biliyoruz ki tekrar kanıt değildir” dedi. Şık’ın avukatı Fidancı’nın ardından tahliye talebine ilişkin sanık kürsüsüne Kağan Sürmegöz geldi.
Tahliye talebine ilişkin söz alan Kağan Sürmegöz, sadece kamunun menfaatinde çalıştığını vurguladı. Bu suçlamaların 2021 yılında da yöneltildiğini belirten Sürmegöz, Danıştay’ın 2022 yılının sonunda iddianamede yer alan eylemler ve benzeri için soruşturma iznini kaldırdığını söyledi. Yaklaşık 20 yıldır ihaleye katılım koşullarının aynı olduğunu ifade eden Sürmegöz, “Eski dönemki işlerde de benim imzam var. O dönemde de doğru yapıyorduk ve bunu devam ettirdik” dedi.
Davanın tarafı olan kurumdan rapor istendiğini belirten tutuklu İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı Kağan Sürmegöz, bu bilirkişi raporunun geçersiz ve hukuksuz olduğunu ifade etti. Bu raporda kanunların karıştırıldığını söyleyen Sürmegöz, ecrimisilde eksik bedel belirlenmesinin söz konusu olmadığını belirtti. Tahliyesini talep eden Sürmegöz’ün ardından avukatı Devrim Güngör söz aldı.
Kağan Sürmegöz’ün avukatı Devrim Güngör’ün ardından sanık kürsüsüne tutuklu Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer geldi. Tahliye talebine ilişkin Doğruer, 35 yıllık çalışma hayatında maaşı dışında hesabına giren paranın olmadığını belirtti. Cilt kanseri geçirdiğini ifade eden Doğruer, 18 aydır kontrollerinin yapılmadığını söyledi. Doğruer, “Buradan sağ çıkabilirsem çok da uzun olmayan hayatımı tedavi olarak geçireceğim” dedi. Tahliyesini talep eden Doğruer’in ardından avukatı Bürgehan Emrağ söz aldı.
Doğan Hamit Doğruer’in avukatlarının ardından İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün tahliye talebine ilişkin söz aldı. Ortaya somut resmi belgeler sunarak hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde savunmasını yaptığını belirten Akgün, şahsi olarak kendisinin değil bulunduğu makamın suçlu ilan edildiğini söyledi.
Gürkan Akgün
Tahliye talebine ilişkin söz alan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün, ihaleye fesat, kamu zararına dolandırıcılık istinadında hile unsurunun ortaya konulmadığını belirtti. Devletin malına, mülküne sahip çıktığını ifade Akgün, hiçbir örgütün çıkarı için eylemde bulunmadığını söyledi ve şöyle konuştu:
“Günlerdir huzurda kimlerin yargılandığını gördük. Bu iddianameyle sadece tweet attı diye, yani fikirlerini paylaştı diye gencecik, pırıl pırıl insanlar yargılanıyor. Bu iddianameyle sadece avukatlık faaliyeti yaptığı gerekçesiyle avukatlar yargılanıyor, savunma yargılanıyor. Mesleği yıllardır gazetecilik olan insanlar gazetecilik yaptıkları için yargılanıyorlar. Ömrünü kamu yararı, kent ve çevre hakkı için, hakkı mücadelesine adamış, insanların içerisinde mutlu, adil, güvenilir bir şekilde yaşayabileceği kentler için mücadele eden şehir plancıları yargılanıyor. Şoförü, güvenlik görevlisi, kamyoncusu, sosyoloğu, yazılımcısı, mühendisi… Yani hayatını aldıkları ücretle geçindiren emekçiler yargılanıyor. Burada 2019 öncesinde de benzer işler yapmalarına rağmen, yaptıklarının bugün suç olduğu iddia edilen iş insanları yargılanıyor. Bu iddianameyle gecesini gündüzüne katarak 16 milyon İstanbullu için çalışan, memleketin yetiştirdiği kamu idarecileri, bürokratlar, belediye iştirak yöneticileri, çalışanlar yargılanıyor. Ve bu iddianameyle seçilmiş, hizmet etmek için göreve getirilmiş belediye başkanları; dünyanın en büyük metropollerinden birinin büyükşehir belediye başkanı yargılanıyor.
Dolayısıyla burada yargılanan bizzat halkın kendisi, halkın iradesidir. Elbette herkes yargılanabilir, buna şüphe yok. Hiçbirimizin üzerinde bir koruma kalkanı yok, en azından bizlerin yok. Ancak tam bir buçuk yıldır dışarıda haysiyet cellatlığı yapanlara, hakikati orasından burasından bükenlere ve masumiyet karinesini ayaklar altına alanlara karşı yargı makamlarının birer Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bizlerin de hakkını, hukukunu korumasını beklememiz son derece doğaldır, yapılması gerekendir. Kaldı ki silahların eşitliğini sağlamak mahkemenizin öncelikli görevidir. O yüzden artık tel tel dökülen bu iddianame karşısında bugün burada bulunan herkes hakkında tutuksuz yargılama kararı vererek bizlerin ve başta ailelerimizin yaşadığı bu büyük haksızlığa ve mağduriyete son verebilmek; ülkenin bir nebze olsun nefes alabilmesini, geleceğe dair umut beslemesini sağlayabilmek; artık son derece düşük seviyelerde olan adalete olan güveni bir nebze olsun yeniden tesis edebilmek; devletin kurumsallığını onarabilme fırsatı ellerinizdedir. Takdir siz sayın heyetindir.”
Murat Ongun
İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün’ün avukatı Sinem Keleş Akgün’ün ardından Murat Ongun tahliye talebine ilişkin söz aldı. 7 aydır kovuşturma safhasında dosyanın savcılarının çok vahim hatalar yaptığını ifade eden Ongun, Adalet Bakanı’nın her toplantısında “Sadece beyan yok, HTS, baz kayıtları var” dediğini ama kendisine yönelik sadece beyanın olduğunu söyledi.
Ongun, yasanın reklam işlerini ihalesiz verme yetkisini tanıdığını ancak yine de ihaleleri davet usulüyle yaptıklarını belirtti. Zenginleştiğine dair bir bulgunun olmadığını söyleyen Ongun, 2022 yılındaki mal beyanında arabasının olduğunu 2025’de ise arabasının olmadığını ifade etti.
İBB resmi evrakının Kültür ve Medya A.Ş yönetimlerinin kendisine hiyerarşik olarak bağlı olduğuna dair bir bulguya rastlanmadığını belirttiğini ifade eden Murat Ongun, rüşvet iddiasının İlbak’a sorulmasını istediğini söyledi. Bu konunun iddianameye konu edilmediğini söyleyen Ongun, “Önce Ertan Yıldız bunu söylüyor sonra Murat İlbak ikinci kez ifade veriyor ama savcılar nedense bunu İlbak’a sormuyor” dedi.
Murat Ongun, beyanına şöyle devam etti:
“Arkamdaki tutuklu arkadaşlarımın %50’si Kültür ve Medya A.Ş. tandanslı. Ben de dahil. Azı çok etme konusunda gerçekten mahirsiniz. Üstelik sizler de buz gibi şu gerçeği biliyorsunuz; iddianameye ‘zarar’ diye yazılan rakam bir kısım özel şirketler, daha doğrusu bir kısım özel olarak seçilmiş şirketlerin kazandığı ihale bedellerinin alt alta toplamı. İhaledeki işler yapılmış mı, yapılmamış mı; ihalede çıkan rakam daha sonra eksiltilmiş mi, işte pandemi örneklerinde olduğu gibi, bunların hiçbirine bakılmamış. Sadece rakam yazılmış, alt alta toplanmış. Bunları geçtim, her yıl bu kürsüde birkaç gün önce 4,5-5 milyar dolarlık bütçe yönettiğini koltukları kabararak anlatan Ertan Yıldız, duruşma için kısa ara verdiği Bodrum tatiline döndü. Mal ve hizmet alımı 2024 yılında 780 milyon lira olan Medya A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı ben, Genel Müdürü Pınar Hanım, Müdür Yardımcısı Fatoş Hanım, Reklam Müdürü Elif Hanım’sa 18 aydır tutukluyuz. O Bodrum’da, 5 milyar dolarlık bir Ertan Bodrum’da; 20 milyon dolarlık 4 kişi, 18 aydır hapiste. Herhalde 8 milyar için de tek kusursuz insan Ertan Yıldız olsa gerek, kulağa öyle geliyor.”
“İddiayı atanın ispat etmesi gerekirken ben hem cezaevinde kalıyorum hem de yalanlarını ispat etmeye çalışıyorum” diyen Murat Ongun, tahliyesini talep etti. Ongun’un ardından avukatı Rahşan Sertkaya söz aldı.
Tahliye talebine ilişkin söz alan Murat Ongun’un avukatı Rahşan Sertkaya, Aziz İhsan Aktaş’ın bahsettiği sistemde Burak Korzay ve Ertan Yıldız’ın olduğunu söyledi. Aktaş’ın iki kişiyle başlattığı sistemin ponzi etkisi yarattığını söyleyen Sertkaya, sokakta yürüyen herkesin sistemden bahsetmeye başladığını ifade etti. Mahkeme başkanı duruşmaya ara verdi.
Ekrem İmamoğlu kürsüde
Aranın ardından Ekrem İmamoğlu kürsüye geldi. Konuşmasına yargılama şartlarını eleştirerek başlayan İmamoğlu, “Demokrasi mücadelesini verdiğimiz bir dönemden geçiyoruz. Avrupa’nın en büyük duruşma salonundayız ama soru şu; böylesine büyük bir salon adalete ne kadar ev sahipliği yapacak, bunun yanıtını milletimiz verir. Arkamda bulunan kader arkadaşlarıma baktığımda buradan bir örgüt çıkmayacağını herkes görüyor. Burada bir suç örgütü yok, büyük bir zalimlikle mücadele eden kader arkadaşlarım var” dedi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in canlı yayın açıklamalarına ve “siyasi şov” nitelendirmesine yanıt veren İmamoğlu, duruşmaların şeffaf şekilde yayınlanmasını talep ederek şunları söyledi:
“Evet canlı yayın istiyorum, misliyle istiyorum. Hatta başladığı ilk günden bugüne geçmiş duruşmalar da yayınlansın. Millet görsün, kendi kararını versin. Ben her şeyimle açığım, veremeyeceğim hesabım da yoktur çünkü millet şahidimdir. Nasreddin Hoca fıkrası gibi bir hukuk düzeninden bahsediyoruz. Bu kötü düzen Türkiye için en büyük tehdittir. 23 hâkim değiştirildi benim duruşmalarımda. Bir Adalet Bakanı sanığın savunmasını ‘siyasi şov’ olarak değerlendiremez. Biz burada Türkiye’yi çok ağır bir sürece iten muhterislerle karşı karşıyayız. Bu ‘iftiraname’, bu ‘terfiname’… Bütün iddialar çöptür ve çökmüştür. Bir tek delili ben burada göremedim, gören varsa yansıtsınlar ben özür dileyeceğim.”
Adalet Bakanı’nın 31 Mart 2024 seçimlerinin hemen ardından bu soruşturmayı yürütmek üzere İstanbul’a Başsavcı olarak atandığını söyleyen İmamoğlu, savunma hakkına yönelik ilk müdahalenin avukatı Mehmet Pehlivan’ın tutuklanmasıyla başladığını, 4 bin sayfalık iddianameye karşı savunmasının sorgu dâhil 7-8 saatle sınırlandırılmak istendiğini belirtti.
Ekrem İmamoğlu, savunmasının ve yazdığı kitabın engellenmesine tepki göstererek şöyle konuştu:
“Canlı yayınlayın dedin, yayınlamadılar. Bu salondan gerçekleri ortaya koyayım dedim, o da olmadı. Milletime kitap olarak gitsin dedim, onlar korktular bunu da yaptırmadılar. Avukatımın tutuklanmasından savunmamın tutuklanmasına, ardından kitabımın tutuklanmasına geldik. Bir sonraki aşama nedir gerçekten merak ediyorum. Susturamayacaksınız; savunma susturulamaz, millet susturulamaz.”
Konuşmasının son bölümünde uzun tutukluluk sürelerine ve adil yargılama ihlallerine dikkat çeken Ekrem İmamoğlu, kendisi için şahsi bir tahliye talebinde bulunmayacağını belirterek şöyle konuştu:
“Adalet çökerse devlet çöker. Tutuklama tedbirdir, ceza değildir ama aylar, yıllar boyunca devam eden tutukluluk artık fiilen cezadır. 18 ay bitti, dile kolay, 1,5 yıl! İnsanların hayatları ellerinden alınıyor. Bu dosyadaki adil yargılama ihlalleri giderilmeden benim şahsım adına tahliye talep etmemin hiçbir zemini yoktur. Lütfen kadınlara yapılan bu zulme son verin. Bırakın tek suçu milletin oyuyla seçilmiş olan belediye başkanlarını, çalışma arkadaşlarımı, sadece akrabalık bağı nedeniyle tutulan insanları serbest bırakın.
Avukatım 1,5 yıldır tutuklu. Savunma hakkımın takipçisi tutuklu. Ben avukatların tehdit edilmediği, operasyon yapılmadığı bir Türkiye istiyorum.
Aziz milletim, size sesleniyorum: Kanıksamayın, normalleştirmeyin! Asla bu haksız kararları, hukuksuz hapsetmeleri kabul etmeyin. Bize yapılanların şahidi milletimdir. Cumhuriyet, demokrasi ve adalet için bedeli hayatım da olsa sonuna kadar mücadele edecek bir Ekrem İmamoğlu buradadır. Ben bu iddianameyi yazanları yargılamaya devam edeceğim.”
Savcının mütalaası
İmamoğlu ve tutuklu isimlerin beyanlarının tamamlanmasının ardından duruşma savcısı mütalaasını sundu. Savcı, aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 53 tutuklunun tamamının tutukluluk halinin devamını talep etti.
Savcının hiçbir isim yönünden tahliye istemediği mütalaanın ardından mahkeme heyeti, tutukluluk incelemesine ilişkin ara kararını açıklamak üzere duruşmaya ara verdi.
Mahkeme kararını verdi
Savcının 53 tutuklunun tamamı için tutukluluğun devamı yönündeki mütalaasına karşın ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, 2 kişi hakkında tahliye kararı verdi.
Tahliye edilen isimler şunlar:
• Ali Rıza Akyüz
• Serkan Öztürk
Mahkeme heyeti, aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu diğer 51 tutuklu ismin tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Davadaki tutuklu sayısı 51’e düştü.