Akademisyenlere dijital içerik yasağı mı geldi?

Akademisyenler dijital alandan çekildiğinde o alan boş kalmayacak; bilimsel denetimden ve uzmanlıktan yoksun içerikler daha görünür hâle gelecek. Dezenformasyonla mücadelenin giderek zorlaştığı günümüzde, nitelikli bilimsel içeriğin sosyal medya platformlarında yer alması son derece kıymetli.

11 Eylül 2026
Devlet Memurları Kanununun ilgili maddesinde yasaklanan, memurların Türk Ticaret Kanununa göre tacir veya esnaf sayılmalarını gerektirecek faaliyetlerde bulunmaları, ticaret ve sanayi müesseselerinde görev almaları, ticari mümessil, vekil veya şirket ortağı olmaları, mesleki faaliyette veya serbest meslek icrasında bulunmak üzere ofis, büro ve benzeri yerler açmaları, özel hukuk tüzel kişilerine veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ait herhangi bir iş yerinde çalışmaları.

Son günlerde YÖK’ün akademisyenlere YouTube ve sosyal medya yasağı getirdiğine dair haberler okuyoruz. Başlıktaki sorunun kısa yanıtı şu: Bütün akademisyenlere yönelik genel bir dijital içerik yasağı getirilmiş değil. Ancak kamuoyuna yansıyan görüşün kapsamı ve nasıl uygulanacağı belirsiz kaldığı için metin daha şimdiden fiilî bir yasak gibi etkisini gösteriyor. Bazı akademisyenler yaptıkları paylaşımlarla YouTube videolarına kalıcı olarak son verdiklerini duyurdu.

Dayanak “içerik üretme yasağı” değil “kazanç getirici faaliyette bulunma yasağı”

2 Eylül’de kamuoyuna yansıyan belge, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünün YÖK’ün sorusu üzerine gönderilen bir görüş yazısı. YÖK’ün sorusu, devlet memurlarının içerik üreticiliği, uygulama geliştiriciliği ve YouTube gibi platformlardaki faaliyetlerinden elde ettikleri gelirin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 28’inci maddesindeki ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağı kapsamına girip girmediği.

Oldukça kısa yazısında, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Gelir İdaresi Başkanlığının görüşüne de dayanarak, bu kazançların vergi hukukunda ticari kazanç sayıldığını ve şartları varsa Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 20/B maddesindeki istisnadan yararlanabildiğini belirtiyor. Ardından, söz konusu faaliyetin 657 sayılı Kanundaki yasak kapsamında olduğu sonucuna varıyor.

Yine bir “ticari kazanç” sorunsalı

Danıştay’ın Airbnb kararında karşımıza çıkan “ticari kazanç” sorunsalı, böylece bir kez daha karşımıza çıkmış oluyor. Ancak şaşırtıcı bir şekilde bu sefer tartışma vergi hukuku alanında değil.

Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 20/B maddesi sosyal içerik üreticileri, internet ve benzeri elektronik ortamlar üzerinden hizmet sunanlar ve mobil cihazlar için uygulama geliştirenler için yapılan özel bir düzenleme. Gelir Vergisi Kanunumuzda bulunan farklı gelir kategorileri, uygulamada belirsizlik yaratabiliyor. Bazı gelirler açısından, hangi kategorinin uygulanması gerektiği net olmayabiliyor. Böyle durumlarda, yargı kararları ile yerleşik bir uygulama gelişebileceği gibi, kanun koyucu bir düzenleme yaparak kategoriyi netleştirebilir. Örneğin, ücret kategorisi işçi-işveren ilişkisi kapsamında elde edilen gelirlere uygulanmakla birlikte, sporculara “sair adlarla yapılan ödemeler ve sağlanan menfaatlerin” ücret sayılacağı hüküm altına alınmış durumda.

Sosyal içerik üreticilerinin elde ettiği kazanç da duruma göre değerlendirilerek farklı kategoriler kapsamında nitelendirilebilir. Mükerrer 20/B maddesi uygulamaya bir yeknesaklık getirerek belirsizliği ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Burada kanun koyucu aslında sosyal içerik üreticilerinin elde ettiği kazancın her koşulda tartışmasız bir şekilde ticari kazanç olmadığını, ama bu şekilde nitelendirileceğini belirtmiş oluyor. Bu şekilde gelir elde eden kişilerin vergi uyumunu kuvvetlendirmek için de özel bir düzenleme getiriyor.

Özetle, vergi kanunu, tam da olması gerektiği gibi, bu kişilerin nasıl vergilendirilmesi gerektiğini saptıyor. Faaliyetin esas niteliğini vergi kanunlarına göre yorumlamak yanıltıcı bir sonuç elde edilmesine yol açar.

“Ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağı”

Devlet Memurları Kanununun ilgili maddesinde yasaklanan, memurların Türk Ticaret Kanununa göre tacir veya esnaf sayılmalarını gerektirecek faaliyetlerde bulunmaları, ticaret ve sanayi müesseselerinde görev almaları, ticari mümessil, vekil veya şirket ortağı olmaları, mesleki faaliyette veya serbest meslek icrasında bulunmak üzere ofis, büro ve benzeri yerler açmaları, özel hukuk tüzel kişilerine veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ait herhangi bir iş yerinde çalışmaları. Kanunda açıkça sayılmış bu hallerden hiçbiri kendi çalıştığı alanla ilgili sosyal medya üzerinden paylaşımlar yapan bir akademisyenin durumu ile örtüşmüyor.

Kuantum fiziği alanında çalışan bir akademisyen, sosyal medya platformları üzerinden düzenli olarak saat satmaya başlarsa, tacir olduğunun kabulü gerekir ve yasak kapsamına girer. Fakat aynı akademisyen zaman ile ilgili kısa dijital içerikler yaratır ve bu içerikler sayesinde belirli bir gelir elde ederse bu faaliyet yasak kapsamında kalır mı? Gelir Vergisi Kanununa göre “ticari kazanç” olarak nitelendirilip vergiye tabi olması başka, Türk Ticaret Kanununa göre tacirlik veya esnaflık yapılıyor olması başka.

Kamu görevlisinin mesaisini veya üniversitenin imkânlarını ticari amaçla veyahut mesleği ile bağdaşmayacak şekilde kullanması tabii ki sınırlandırılabilir. Ancak bilimsel bir videodan elde edilen platform gelirini, faaliyetin sürekliliğine, ölçeğine ve kamu görevine etkisine bakmadan yasaklamak ölçülülük açısından ciddi sorunlara yol açabilecek nitelikte. Akademisyenin bilim iletişimi için makul bir karşılık alması da tek başına kuşku yaratmamalı. İçerik üretmenin ciddi bir zaman maliyeti var.

Bilim insanının yarattığı boşluğu kim dolduracak?

Akademisyenler dijital alandan çekildiğinde o alan boş kalmayacak; bilimsel denetimden ve uzmanlıktan yoksun içerikler daha görünür hâle gelecek. Dezenformasyonla mücadelenin giderek zorlaştığı günümüzde, nitelikli bilimsel içeriğin sosyal medya platformlarında yer alması son derece kıymetli.

Yapılması gereken, genel bir içerik üretme yasağından ziyade, faaliyetin sürekliliğini, ölçeğini, gelir modelini, kamu kaynağı kullanımını ve çıkar çatışması riskini ayrı ayrı değerlendiren açık ilkeler yayımlamak. Kamu yararı, akademisyenlerin çağın en etkili iletişim araçlarından uzaklaşmalarını değil, açık ve ölçülü kurallarla dijital mevcudiyetlerini korumalarını gerektiriyor.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.