New York Times Travel’da karşıma çıkan bir trend çok ilgimi çekti. Yeni boşanmış kadın, arkadaşlarını topluyor ya da tek başına tatile gidiyor. Güzel bir otel, plaj, belki flört, belki de hiç flört yok. En önemlisi, boşanmış kadının yıllardır ilk kez yalnızca kendisinin ne istediğine bakması.
Eskiden boşanmış kadının popüler kültürde iki seçeneği vardı. Ya Bridget Jones gibi pijamalarıyla ağlayacak ya da “Hayatımın aşkını yeniden buldum” diye hikayeyi başka bir erkekle tamamlayacaktı.
Şimdi üçüncü bir seçenek çıktı. Final yok, kadının keyfi yerinde seçeneği.
Bilimsel araştırmalar da boşanmanın yalnızca bir ilişkinin sona ermesi olmadığını, özellikle kadınlar açısından ciddi bir kimlik değişimi olduğunu söylüyor.
2025’te Frontiers in Sociology’de yayımlanan bir araştırma, boşanmış kadınların deneyimlerini inceliyor. Kadınların önemli bir bölümünün boşanmayı zaman içinde yalnızca bir kayıp olarak değil, kendilerini yeniden tanımladıkları bir süreç olarak anlattığı görülüyor.
Araştırmacılar bunu “özne olma arayışı” ya da hayatının kontrolünü yeniden ele alma çabası olarak açıklıyor. Kişi hayatının başına gelenlerin pasif mağduru olmaktan çıkıp kendi hikayesinin öznesi olmaya çalışıyor. “Başıma bunlar geldi” konumundan, “bundan sonra hayatımı ben nasıl kuracağım?” konumuna geçişi kastediyorlar.
Üstelik bu kimlik değişimi yeni keşfedilmiş bir şey de değil. Journal of Divorce & Remarriage’da yayımlanan ve boşanmış 31 kadınla yapılan görüşmelere dayanan bir çalışma çok hoş bir ayrıntı bulmuştu: Kadınlar boşanmanın ardından kimliklerini yeniden kurarken görünümlerinde, yaşadıkları mekanda ve evlilikten kalan eşyalarda değişiklikler yapıyordu. Saç değişiyor, ev değişiyor, eşya gidiyor.
İçerideki değişimin dışarıdaki karşılığı oluşuyor. Ama burada frene basalım.
Araştırmalara göre önce düşüş var, sonra toparlanma. Almanya’da tam 33 yıllık veriye dayanan büyük bir uzun dönem çalışmasında hayat memnuniyetinin boşanmadan önceki yıllarda yavaş yavaş düştüğü, boşanmanın gerçekleştiği yıl belirgin biçimde daha da düştüğü, ardından ise zaman içerisinde yeniden yükselmeye başladığı bulunmuş.
Yani boşanma çoğu insan için “özgürlüğümü ilan ettim, ertesi sabah şahane uyandım” deneyimi değil.
Ne de olsa boşanmanın ardından herkes Bali’ye gitmiyor. Bazısı avukat parasını, çocukların okul düzenini, ev kirasını düşünüyor. Bazısı yıllardır “biz” diye konuştuğu için “ben” cümlesi kurmayı yeniden öğreniyor. Dolayısıyla bu trendin biraz da kuşkuyla izlediğim tarafı bu.
Bir kadına yıllarca “iyi eş ol, iyi anne ol, yuvanı koru” dedikten sonra boşandığında bu kez “Hadi şimdi seksi ol, seyahat et, kendini bul!” demek de başka tür bir baskı olabilir. Belki kadın kendini bulmak istemiyor. Belki üç ay boyunca sadece Netflix izlemek istiyor.
2025 tarihli bir başka çalışma, boşanmış kadınların evlilik içindeki “eş” rolünden çıktıktan sonra yeni sosyal roller kurmasını inceliyor. Özellikle daha ileri yaştaki kadınlarda iş, arkadaşlıklar ve topluluk içinde yer edinme, yeni kimliğin sağlamlaşmasında önemli görünüyor. Yani boşanma sonrası hayatın merkezi ille de yeni bir romantik ilişki olmuyor.
Bu trendin en sevdiğim tarafı da bu oldu. Seçme hakkının yeniden kendisine ait olduğunu fark ediyor. Bir sonraki aşamada muhtemelen boşanma sonrası hafta sonu olarak üç gecelik paket, yanında yoga ve travma smoothie’si satarlar.
Ama bütün pazarlama jargonunu kaldırınca geriye oldukça ciddi bir soru kalıyor. Bir ilişki bittikten sonra insan kim olur? Ve özellikle kadınlar için belki daha zor olan ikinci soru da şu: Hayatının büyük bölümünde birilerinin eşi, annesi, sevgilisi ya da bakım vereni olmuşsan, sadece “sen” olmak nasıl bir şeydir?